Farnny & Zooey - J.D. Salinger
''Eldeki olgular muhtemelen kendi adlarına konuşacak durumdalar, ama korkum o ki, olguların genelde kendilerini açıkladıklarından bile azıcık daha adice konuşuyorlar.''
sy:41
'' Bu yağmurdan tiksiniyorum. Bazen yağmurda ölmüş görüyorum kendimi.''
sy:58
'' Dünyada bu kadar güçlü sevgi ve nefretlerle yaşayamazsın.''
sy:78
''- Niye evlenmiyorsun ki?
- Tren seyahatlerinden fazlasıyla hoşlanıyorum. Evlendiğin zaman pencere kenarında hiç oturamıyorsun.''
''Büyük bir rahatlıkla yatıp ölebilirim bazen.''
sy:110
''Dinsel hayat ve onun getirdiği bütün o acılar, çirkin bir dünya yarattığı için Tanrı'nın suçlama küstahlığını gösteren insanlara Tanrı'nın musallat ettiği bir yerdir.''
sy:117
10 Ağustos 2016 Çarşamba
16 Haziran 2016 Perşembe
Sinek Isırıklarının Müellifi / Barış Bıçakçı
''Her şey bir şeyin etrafında hiç durmadan döner, insanın payına düşen sarhoşluktur.''
sy:15
''İstanbul'da gün boyu dolaşırken dünyanın haline üzüldüm. Ankara'da insan sadece Ankara'nın haline üzülüyor.''
sy:25
''Dünyamızda alışılmışın dışındaki her şeyin açıklanması gerekir ve bu hiç de masum bir gereklilik değildir. Açıklama yaparsanız neden gösterirseniz, makul gerekçeler sunarsanız, sonra bir bakmışsınız tam da sizden açıklama bekleyenlerin dilini kullanıyorsunuz, kendi dilinizi değil. Birilerine açıklama borçluysanız borcunu daima kendi dilinizi harcayarak ödersiniz.''
sy:27
''Halbuki sızıntı hep vardır, ip gibi, yaşadıklarımızdan, okuduğumuz kitaplardan, seyrettiğimiz filmlerden zihnimize akan bir şeyler hep vardır.''
sy:36
''Keder vardır. Hesap tutsun, denge sağlansın diye, büyük deftere yazılı, kaynağı belirsiz bir keder. İnsan, evet, simyacıdır; kıymıkları, çizikleri, ufacık şeyleri soy bir kedere dönüştürmeyi başarmıştır. Evrenin muazzam boşluğu madde, anti-madde ve keder ile doludur.''
sy:98
''Zaten bu dünyada çoğunluğu herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenleri oluşturur, geri kalanlar ise Vüs'at O. Bener okurudur.''
sy:114
''Hayatın sürekliliği hem birbirine eklenen hem de birbirini eksilten anların sürekliliğidir.''
sy:116
''Her şey bir şeyin etrafında hiç durmadan döner, insanın payına düşen sarhoşluktur.''
sy:15
''İstanbul'da gün boyu dolaşırken dünyanın haline üzüldüm. Ankara'da insan sadece Ankara'nın haline üzülüyor.''
sy:25
''Dünyamızda alışılmışın dışındaki her şeyin açıklanması gerekir ve bu hiç de masum bir gereklilik değildir. Açıklama yaparsanız neden gösterirseniz, makul gerekçeler sunarsanız, sonra bir bakmışsınız tam da sizden açıklama bekleyenlerin dilini kullanıyorsunuz, kendi dilinizi değil. Birilerine açıklama borçluysanız borcunu daima kendi dilinizi harcayarak ödersiniz.''
sy:27
''Halbuki sızıntı hep vardır, ip gibi, yaşadıklarımızdan, okuduğumuz kitaplardan, seyrettiğimiz filmlerden zihnimize akan bir şeyler hep vardır.''
sy:36
''Keder vardır. Hesap tutsun, denge sağlansın diye, büyük deftere yazılı, kaynağı belirsiz bir keder. İnsan, evet, simyacıdır; kıymıkları, çizikleri, ufacık şeyleri soy bir kedere dönüştürmeyi başarmıştır. Evrenin muazzam boşluğu madde, anti-madde ve keder ile doludur.''
sy:98
''Zaten bu dünyada çoğunluğu herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenleri oluşturur, geri kalanlar ise Vüs'at O. Bener okurudur.''
sy:114
''Hayatın sürekliliği hem birbirine eklenen hem de birbirini eksilten anların sürekliliğidir.''
sy:116
27 Mayıs 2016 Cuma
25 Mayıs 2016 Çarşamba
İçimizdeki Şeytan / Raymond Radiguet
''Babam ve erkek kardeşlerim sıkılmıştı ama olsun! Mutluluk bencildir.''
sy:30
''Ölümü sükunet içinde düşünmek ancak tek başımıza düşünüyorsak mümkündür. Ölüm iki kişilik olduğunda, inançsızlar için bile ölüm olmaktan çıkar. Acı verici olan hayatı değil, ona anlam kazandıran şeyi kaybetmektir. Aşk hayatımız olduğunda, birlikte yaşamak ya da birlikte ölmek arasında nasıl bir fark olabilir?''
sy:61
'' Bununla birlikte, iki kişilik bencillik olan aşk, her şeyi kendine kurban eder ve yalanlarla yaşar.''
''Mutsuzluk kabullenebilecek bir şey değildir. İnsan yalnızca mutluluğu hak ettiğini düşünür.''
sy:131
''Babam ve erkek kardeşlerim sıkılmıştı ama olsun! Mutluluk bencildir.''
sy:30
''Ölümü sükunet içinde düşünmek ancak tek başımıza düşünüyorsak mümkündür. Ölüm iki kişilik olduğunda, inançsızlar için bile ölüm olmaktan çıkar. Acı verici olan hayatı değil, ona anlam kazandıran şeyi kaybetmektir. Aşk hayatımız olduğunda, birlikte yaşamak ya da birlikte ölmek arasında nasıl bir fark olabilir?''
sy:61
'' Bununla birlikte, iki kişilik bencillik olan aşk, her şeyi kendine kurban eder ve yalanlarla yaşar.''
''Mutsuzluk kabullenebilecek bir şey değildir. İnsan yalnızca mutluluğu hak ettiğini düşünür.''
sy:131
20 Nisan 2016 Çarşamba
İçimizdeki Şeytan / Sabahattin Ali
''Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek''
sy:14
''Fakat şu muhakkak ki bugün olduğum gibi olmak da istemiyorum. Büsbütün başka bir hayat, daha az gülünç ve daha çok manalı bir hayat istiyorum. Belki bunu arayıp bulmak da mümkün... Fakat içimde öyle bir şeytan var ki ... Bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor. Onun elinden kurtulmaya çalışmak boş... Yalnız ben değil, hepimiz onun elinde bir oyuncağız... Senin dünyaya hakimiyet planların bile eminim ki onun mahsülü.''
sy:47
''Evet, evet onun korkusu... İçimde bu ürkek dünyayı yaratan onun korkusu... Ben bu değilim. Ben başka bir şeyler olacağım. Yalnız bu korku olmasa. Hiçbir şeyi bana tam ve iyi yaptırmayacağına emin olduğum bu şeytandan korkmasam.''
sy:51
''İnsan oturduğu odanın duvarlarından biri yok oluvermiş gibi bir noksanlık, bir çıplaklık duyuyor, bir gün evveline kadar kolumuz, bacağımız gibi pek tabii surette mevcut olan bir şeyin birdenbire hiç olmasına inanmak istemiyordu.''
sy:55
''Ben onu görmeden evvel hayatın manasını bilmiyordum, bulamamıştım. Şimdi görüyorum ki, o da bensiz yaşayamayacak.''
sy:109
''İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.''
sy:249
''İkimiz de aynı şehirdeyiz ve birbirimize varmamız için yarım saatten az bir zaman yeter. Buna rağmen o orada ben buradayım. Neden? Sebep yok. Ben burada ne yapıyorum?''
''Zaten anlatmak istediğim bir şey var, bin bir şekle sokup anlatmak arzusuyla yandığım tek bir şey; o da sizi sevdiğim. Bunun dünyanın teşekküünden beri kaç milyar defa tekrar edildiğini unutmuyordum, fakat siz söyleyin, canlılığından bir şey kaybetmiş mi? Kainatta hiçbir mevcudun olamayacağı kadar taze ve olgun değil mi? Bu böyle bir kelime ki doğuyor ve doğuşuyla beraber kemali de içinde getiriyor. Sizi seviyorum... Başka ne söyleyeyim? Siz de cevap vermeye kalkmayın. Bir insanın bütün varlığı ile , karmakarışık ruhu, esrarı çözülmemiş vücudu, arzuları, itiyatları, ihtirasları bilhassa her şeyiyle size teslim olması, size ihtihak etmesi ne muazzam bir şeydir. Bunu tamamıyla anladığınızı biliyorum. Bunun karşısında lakayıtta kalamayacağını biliyorum. Hiçbir insan seven bir insanın karşısında alakasız olamaz. Dünyanın bu en harikulade hadisesi karşısında kimse hareket ihtiyacına malik değildir. Buna hakkı yoktur. Nasıl muhtaç olduğumuz havayı istemem demeye, mekan içinde bi yer işgal etmekten vazgeçmeyen kuvvetimiz yoksa bize verilen bir aşkı almamaya da iktidarımız yoktur. Sizi seviyorum.
''Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek''
sy:14
''Fakat şu muhakkak ki bugün olduğum gibi olmak da istemiyorum. Büsbütün başka bir hayat, daha az gülünç ve daha çok manalı bir hayat istiyorum. Belki bunu arayıp bulmak da mümkün... Fakat içimde öyle bir şeytan var ki ... Bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor. Onun elinden kurtulmaya çalışmak boş... Yalnız ben değil, hepimiz onun elinde bir oyuncağız... Senin dünyaya hakimiyet planların bile eminim ki onun mahsülü.''
sy:47
''Evet, evet onun korkusu... İçimde bu ürkek dünyayı yaratan onun korkusu... Ben bu değilim. Ben başka bir şeyler olacağım. Yalnız bu korku olmasa. Hiçbir şeyi bana tam ve iyi yaptırmayacağına emin olduğum bu şeytandan korkmasam.''
sy:51
''İnsan oturduğu odanın duvarlarından biri yok oluvermiş gibi bir noksanlık, bir çıplaklık duyuyor, bir gün evveline kadar kolumuz, bacağımız gibi pek tabii surette mevcut olan bir şeyin birdenbire hiç olmasına inanmak istemiyordu.''
sy:55
''Ben onu görmeden evvel hayatın manasını bilmiyordum, bulamamıştım. Şimdi görüyorum ki, o da bensiz yaşayamayacak.''
sy:109
''İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.''
sy:249
''İkimiz de aynı şehirdeyiz ve birbirimize varmamız için yarım saatten az bir zaman yeter. Buna rağmen o orada ben buradayım. Neden? Sebep yok. Ben burada ne yapıyorum?''
''Zaten anlatmak istediğim bir şey var, bin bir şekle sokup anlatmak arzusuyla yandığım tek bir şey; o da sizi sevdiğim. Bunun dünyanın teşekküünden beri kaç milyar defa tekrar edildiğini unutmuyordum, fakat siz söyleyin, canlılığından bir şey kaybetmiş mi? Kainatta hiçbir mevcudun olamayacağı kadar taze ve olgun değil mi? Bu böyle bir kelime ki doğuyor ve doğuşuyla beraber kemali de içinde getiriyor. Sizi seviyorum... Başka ne söyleyeyim? Siz de cevap vermeye kalkmayın. Bir insanın bütün varlığı ile , karmakarışık ruhu, esrarı çözülmemiş vücudu, arzuları, itiyatları, ihtirasları bilhassa her şeyiyle size teslim olması, size ihtihak etmesi ne muazzam bir şeydir. Bunu tamamıyla anladığınızı biliyorum. Bunun karşısında lakayıtta kalamayacağını biliyorum. Hiçbir insan seven bir insanın karşısında alakasız olamaz. Dünyanın bu en harikulade hadisesi karşısında kimse hareket ihtiyacına malik değildir. Buna hakkı yoktur. Nasıl muhtaç olduğumuz havayı istemem demeye, mekan içinde bi yer işgal etmekten vazgeçmeyen kuvvetimiz yoksa bize verilen bir aşkı almamaya da iktidarımız yoktur. Sizi seviyorum.
28 Mart 2016 Pazartesi
Bulantı / Sartre
'' Öyleyse şu son haftalar içinde bir değişiklik ortaya çıktı. Ama nerede? Hiçbir şeye bağlanılamayan soyut bir değişme bu. Değişen ben miyim? Ben değilsem şu oda, şu kent, şu doğa; seçmek gerek...''
sy:20
'' Heyecanlanıyorum. Gövdem dinlenme halinde bir ince makine sanki.Başımdan gerçekten serüvenler geçti. Ayrıntıları aklıma gelmiyor, ama olayların şaşmaz bir biçimde art arda gelişini unutmadım. Denizler aştım, ardımda denizler bıraktım, ırmakların kaynaklarına ulaşmaya çalıştım ya da ormanlara daldım ve görmediğim kentlere yöneliyorum hep. Kadınlarla yattım, heriflere dalaştım. Geriye dönmek elimden gelmiyordu. Bir plağın geri dönememesi gibi. Bütün bunlar beni nereye götürüyordu? Şu ana, müzikle kaynaşan şu aydınlık yuvarlağın içindeki şu bankete.''
sy:45
''Çoğunlukla bu imge kırıntıları da yok oluyor. Geriye yalnız sözcükler kalıyor.''
sy:58
''Bir şey, sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.''
sy:65
''Kadın, çekirdekleri kaşığına kibarca yumurtlamakla meşgul. Gözlerini tavana çevirmiş olan kocasıyla eliyle masanın üzerinde tempo tutuyor. Susmak onların doğal hali sanki. Konuşmak da ara sıra geçirdikleri bir nöbet.''
sy:82
''Yeniden yürüyorum. Rüzgar, bir vapur düdüğünün çığlığını getiriyor. Yapayalnızım, ama bir kente yürüyen ordu gibiyim.''
sy:89
''Yeryüzünde şu serüven duygusu kadar bağlı olduğum başka bir şey yok belki. Ama bu duygu istediği zaman geliyor, sonra hemen kaçıp gidiyor. Gittiği zaman nasıl bomboş kalıyorum. Yoksa hayatımı boşa harcadığımı anlatmak için mi bu kısa ve alaycı ziyaretler geliyor bana?''
sy:91
''Şu serüven duygusunun olaylardan gelmediği belli, kanıtlandı bu. Serüven duygusu, anların art arda geliş biçimine bağlı.''
sy:91
''İçim boşalmış ve yatışmış halde, şu kullanılmamış gökyüzü altında rastgele yürüyorum.''
sy:111
''Kendimi asmaya ne kadar isteğim varsa onunla yemeğe gitmeyi de o kadar istiyorum.''
sy:118
''Doğruydu bu. Farkına varmıştım zaten; benim var olmaya hakkım yoktu. Rastgele ortaya çıkmıştım; bir taş, bir bitki, bir mikrop gibi var olup gidiyordum. Hayatım her bakımdan önemsiz mutluluklara yöneliyordu. kimi zaman ne idüğü belirsiz işaretler gönderiyordu. Kimi zaman da sonuçsuz bir vızıltıdan başka bir şey duyulmuyordu.''
sy:130
''Çevreme kaygılı gözlerle baktım, şimdiden başka tek şey yoktu. şimdi'leri içinde kabuk bağlamış, hafif ve sağlam mobilyalar; bir masa, bir yatak, bir aynalı dolap ... ve ben. Şimdi var olandı, şimdi olmaya hiçbir şey varoluşmuyordu. geçmiş var olan bir şey değildi. Hem de hiç değildi.''
sy:145
''Bekleyip duran şey toparlandı, üzerine atıldı, içime akıyor, dopdoluydum. Bir şey değilmiş, bekleyip duran şey kendimmiş. Özgürlüğe kavuşmuş, bağlarını koparmış varoluş üstüme taşıyor. Varoluşmaktayım.
Varoluşmaktayım. Tatlı; öyle tatlı, öyle ağır bir şey ki bu! hem de hafif, sanki kendi kendine havalarda uçup duruyor. Kıpraşıyor. Her yanda eriyip kaybolan değişler sanki. Öyle tatlı, öyle tatlı ki! Ağzımda köpüklü bir su var.Yutuyorum, boğazımdan aşağı kayıyor, okşuyor beni.İşte yeniden doğuyor, dilime değip geçen küçük beyazımsı bir su birikintisi (yerli yerinde) eksilmiyor ağzımdan. Bu birikinti de benim. Dil de, boğaz da benim.''
sy:149
''Her şey dopdoluydu, varoluş her yerde, yoğun, ağır ve tatlı. Ama bütün bu tatlılığın ardında, ele geçmez, yakın, ama yine de uzak, genç, acımasız ve durgun şu ... Evet, şu eğilip bükülmezlik var.''
sy:156
'' Düşünüyorum da. Hepimiz şurada oturmuşuz, o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yiyip içiyoruz. Oysa, var olmaya devam etmemiz için hiçbir, ama hiçbir sebep yok.''
sy:167
''Çıkmak, herhangi bir yere gitmek istiyorum. Gerçekten kendi yerimi bulacağım, içine yerleşeceğim bir yere... Ama benim yerim diye bir şey yok; ben fazlalılığım.''
sy:182
'' Onu kollarımın arasına alsam mı.. neye yarar? Hiçbir yararım dokunamaz ona. o da benim gibi yapayalnız.''
sy:223
''Birden, insanın her zaman kaybettiğini öğrendim. Kazanacaklarına inanan yalnız kodoşlardır.''
sy:231
'' Ben de olmak istemiştim. Hatta bundan başka bir şey istemedim.''
sy:256
'' Öyleyse şu son haftalar içinde bir değişiklik ortaya çıktı. Ama nerede? Hiçbir şeye bağlanılamayan soyut bir değişme bu. Değişen ben miyim? Ben değilsem şu oda, şu kent, şu doğa; seçmek gerek...''
sy:20
'' Heyecanlanıyorum. Gövdem dinlenme halinde bir ince makine sanki.Başımdan gerçekten serüvenler geçti. Ayrıntıları aklıma gelmiyor, ama olayların şaşmaz bir biçimde art arda gelişini unutmadım. Denizler aştım, ardımda denizler bıraktım, ırmakların kaynaklarına ulaşmaya çalıştım ya da ormanlara daldım ve görmediğim kentlere yöneliyorum hep. Kadınlarla yattım, heriflere dalaştım. Geriye dönmek elimden gelmiyordu. Bir plağın geri dönememesi gibi. Bütün bunlar beni nereye götürüyordu? Şu ana, müzikle kaynaşan şu aydınlık yuvarlağın içindeki şu bankete.''
sy:45
''Çoğunlukla bu imge kırıntıları da yok oluyor. Geriye yalnız sözcükler kalıyor.''
sy:58
''Bir şey, sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.''
sy:65
''Kadın, çekirdekleri kaşığına kibarca yumurtlamakla meşgul. Gözlerini tavana çevirmiş olan kocasıyla eliyle masanın üzerinde tempo tutuyor. Susmak onların doğal hali sanki. Konuşmak da ara sıra geçirdikleri bir nöbet.''
sy:82
''Yeniden yürüyorum. Rüzgar, bir vapur düdüğünün çığlığını getiriyor. Yapayalnızım, ama bir kente yürüyen ordu gibiyim.''
sy:89
''Yeryüzünde şu serüven duygusu kadar bağlı olduğum başka bir şey yok belki. Ama bu duygu istediği zaman geliyor, sonra hemen kaçıp gidiyor. Gittiği zaman nasıl bomboş kalıyorum. Yoksa hayatımı boşa harcadığımı anlatmak için mi bu kısa ve alaycı ziyaretler geliyor bana?''
sy:91
''Şu serüven duygusunun olaylardan gelmediği belli, kanıtlandı bu. Serüven duygusu, anların art arda geliş biçimine bağlı.''
sy:91
''İçim boşalmış ve yatışmış halde, şu kullanılmamış gökyüzü altında rastgele yürüyorum.''
sy:111
''Kendimi asmaya ne kadar isteğim varsa onunla yemeğe gitmeyi de o kadar istiyorum.''
sy:118
''Doğruydu bu. Farkına varmıştım zaten; benim var olmaya hakkım yoktu. Rastgele ortaya çıkmıştım; bir taş, bir bitki, bir mikrop gibi var olup gidiyordum. Hayatım her bakımdan önemsiz mutluluklara yöneliyordu. kimi zaman ne idüğü belirsiz işaretler gönderiyordu. Kimi zaman da sonuçsuz bir vızıltıdan başka bir şey duyulmuyordu.''
sy:130
''Çevreme kaygılı gözlerle baktım, şimdiden başka tek şey yoktu. şimdi'leri içinde kabuk bağlamış, hafif ve sağlam mobilyalar; bir masa, bir yatak, bir aynalı dolap ... ve ben. Şimdi var olandı, şimdi olmaya hiçbir şey varoluşmuyordu. geçmiş var olan bir şey değildi. Hem de hiç değildi.''
sy:145
''Bekleyip duran şey toparlandı, üzerine atıldı, içime akıyor, dopdoluydum. Bir şey değilmiş, bekleyip duran şey kendimmiş. Özgürlüğe kavuşmuş, bağlarını koparmış varoluş üstüme taşıyor. Varoluşmaktayım.
Varoluşmaktayım. Tatlı; öyle tatlı, öyle ağır bir şey ki bu! hem de hafif, sanki kendi kendine havalarda uçup duruyor. Kıpraşıyor. Her yanda eriyip kaybolan değişler sanki. Öyle tatlı, öyle tatlı ki! Ağzımda köpüklü bir su var.Yutuyorum, boğazımdan aşağı kayıyor, okşuyor beni.İşte yeniden doğuyor, dilime değip geçen küçük beyazımsı bir su birikintisi (yerli yerinde) eksilmiyor ağzımdan. Bu birikinti de benim. Dil de, boğaz da benim.''
sy:149
''Her şey dopdoluydu, varoluş her yerde, yoğun, ağır ve tatlı. Ama bütün bu tatlılığın ardında, ele geçmez, yakın, ama yine de uzak, genç, acımasız ve durgun şu ... Evet, şu eğilip bükülmezlik var.''
sy:156
'' Düşünüyorum da. Hepimiz şurada oturmuşuz, o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yiyip içiyoruz. Oysa, var olmaya devam etmemiz için hiçbir, ama hiçbir sebep yok.''
sy:167
''Çıkmak, herhangi bir yere gitmek istiyorum. Gerçekten kendi yerimi bulacağım, içine yerleşeceğim bir yere... Ama benim yerim diye bir şey yok; ben fazlalılığım.''
sy:182
'' Onu kollarımın arasına alsam mı.. neye yarar? Hiçbir yararım dokunamaz ona. o da benim gibi yapayalnız.''
sy:223
''Birden, insanın her zaman kaybettiğini öğrendim. Kazanacaklarına inanan yalnız kodoşlardır.''
sy:231
'' Ben de olmak istemiştim. Hatta bundan başka bir şey istemedim.''
sy:256
Etiketler:
1938,
bulantı,
jean paul sartre,
kitap,
kitap alıntısı,
la nausee,
novel,
sartre
24 Mart 2016 Perşembe
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra / Barış Bıçakçı
'' Yaşamak için kendiliğinden bir eğilim vardır değil mi?''
sy:39
'' O an öyle güzeldi ki, o anla yetinmek insanoğlunun başarabileceği bir şey değildi.''
sy:44
'' Güzel bir anı gelecekte yeniden yaşamayı güvence altına alarak elde edilen mütevazı bir sonsuzluk duygusu...''
sy: 44
'' Hayat devam eder. Bazı çiçekler susuzluğa ve unutulmaya dayanır. Hayat her zaman devam eder, bunu herkes bilir.''
sy:55
'' Bir duygunun itiraf edilmesiyle, adının konulmasıyla kınından çıkan bıçak gibi bir keder...''
sy:61
''Sahipleri evden ayrılırken anlamla sarmalanıyordu eller. Omuza dokunulduğunda, bir kolu kavradığında, sırtı sıvazladığında. Bir söz veriyor, vaatte bulunuyorlardı. Yalnız değilsiniz, yanınızdayım, acınızı anlıyorum, hayat devam ediyor, ölenle ölünmüyor, yine geleceğim, bir ihtiyacınız olursa yapabileceğim bir şey olursa mutlaka arayın. Söze dönüşüyordu eller, güvenilmez oluyorlardı bu yüzden. Anlamları oluyordu, tabii hemen sonra da anlamsızlıkları. asansörün kapısını açıyorlar, son bir kez sallanıyorlar ve ardından gözden yitiyorlardı. Cesaretini toplayıp kendi ellerine bakıyordu Umut. Bakar bakmaz da ellerini ileriye doğru uzatıp boşluğa itiyordu. Birini iter gibi değil hayır. Bir düşünceyi iter gibi.''
sy:66
''Ben dışardayken evlerden birinden burnuma bir yemek kokusu geldi mi, kendimi müthiş savunmasız hissediyorum. Savunmasız... Bu hayatta hiç sevilmemiş gibi filan hissediyorum.''
sy:77
'' Yalnızca bir an ama. Yalnızca bir an farklı görünüyor her şey.''
sy:77
''Yine de, her şeye rağmen, bu şehirde de birileri, insanlık tarihinin en başında yazılması, yazı yok muydu, çizilmesi, bağırılması gerekeni bir duvara yazıveriyor: 'NE TANRI NE EFENDİ!' Üstelik ünlem işaretini filan da unutmadan!''
sy:78
'' Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra, onları anlamayacakları şeyleri anlattım, diyeceğim. Öyle olsun.''
sy:79
'' Oysa çok geçti, bilmiyordu ki çok geçti! Olan olmuştu... Böyle şeyler çocukken olur ve bir daha da silinmez. terk edilmekten korkmak... Korktuğun şey başına gelince de kendimi cezalandırmak... Böyle şeyler çocukken olur bir daha da silinmez.''
sy:92
'' Küçük şeylerden filizlenen, büyüyen balta girmemiş orman. Ona yazgı diyoruz, ama masa saatinin içine nasılsa girip altı rakamının dibinde ölmüş kalmış küçük bir sinek de diyebiliriz. Çünkü artık burada, bu dünyada her şey parçalar halinde ve her bir parça diğerinin yerine geçebiliyor. Yadırgamıyoruz. Çıldırmamız gerek ama yadırgamıyoruz. Ben örneğin hem kendini beğenmiş biri hem bir akvaryum balığı olabiliyorum, tül tül yüzgeçlerimle aptallık ve ölüm taşıyorum. Bu balık gerçeğin kendisi olabiliyor, ama gerçek daima biraz hüzünlüdür. gerçeği ararken bir yadan da bulduğumuz anda değiştirmeyi düşleriz. Çünkü aynı zamanda gerçek daima biraz utanç vericidir.''
sy:98
'' Her şeyi yerli yerinde, tıkır tıkır işleyen bir hayat kurduğunda, o hayatı yerle bir edecek bir felaket kurgulamak da farz olur.''
sy:109
'' Yaşamak için kendiliğinden bir eğilim vardır değil mi?''
sy:39
'' O an öyle güzeldi ki, o anla yetinmek insanoğlunun başarabileceği bir şey değildi.''
sy:44
'' Güzel bir anı gelecekte yeniden yaşamayı güvence altına alarak elde edilen mütevazı bir sonsuzluk duygusu...''
sy: 44
'' Hayat devam eder. Bazı çiçekler susuzluğa ve unutulmaya dayanır. Hayat her zaman devam eder, bunu herkes bilir.''
sy:55
'' Bir duygunun itiraf edilmesiyle, adının konulmasıyla kınından çıkan bıçak gibi bir keder...''
sy:61
''Sahipleri evden ayrılırken anlamla sarmalanıyordu eller. Omuza dokunulduğunda, bir kolu kavradığında, sırtı sıvazladığında. Bir söz veriyor, vaatte bulunuyorlardı. Yalnız değilsiniz, yanınızdayım, acınızı anlıyorum, hayat devam ediyor, ölenle ölünmüyor, yine geleceğim, bir ihtiyacınız olursa yapabileceğim bir şey olursa mutlaka arayın. Söze dönüşüyordu eller, güvenilmez oluyorlardı bu yüzden. Anlamları oluyordu, tabii hemen sonra da anlamsızlıkları. asansörün kapısını açıyorlar, son bir kez sallanıyorlar ve ardından gözden yitiyorlardı. Cesaretini toplayıp kendi ellerine bakıyordu Umut. Bakar bakmaz da ellerini ileriye doğru uzatıp boşluğa itiyordu. Birini iter gibi değil hayır. Bir düşünceyi iter gibi.''
sy:66
''Ben dışardayken evlerden birinden burnuma bir yemek kokusu geldi mi, kendimi müthiş savunmasız hissediyorum. Savunmasız... Bu hayatta hiç sevilmemiş gibi filan hissediyorum.''
sy:77
'' Yalnızca bir an ama. Yalnızca bir an farklı görünüyor her şey.''
sy:77
''Yine de, her şeye rağmen, bu şehirde de birileri, insanlık tarihinin en başında yazılması, yazı yok muydu, çizilmesi, bağırılması gerekeni bir duvara yazıveriyor: 'NE TANRI NE EFENDİ!' Üstelik ünlem işaretini filan da unutmadan!''
sy:78
'' Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra, onları anlamayacakları şeyleri anlattım, diyeceğim. Öyle olsun.''
sy:79
'' Oysa çok geçti, bilmiyordu ki çok geçti! Olan olmuştu... Böyle şeyler çocukken olur ve bir daha da silinmez. terk edilmekten korkmak... Korktuğun şey başına gelince de kendimi cezalandırmak... Böyle şeyler çocukken olur bir daha da silinmez.''
sy:92
'' Küçük şeylerden filizlenen, büyüyen balta girmemiş orman. Ona yazgı diyoruz, ama masa saatinin içine nasılsa girip altı rakamının dibinde ölmüş kalmış küçük bir sinek de diyebiliriz. Çünkü artık burada, bu dünyada her şey parçalar halinde ve her bir parça diğerinin yerine geçebiliyor. Yadırgamıyoruz. Çıldırmamız gerek ama yadırgamıyoruz. Ben örneğin hem kendini beğenmiş biri hem bir akvaryum balığı olabiliyorum, tül tül yüzgeçlerimle aptallık ve ölüm taşıyorum. Bu balık gerçeğin kendisi olabiliyor, ama gerçek daima biraz hüzünlüdür. gerçeği ararken bir yadan da bulduğumuz anda değiştirmeyi düşleriz. Çünkü aynı zamanda gerçek daima biraz utanç vericidir.''
sy:98
'' Her şeyi yerli yerinde, tıkır tıkır işleyen bir hayat kurduğunda, o hayatı yerle bir edecek bir felaket kurgulamak da farz olur.''
sy:109
8 Mart 2016 Salı
Çoluk Çocuk / Patti Smith
''Uyandığımızda o çarpık gülümsemesiyle karşılaşınca, onun benim şövalyem olduğunu anladım.''
sy:40
'' Robert'in içinde benim henüz bilmediğim koskoca bir evren taştığını düşündüm.''
sy:48
'' Kapıları açıyorum, kapıları kapatıyorum, diye yazmıştı. Kimseyi sevmemiş, herkesi sevmişti. Seksi seviyordu, nefret ediyordu. Yaşam bir yalandı, gerçek bir yalandı. Düşünceleri sağaltıcı bir yarayla sona eriyordu. 'Çizerken çırılçıplak kalıyorum. Tanrı elimden tutuyor ve birlikte şarkı söylüyoruz'. Bu onun bir sanatçı olarak manifestosuydu.''
sy:74
''Çok şey istediğimizi öğrendik. Ancak kim olduğumuzdan ve sahip olduklarımızdan ödün verebilirdik.''
sy:79
''Kimse bizim gördüğümüz gibi görmüyor Patti, dedi yine. Böyle şeyler söylediği zaman, büyülü bir zaman aralığındaymışçasına, dünyada sadece ikimiz varmışız gibi hissediyorum.''
sy:103
''Kahkahalar. Hayatta kalabilmek için önemli bir malzeme. Ve biz sık sık kahkaha atardık.''
sy:104
''Biliyordum ki bir gün ben duracaktım ve o yürümeye devam edecekti, fakat o ana kadar, bizi hiçbir şey ayıramazdı.''
sy:107
''O gün, içimizde hiçbir endişe barındırmaksızın, sadece kendimiz olduk. O anın bir kutu kamerasının içinde donmuş olması bizim şansımızdı.''
sy:156
''Benimle ilgili hayallerin benim hayallerim değildi, dedi. Belki de, o hayaller senin için.''
sy:186
''Duvarlara serpilmiş küçük çiçekler, tıpkı gökyüzüne serpilmiş tomurcuk yıldızlar gibi.''
sy:230
'' İsa birilerinin günahları için öldü, ama benimkiler için değil.''
sy:247
''Küçük zümrüt kuş uçup gitmek ister.
Eğer avucumu kaparsam, kalmasını sağlayabilir miyim?
Küçük zümrüt ruh, küçük zümrüt göz.
Küçük zümrüt kuş, veda etmek zorunda mıyız?
sy:278
''Uyandığımızda o çarpık gülümsemesiyle karşılaşınca, onun benim şövalyem olduğunu anladım.''
sy:40
'' Robert'in içinde benim henüz bilmediğim koskoca bir evren taştığını düşündüm.''
sy:48
'' Kapıları açıyorum, kapıları kapatıyorum, diye yazmıştı. Kimseyi sevmemiş, herkesi sevmişti. Seksi seviyordu, nefret ediyordu. Yaşam bir yalandı, gerçek bir yalandı. Düşünceleri sağaltıcı bir yarayla sona eriyordu. 'Çizerken çırılçıplak kalıyorum. Tanrı elimden tutuyor ve birlikte şarkı söylüyoruz'. Bu onun bir sanatçı olarak manifestosuydu.''
sy:74
''Çok şey istediğimizi öğrendik. Ancak kim olduğumuzdan ve sahip olduklarımızdan ödün verebilirdik.''
sy:79
''Kimse bizim gördüğümüz gibi görmüyor Patti, dedi yine. Böyle şeyler söylediği zaman, büyülü bir zaman aralığındaymışçasına, dünyada sadece ikimiz varmışız gibi hissediyorum.''
sy:103
''Kahkahalar. Hayatta kalabilmek için önemli bir malzeme. Ve biz sık sık kahkaha atardık.''
sy:104
''Biliyordum ki bir gün ben duracaktım ve o yürümeye devam edecekti, fakat o ana kadar, bizi hiçbir şey ayıramazdı.''
sy:107
''O gün, içimizde hiçbir endişe barındırmaksızın, sadece kendimiz olduk. O anın bir kutu kamerasının içinde donmuş olması bizim şansımızdı.''
sy:156
''Benimle ilgili hayallerin benim hayallerim değildi, dedi. Belki de, o hayaller senin için.''
sy:186
''Duvarlara serpilmiş küçük çiçekler, tıpkı gökyüzüne serpilmiş tomurcuk yıldızlar gibi.''
sy:230
'' İsa birilerinin günahları için öldü, ama benimkiler için değil.''
sy:247
''Küçük zümrüt kuş uçup gitmek ister.
Eğer avucumu kaparsam, kalmasını sağlayabilir miyim?
Küçük zümrüt ruh, küçük zümrüt göz.
Küçük zümrüt kuş, veda etmek zorunda mıyız?
sy:278
4 Mart 2016 Cuma
Toza Sor / John Fante
'' Bandini tek başına yürüyor, uzun boylu değil ama sağlam kasları ile gurur duyuyor, pazularının keyfini çıkarmak için yumruklarını sıkmış, delilik derecesinde korkusuz, tek korkusu bu gizemli dünyanın gizleri. Ölüler hayata döner mi? Kitaplar diyor, gece evet diye haykırıyor. Yirmi yaşındayım, akıl çağına erdim, aşağıdaki sokaklara dalmak üzereyim, bir kadın arıyorum. Ruhum lekelendi bile mi, geri mi dönsem, koruyucu bir meleğim var mı, annemin duaları ruhumu teskin mi ediyorlar, yoksa canımı mı sıkıyorlar?''
sy:17
''Bir sigara yaktım ve bekledim. Kıyamete kadar bekleyecektim. Tanrı canımı alana kadar.''
sy:21
''Zor günler, bulutsuz mavi günler, ortasında güneşin yüzdüğü mavi bir deniz. Bolluk günleri - bol endişe, bol portakal. Yatakta portakal, öğlen portakal. Düzinesi beş sent. Gökyüzünde güneş, midemde güneş suyu.''
sy:25
''Dünyada beni seven bir şey olsaydı, tek bir şey, bir böcek, bir fare hatta, ama o da mazide kalmıştı, ona sunabileceğim en iyi şeyin portakal kabuğu olduğunu anlayınca Pedro bile terk etmişti beni.''
sy:26
'' Pencerenin önünde durup ellerimi göğe açtım; beş para etmezdim, ucuz bir taklit; ne yazar ne de aşık; ne balık ne de kuş.''
sy:71
''peki, ne yapmalıyım? ağzımı gökyüzüne doğru kaldırıp korkak dilimle bir şeyler mi gevelesem? Göğsümü açıp yumruklayarak İsa'nın dikkatini mi çekmeye çalışsam? Ama örtünüp yola devam etmek daha iyi ve mantıklı olmaz mıydı? Şaşkınlıklar olacaktı şüphesiz, açlık çekecektim; kurumuş dudaklarımı tatlandırmak için yanaklarımdan süzülüp minik kuşlar gibi beni teselli etmeye çalışan gözyaşlarımdan başka hiçbir şeyimin olmadığı bir yalnızlığa bürünecektim. ve sonunda teselli bulacaktım, ölmüş bir kıza duyulan aşka benzer bir güzellik olacaktı. Biraz da kahkaha, zaptedilmiş kahkahalar ve geceleyin sessiz bir bekleyiş, geceye duyulan yumuşak korku, ölümün meydan okuyan öpüşüne duyulan korkuya benzer bir korku. Ve gece çökecekti ve gençliğimin tez canlılığı ile terk ettiğim kaptanlarım denizimin kıyılarında alınmış yağlar süreceklerdi hislerime. Ama bağışlanacaktım, bu ve başka şeyler için, Vera Rivken için, Voltaire'in aralıksız çırpan kanatları içip, durup o büyüleyici kuşu dinlediğim için. Deniz kıyısındaki yurduma döndüğümde her şey için bağışlanacaktım.''
sy:93
'' Ama büyük olayların arifesindeydim ve paylaşabileceğim biri yoktu.''
sy:138
'' Bandini tek başına yürüyor, uzun boylu değil ama sağlam kasları ile gurur duyuyor, pazularının keyfini çıkarmak için yumruklarını sıkmış, delilik derecesinde korkusuz, tek korkusu bu gizemli dünyanın gizleri. Ölüler hayata döner mi? Kitaplar diyor, gece evet diye haykırıyor. Yirmi yaşındayım, akıl çağına erdim, aşağıdaki sokaklara dalmak üzereyim, bir kadın arıyorum. Ruhum lekelendi bile mi, geri mi dönsem, koruyucu bir meleğim var mı, annemin duaları ruhumu teskin mi ediyorlar, yoksa canımı mı sıkıyorlar?''
sy:17
''Bir sigara yaktım ve bekledim. Kıyamete kadar bekleyecektim. Tanrı canımı alana kadar.''
sy:21
''Zor günler, bulutsuz mavi günler, ortasında güneşin yüzdüğü mavi bir deniz. Bolluk günleri - bol endişe, bol portakal. Yatakta portakal, öğlen portakal. Düzinesi beş sent. Gökyüzünde güneş, midemde güneş suyu.''
sy:25
''Dünyada beni seven bir şey olsaydı, tek bir şey, bir böcek, bir fare hatta, ama o da mazide kalmıştı, ona sunabileceğim en iyi şeyin portakal kabuğu olduğunu anlayınca Pedro bile terk etmişti beni.''
sy:26
'' Pencerenin önünde durup ellerimi göğe açtım; beş para etmezdim, ucuz bir taklit; ne yazar ne de aşık; ne balık ne de kuş.''
sy:71
''peki, ne yapmalıyım? ağzımı gökyüzüne doğru kaldırıp korkak dilimle bir şeyler mi gevelesem? Göğsümü açıp yumruklayarak İsa'nın dikkatini mi çekmeye çalışsam? Ama örtünüp yola devam etmek daha iyi ve mantıklı olmaz mıydı? Şaşkınlıklar olacaktı şüphesiz, açlık çekecektim; kurumuş dudaklarımı tatlandırmak için yanaklarımdan süzülüp minik kuşlar gibi beni teselli etmeye çalışan gözyaşlarımdan başka hiçbir şeyimin olmadığı bir yalnızlığa bürünecektim. ve sonunda teselli bulacaktım, ölmüş bir kıza duyulan aşka benzer bir güzellik olacaktı. Biraz da kahkaha, zaptedilmiş kahkahalar ve geceleyin sessiz bir bekleyiş, geceye duyulan yumuşak korku, ölümün meydan okuyan öpüşüne duyulan korkuya benzer bir korku. Ve gece çökecekti ve gençliğimin tez canlılığı ile terk ettiğim kaptanlarım denizimin kıyılarında alınmış yağlar süreceklerdi hislerime. Ama bağışlanacaktım, bu ve başka şeyler için, Vera Rivken için, Voltaire'in aralıksız çırpan kanatları içip, durup o büyüleyici kuşu dinlediğim için. Deniz kıyısındaki yurduma döndüğümde her şey için bağışlanacaktım.''
sy:93
'' Ama büyük olayların arifesindeydim ve paylaşabileceğim biri yoktu.''
sy:138
Etiketler:
book,
john fante,
kitap,
kitap alıntısı,
novel,
toza sor
Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu / Haruki Murakami
'' Dünya yoğunlaştırılmış olasılıklara bağlı olarak ortaya çıkarılmış bir yuvarlak masadır.''
sy:11
'' Yine de bazen şöyle düşünürüm. Biz hepimiz, eskiden bambaşka bir yerde, bambaşka bir yaşam sürmüş olamaz mıyız, derim kendi kendime. Sonra bunu, herhangi bir nedenle tamamen unutup, hiçbir şey bilmeden yaşamımıza devam ediyor olabiliriz. Hiç böyle düşündüğün oldu mu?''
sy:56
'' Evrimin özünde acı ve yalnızlık vardır. Keyifli bir evrim söz konusu olamaz.''
sy:65
'' Beklentiler, hayal kırıklıklarını beraberinde getirebilir.''
sy:95
'' Sır dediğimiz şey, o sırrı bilen insan sayısı az olduğu için sırdır.''
sy:136
'' Son üç gün içerisinde olanların hiçbiri benim isteği dahilinde gelişmiş değildi. Her şey dışarıdan çıkagelmiş, ben sadece olayların içine çekilmiştim.''
sy:211
''İnsan eksikliklerini kendiliğinden gideremez. Eğilimleri yaklaşık olarak yirmi beş yaşına kadar katılaşır ve daha sonra ne kadar çabalarsa çabalasın karakterini değiştirmeyi başaramaz. Sorun dış dünyanın o eğilimlere ne şekilde tepki vereceğiyle sınırlıdır.''
sy:212
''Yüreğini daha fazla aç. Sen mahkum değilsin. Sen rüya peşinde göklerde uçan kuşsun.''
sy:238
'' Orada hiç görmediğim manzaralar vardı; hiç duymadığım müzikler çalıyor, anlamayı başaramadığım sözcükler fısıldanıyordu. Aniden yükseliveriyor, yine aniden karanlığın dibine çöküveriyordu.''
sy:239
''Çoğunlukla hiç konuşmadan karşılıklı oturup sıcak kahvelerimizi içiyor, kurabiye ya da ekmeğimizi yiyorduk.''
sy:240
'' Yüreğini açamaman benim yüzümden mi acaba? diye sordu kız. Ben senin yüreğine yanıt veremediğim için mi, yüreğin sımsıkı kapanmış halde?''
sy:241
''Ben deniz kıyılarındaki uyarı dubalarının altına takılan kurşun ağırlıklar kadar hantal ve aptalımdır.''
sy:326
''Fakat yüreğini fırlatıp atabildiğin anda, huzur da gelir seni bulur. Senin şimdiye kadar hiç tatmadığın kadar derin bir huzur.''
sy:439
'' Fakat savaş, nefret ve ihtirasın olmaması demek, bunların zıddının da olmaması demektir. Bunların zıddı sevinç, mutluluk ve aşktır. Ancak ihtiras, yok oluş, üzüntü olursa, sevinç var olabilir. Umutsuzluk olmadan, mutluluk hiçbir yerde var olamaz.''
sy:464
'' Ben de kendimce, yetersiz de olsa, onu severdim.''
sy:474
'' İnsan hareketlerinin birçoğu, kendisinin daha sonra da sürekli yaşamaya devam edeceği ön koşuluyla ortaya çıkar, bu ön koşul ortadan kalkacak olursa d geriye hiçbir şey kalmaz.''
sy:479
''İnsanın içinde uyanan hisleri kendine özgü sözlerle ifade etmesi çok zor bir iştir. Herkes bir şeyler hisseder, ama bunu düzgün bir şekilde sözcüklere dökebilen pek fazla insan yoktur.''
sy:484
''Bir kez yitirilen şey, tamamen yok olup gitse bile, o kayıp sonsuza dek devam eder.''
sy:489
''Gün ağarmadan önceki karanlık saatleri severim. Temiz ve işe yarayacağı bir yol olmadığı içindir mutlaka.''
sy:523
''Tema net olduğunda esneklik kaybolur.''
sy:545
''Dünyada gözyaşı dökülemeyecek üzüntüler vardır işte. Bunu kimseye anlatamayacağınız gibi, anlatsanız bile hiç kimsenin anlayamayacağı türden şeylerdir. O üzüntü şekli hiç değişmeden, rüzgarsız bir gecede yağan kar gibi sessizce yüreğinizde birikir durur.''
sy:550
'' Dünya yoğunlaştırılmış olasılıklara bağlı olarak ortaya çıkarılmış bir yuvarlak masadır.''
sy:11
'' Yine de bazen şöyle düşünürüm. Biz hepimiz, eskiden bambaşka bir yerde, bambaşka bir yaşam sürmüş olamaz mıyız, derim kendi kendime. Sonra bunu, herhangi bir nedenle tamamen unutup, hiçbir şey bilmeden yaşamımıza devam ediyor olabiliriz. Hiç böyle düşündüğün oldu mu?''
sy:56
'' Evrimin özünde acı ve yalnızlık vardır. Keyifli bir evrim söz konusu olamaz.''
sy:65
'' Beklentiler, hayal kırıklıklarını beraberinde getirebilir.''
sy:95
'' Sır dediğimiz şey, o sırrı bilen insan sayısı az olduğu için sırdır.''
sy:136
'' Son üç gün içerisinde olanların hiçbiri benim isteği dahilinde gelişmiş değildi. Her şey dışarıdan çıkagelmiş, ben sadece olayların içine çekilmiştim.''
sy:211
''İnsan eksikliklerini kendiliğinden gideremez. Eğilimleri yaklaşık olarak yirmi beş yaşına kadar katılaşır ve daha sonra ne kadar çabalarsa çabalasın karakterini değiştirmeyi başaramaz. Sorun dış dünyanın o eğilimlere ne şekilde tepki vereceğiyle sınırlıdır.''
sy:212
''Yüreğini daha fazla aç. Sen mahkum değilsin. Sen rüya peşinde göklerde uçan kuşsun.''
sy:238
'' Orada hiç görmediğim manzaralar vardı; hiç duymadığım müzikler çalıyor, anlamayı başaramadığım sözcükler fısıldanıyordu. Aniden yükseliveriyor, yine aniden karanlığın dibine çöküveriyordu.''
sy:239
''Çoğunlukla hiç konuşmadan karşılıklı oturup sıcak kahvelerimizi içiyor, kurabiye ya da ekmeğimizi yiyorduk.''
sy:240
'' Yüreğini açamaman benim yüzümden mi acaba? diye sordu kız. Ben senin yüreğine yanıt veremediğim için mi, yüreğin sımsıkı kapanmış halde?''
sy:241
''Ben deniz kıyılarındaki uyarı dubalarının altına takılan kurşun ağırlıklar kadar hantal ve aptalımdır.''
sy:326
''Fakat yüreğini fırlatıp atabildiğin anda, huzur da gelir seni bulur. Senin şimdiye kadar hiç tatmadığın kadar derin bir huzur.''
sy:439
'' Fakat savaş, nefret ve ihtirasın olmaması demek, bunların zıddının da olmaması demektir. Bunların zıddı sevinç, mutluluk ve aşktır. Ancak ihtiras, yok oluş, üzüntü olursa, sevinç var olabilir. Umutsuzluk olmadan, mutluluk hiçbir yerde var olamaz.''
sy:464
'' Ben de kendimce, yetersiz de olsa, onu severdim.''
sy:474
'' İnsan hareketlerinin birçoğu, kendisinin daha sonra da sürekli yaşamaya devam edeceği ön koşuluyla ortaya çıkar, bu ön koşul ortadan kalkacak olursa d geriye hiçbir şey kalmaz.''
sy:479
''İnsanın içinde uyanan hisleri kendine özgü sözlerle ifade etmesi çok zor bir iştir. Herkes bir şeyler hisseder, ama bunu düzgün bir şekilde sözcüklere dökebilen pek fazla insan yoktur.''
sy:484
''Bir kez yitirilen şey, tamamen yok olup gitse bile, o kayıp sonsuza dek devam eder.''
sy:489
''Gün ağarmadan önceki karanlık saatleri severim. Temiz ve işe yarayacağı bir yol olmadığı içindir mutlaka.''
sy:523
''Tema net olduğunda esneklik kaybolur.''
sy:545
''Dünyada gözyaşı dökülemeyecek üzüntüler vardır işte. Bunu kimseye anlatamayacağınız gibi, anlatsanız bile hiç kimsenin anlayamayacağı türden şeylerdir. O üzüntü şekli hiç değişmeden, rüzgarsız bir gecede yağan kar gibi sessizce yüreğinizde birikir durur.''
sy:550
26 Şubat 2016 Cuma
Yaban Koyununun İzinde / Haruki Murakami
'' Sanki doğduğumdan beri hep yalnızmışım, şimdiye dek hep yalnızmışım ve yolumu yalnız sürdürecekmişim gibi.''
sy:29
''Eğer istersek, varsayımlar alanında dilediğimiz gibi at koşturabiliriz. Başı boş bir ilkbahar rüzgarının savurduğu kanatlı bir tohum gibi köksüz.''
sy:77
'' Hiçbir zaman doğru düzgün mektup yazamamışımdır ben. Her şey ters gider. Tam tamına yanlış sözcükleri kullanırım. Bu da yetmezmiş gibi, mektup yazmak beni daha da çok şaşkına çevirir, bütün cesaretimi yitiririm.''
sy:93
''Benim en büyük kusurum da, doğarken sahip olduğum kusurların her yıl daha da büyümesi. Sanki içimde piliç besliyormuşum gibi. Piliçler yumurtalar ve yumurtalardan başka piliçler çıkar,onlar da yumurtlar. Böyle yaşamak olur mu? Bunca kusurumla, düşünmeden edemiyorum doğrusu. Gerçi kuşkusuz, yaşamayı sürdürüyorum. Ama ne de olsa, sorun bu değil, değil mi?
sy:94
'' Hala bilmiyorum, bu tür yaşam için yaratılmış olup olmadığımı. Bilmiyorum, oradan oraya gezen biri olmayı istemek, evrensel bir şey midir?''
sy:96
''Bir bakıma benim için son hedef olacak yere ulaşmışım. Kendimi, varmam gereken yere gelmişim gibi hissediyorum. Üstelik buraya gelmek için akıntıya karşı yüzmem gerektiği kanısındayım. Ama bu, benim üzerinde yargıya varabileceğim bir şey değil.''
sy:99
'' Her kadının 'dolu' diye işaretlenmiş bir çekmecesi vardır ki, her türlü anlamsız öteberiyle tıka basadır.''
sy:101
'' Bir kişi için bitmiş olan, bir başkası için bitmiş olmayabilir. Bu denli sabit. Bunun ötesinde bir yol, iki ayrı yöne ayrılır.''
sy:106
''Ama bu tümüyle bambaşka türden bir sessizlikti. Ağır, ezici bir sessizlik. Bir şeyi anımsatan bir sessizlik, ne olduğunu tanımlayabilmem biraz zamanımı almış olsa bile, ölümü bekleyen bir hastanın çevresinde uçuşan bir sessizlik. Ölüm önsezisine gebe bir sessizlik. Uğursuz, belli belirsiz küf kokan bir hava.''
sy:130
'' Ve gün böylece sona erdi. Bu kadar amaçsız bir gün geçirdiğimi anımsamıyordum.''
sy:158
'' Yapayalnızdık. Dünyanın kıyısından aşağı atılmış gibi.''
sy:274
''Gene de, şimdiye dek, bir fotoğrafta yüzlerce kez gördüğüm bir sahneyi bu kez canlı olarak karşında görmek, tedirgin ediyordu. Karşıdaki manzaranın derinliği yapay gibi geliyordu insana. Ben gerçekten orada değildim de sanki bu sahne, salt fotoğrafa uysun diye geçici olarak yaratılmıştı.''
sy:279
'' Onsuz yalnızlık duyuyordum, ama yalnızlık duyabilmem bile bana bir avuntu gibi geliyordu.
Yalnızlık o denli de kötü bir duygu değildi. Küçük kuşlar uçup gittikten sonra akmeşenin sessizliği gibi bir şeydi.''
sy:291
'' Huzur bozucu bir şey, toplum, bensiz de pekala idare edebiliyordu demek.''
sy:294
''Yapayalnızdım. Herhalde ömrümde hiç olmadığım kadar yalnız.''
sy:306
'' Sanki doğduğumdan beri hep yalnızmışım, şimdiye dek hep yalnızmışım ve yolumu yalnız sürdürecekmişim gibi.''
sy:29
''Eğer istersek, varsayımlar alanında dilediğimiz gibi at koşturabiliriz. Başı boş bir ilkbahar rüzgarının savurduğu kanatlı bir tohum gibi köksüz.''
sy:77
'' Hiçbir zaman doğru düzgün mektup yazamamışımdır ben. Her şey ters gider. Tam tamına yanlış sözcükleri kullanırım. Bu da yetmezmiş gibi, mektup yazmak beni daha da çok şaşkına çevirir, bütün cesaretimi yitiririm.''
sy:93
''Benim en büyük kusurum da, doğarken sahip olduğum kusurların her yıl daha da büyümesi. Sanki içimde piliç besliyormuşum gibi. Piliçler yumurtalar ve yumurtalardan başka piliçler çıkar,onlar da yumurtlar. Böyle yaşamak olur mu? Bunca kusurumla, düşünmeden edemiyorum doğrusu. Gerçi kuşkusuz, yaşamayı sürdürüyorum. Ama ne de olsa, sorun bu değil, değil mi?
sy:94
'' Hala bilmiyorum, bu tür yaşam için yaratılmış olup olmadığımı. Bilmiyorum, oradan oraya gezen biri olmayı istemek, evrensel bir şey midir?''
sy:96
''Bir bakıma benim için son hedef olacak yere ulaşmışım. Kendimi, varmam gereken yere gelmişim gibi hissediyorum. Üstelik buraya gelmek için akıntıya karşı yüzmem gerektiği kanısındayım. Ama bu, benim üzerinde yargıya varabileceğim bir şey değil.''
sy:99
'' Her kadının 'dolu' diye işaretlenmiş bir çekmecesi vardır ki, her türlü anlamsız öteberiyle tıka basadır.''
sy:101
'' Bir kişi için bitmiş olan, bir başkası için bitmiş olmayabilir. Bu denli sabit. Bunun ötesinde bir yol, iki ayrı yöne ayrılır.''
sy:106
''Ama bu tümüyle bambaşka türden bir sessizlikti. Ağır, ezici bir sessizlik. Bir şeyi anımsatan bir sessizlik, ne olduğunu tanımlayabilmem biraz zamanımı almış olsa bile, ölümü bekleyen bir hastanın çevresinde uçuşan bir sessizlik. Ölüm önsezisine gebe bir sessizlik. Uğursuz, belli belirsiz küf kokan bir hava.''
sy:130
'' Ve gün böylece sona erdi. Bu kadar amaçsız bir gün geçirdiğimi anımsamıyordum.''
sy:158
'' Yapayalnızdık. Dünyanın kıyısından aşağı atılmış gibi.''
sy:274
''Gene de, şimdiye dek, bir fotoğrafta yüzlerce kez gördüğüm bir sahneyi bu kez canlı olarak karşında görmek, tedirgin ediyordu. Karşıdaki manzaranın derinliği yapay gibi geliyordu insana. Ben gerçekten orada değildim de sanki bu sahne, salt fotoğrafa uysun diye geçici olarak yaratılmıştı.''
sy:279
'' Onsuz yalnızlık duyuyordum, ama yalnızlık duyabilmem bile bana bir avuntu gibi geliyordu.
Yalnızlık o denli de kötü bir duygu değildi. Küçük kuşlar uçup gittikten sonra akmeşenin sessizliği gibi bir şeydi.''
sy:291
'' Huzur bozucu bir şey, toplum, bensiz de pekala idare edebiliyordu demek.''
sy:294
''Yapayalnızdım. Herhalde ömrümde hiç olmadığım kadar yalnız.''
sy:306
25 Şubat 2016 Perşembe
Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında / Haruki Murakami
'' Tıpkı saklambaç oynayan bir çocuk gibi, çok derinlere saklanmış ama bulunmayı umuyordu.''
sy:9
'' Pretend you're happy when you're blue, it isn't very hard to be.''
sy:14
'' Hala parçalar halinde olan biz, içimizi doldurarak bizi birleştirecek, beklenmedik bir gerçekliğin varlığını yeni yeni sezmeye başlamıştık. Daha önce hiç görmediğimiz bir kapının önünde duruyorduk. Sadece ikimiz, zayıf bir ışık huzmesinin altında, akıp giden on saniyede ellerimiz birbirine sımsıkı kenetlenmişti.''
sy:19
''Korkuyorum, bu aralar kendimi kabuksuz bir salyangoz gibi hissediyorum.''
sy:28
''O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu.''
sy:28
'' Onu ilk gördüğümde, bir gün sokaktan aşağı doğru yürüyormuşum da birden beynime yıldırım saplanmış gibi hissetmiştim. Ama'lar, ve'ler ya da eğer'ler yoktu- kancaya takılmıştım.''
sy:39
''Belki de doğru düzgün insan olma şansımı yitirmiştim. Belki de mizacımın tamamlayıcısı olan hatalarım varlığımın kaçınılmaz birer parçasıydı. sonunda, dibe vurabilirdim ve bunun farkındaydım.''
sy:44
'' -Neden bana öyle bakıyorsun?
- Çünkü çok tatlısın.
- Bunu söyleyen ilk kişisin.
- Bunu bilen tek kişiyim. Ve inan bana, biliyorum.''
sy:60
'' Bir şey kötü gider ve bütün taşlar devrilir. Kendinizi kurtarmanın hiçbir yolu yoktur. Ta ki biri sizi çekip çıkarana kadar.''
sy:82
'' Hayatımın mutlu zamanlarından biri olarak tanımlayamam elbet, kendim gibi yaşadığım, tatmin edilemeyen arzularla dolu karmakarışık bir dönem. daha genç, daha aç ve daha yalnızım. Yine de tepeden tırnağa kadar kendimdim.''
sy:84
''Asıl acı olan şey, geri dönemeyeceğimizin gerçeği. Bir kez ilerlemeye başladın mı, ne yaparsan yap gittiğin yoldan geri dönemiyorsun. En ufak bir sapma her şeyi sonsuza dek değiştiriyor.''
sy:131
'' Tıpkı saklambaç oynayan bir çocuk gibi, çok derinlere saklanmış ama bulunmayı umuyordu.''
sy:9
'' Pretend you're happy when you're blue, it isn't very hard to be.''
sy:14
'' Hala parçalar halinde olan biz, içimizi doldurarak bizi birleştirecek, beklenmedik bir gerçekliğin varlığını yeni yeni sezmeye başlamıştık. Daha önce hiç görmediğimiz bir kapının önünde duruyorduk. Sadece ikimiz, zayıf bir ışık huzmesinin altında, akıp giden on saniyede ellerimiz birbirine sımsıkı kenetlenmişti.''
sy:19
''Korkuyorum, bu aralar kendimi kabuksuz bir salyangoz gibi hissediyorum.''
sy:28
''O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu.''
sy:28
'' Onu ilk gördüğümde, bir gün sokaktan aşağı doğru yürüyormuşum da birden beynime yıldırım saplanmış gibi hissetmiştim. Ama'lar, ve'ler ya da eğer'ler yoktu- kancaya takılmıştım.''
sy:39
''Belki de doğru düzgün insan olma şansımı yitirmiştim. Belki de mizacımın tamamlayıcısı olan hatalarım varlığımın kaçınılmaz birer parçasıydı. sonunda, dibe vurabilirdim ve bunun farkındaydım.''
sy:44
'' -Neden bana öyle bakıyorsun?
- Çünkü çok tatlısın.
- Bunu söyleyen ilk kişisin.
- Bunu bilen tek kişiyim. Ve inan bana, biliyorum.''
sy:60
'' Bir şey kötü gider ve bütün taşlar devrilir. Kendinizi kurtarmanın hiçbir yolu yoktur. Ta ki biri sizi çekip çıkarana kadar.''
sy:82
'' Hayatımın mutlu zamanlarından biri olarak tanımlayamam elbet, kendim gibi yaşadığım, tatmin edilemeyen arzularla dolu karmakarışık bir dönem. daha genç, daha aç ve daha yalnızım. Yine de tepeden tırnağa kadar kendimdim.''
sy:84
''Asıl acı olan şey, geri dönemeyeceğimizin gerçeği. Bir kez ilerlemeye başladın mı, ne yaparsan yap gittiğin yoldan geri dönemiyorsun. En ufak bir sapma her şeyi sonsuza dek değiştiriyor.''
sy:131
Dövüş Kulübü / Chuck Palahniuk
'' İnsan sevdiklerini öldürür diye bir söz vardır ya; aslında bakın, insanı öldüren de hep sevdiğidir.''
sy:11
'' O sarmalayıcı karanlıkta, başka birinin kolları arasında hapsolmuşken, hayatta elde edebileceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır.''
sy:15
'' İşte bu özgürlüktü. Bütün umutlarınızı kaybetmek özgürlüktü. Ben hiçbir şey söylemeyince, gruptaki insanlar en kötüsün düşünüyorlardı. Daha beter ağlıyorlardı. Ben de daha beter ağlıyordum. yukarıdaki yıldızlara bak, hop, gittin bile.''
sy:21
''Daha dibe vurmadan çözülürsen, asla sonuna kadar götüremezsin.''
sy:74
'' Beyaz yüzlü ay
Bakar ona yıldızlar
Öfke duymadan
Falan feşmekan, bitti.''
sy:94
'' Sevdiğimiz insanlar hakkında bilmek istemediğimiz o kadar çok şey var ki.''
sy:113
''Belki de Tanrı'nın nefreti Tanrı'nın kayıtsızlığından daha iyidir.''
'' ne kadar derine yuvarlanırsan, o kadar yükseğe uçarsın. Ne kadar uzağa kaçarsan, Tanrı seni o kadar yanında ister.''
sy:153
''Son nefesinde neyi yapmadığına pişman olacaksın?''
sy:156
''İnsan hep sevdiklerini öldürür derler ya; aslında bakarsanız insanı öldüren de hep sevdiğidir. Gerçekten.''
sy:200
''Hayatta sevdiğin her şey sana sırt çevirecek ya da ölecek.
Hayatta yarattığın her şey bir kenara atılacak.
Hayatta seni gururlandırmış ne varsa hepsi çöpe gidecek.''
sy:217
'' İnsan sevdiklerini öldürür diye bir söz vardır ya; aslında bakın, insanı öldüren de hep sevdiğidir.''
sy:11
'' O sarmalayıcı karanlıkta, başka birinin kolları arasında hapsolmuşken, hayatta elde edebileceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır.''
sy:15
'' İşte bu özgürlüktü. Bütün umutlarınızı kaybetmek özgürlüktü. Ben hiçbir şey söylemeyince, gruptaki insanlar en kötüsün düşünüyorlardı. Daha beter ağlıyorlardı. Ben de daha beter ağlıyordum. yukarıdaki yıldızlara bak, hop, gittin bile.''
sy:21
''Daha dibe vurmadan çözülürsen, asla sonuna kadar götüremezsin.''
sy:74
'' Beyaz yüzlü ay
Bakar ona yıldızlar
Öfke duymadan
Falan feşmekan, bitti.''
sy:94
'' Sevdiğimiz insanlar hakkında bilmek istemediğimiz o kadar çok şey var ki.''
sy:113
''Belki de Tanrı'nın nefreti Tanrı'nın kayıtsızlığından daha iyidir.''
'' ne kadar derine yuvarlanırsan, o kadar yükseğe uçarsın. Ne kadar uzağa kaçarsan, Tanrı seni o kadar yanında ister.''
sy:153
''Son nefesinde neyi yapmadığına pişman olacaksın?''
sy:156
''İnsan hep sevdiklerini öldürür derler ya; aslında bakarsanız insanı öldüren de hep sevdiğidir. Gerçekten.''
sy:200
''Hayatta sevdiğin her şey sana sırt çevirecek ya da ölecek.
Hayatta yarattığın her şey bir kenara atılacak.
Hayatta seni gururlandırmış ne varsa hepsi çöpe gidecek.''
sy:217
Garson ve Mutlu / Fulsen Türker
'' İçine gözyaşı girmeyen yemek güzel olmaz, der babaannem.''
sy:16
'' Bir sabah yataktan keyifsiz kalktıysan, kahvaltı yap geçer. Akşamdan kalmaysan mutlaka kahvaltı yap, tüm sanrılar sona erer. Keyifsiz değilsen, yine de kahvaltı yap. Kahvaltının daha da güzelleştiremeyeceği bir gün, değiştiremeyeceği bakış açısı yoktur ve dünya üzerinde hiçbir antidepresan, kızarmış ekmek kokusu ve tavada cızırdayan yumurtanın sesi, bıçağı sıyırırken parmağına bulaşan beyaz peynirin tadı kadar etkili değildir.''
sy:219
'' İçine gözyaşı girmeyen yemek güzel olmaz, der babaannem.''
sy:16
'' Bir sabah yataktan keyifsiz kalktıysan, kahvaltı yap geçer. Akşamdan kalmaysan mutlaka kahvaltı yap, tüm sanrılar sona erer. Keyifsiz değilsen, yine de kahvaltı yap. Kahvaltının daha da güzelleştiremeyeceği bir gün, değiştiremeyeceği bakış açısı yoktur ve dünya üzerinde hiçbir antidepresan, kızarmış ekmek kokusu ve tavada cızırdayan yumurtanın sesi, bıçağı sıyırırken parmağına bulaşan beyaz peynirin tadı kadar etkili değildir.''
sy:219
Hayalperestler / Patti Smith
'' Bir dilek tut!
Çiçeği alıyorum. Aydınlık bir sarı -yabani, önemsiz ve Tanrı'nın sevgili kulu. Bizim tutkularımıza cevap verebilmek için, çok eskiden püff diye üflenecek bir şeye dönüşmüş.Tüylü beyaz topçukların ruhsal gıda gibi dünyaya dökülüyor. Bir dilek tut, hadi üfle...
'' Bir dilek tut!
Çiçeği alıyorum. Aydınlık bir sarı -yabani, önemsiz ve Tanrı'nın sevgili kulu. Bizim tutkularımıza cevap verebilmek için, çok eskiden püff diye üflenecek bir şeye dönüşmüş.Tüylü beyaz topçukların ruhsal gıda gibi dünyaya dökülüyor. Bir dilek tut, hadi üfle...
...
Ve bu sonsuz zerafetle ifade edilen öğütler bedenimi öylesine hafifletti ki, havalandım; çimlerin üzerinde kaymaya başladım. Herkes hala orada, onlarla birlikte olduğumu sanıyordu; çünkü iki ayağım yerde, insanların hep uğraştığı işlerle meşgulmuş gibi görünüyordum.''
sy:76
Dublinliler / James Joyce
''...Çünkü artık başıma gerçek serüvenler gelmesini istiyordum. Ama gerçek serüvenler de evde insanların başına gelmez diye düşünüyordum; uzaklarda aramalı onları.''
sy:27
'' Geçmişi düşünürüz, gençliğimizi, değişiklikleri, bu gece özlediğimiz, aramızda olmayan yüzleri. Hayatta yürüdüğümüz yol, böyle birçok acılı anıyla döşelidir; eğer hep bu düşüncelere dalıp gidecek olsaydık yaşananlar arasında işimizi cesaretle yapacak yürekliliği bulamazdık: hepimizin yaşayan ödevleri ve yaşayan sevgileri var ve bunlar, haklı olarak, bizim zorlu çabalarımızı ifade ediyor.''
sy:212
''Cömert yaşla doldu Gabriel'in gözlerine. Kendisi hiçbir zaman bir kadına karşı bunu duymamıştı. Ama böyle bir duygunun aşk olması gerektiğini biliyordu. Hayal ettiği yarı karanlıkta sular damlayan bir ağacın altında duran bir genç adam biçimini görür gibi olunca gözlerindeki yaşlar çoğaldı. Başka biçimler de vardı yakında. Ruhu, yığınlar ve yığınlarla ölülerin bekleştiği o bölgeye yaklaşmıştı. Dağınık, bir yanıp bir sönen varoluşlarının farkındaydı, ama kavrayamıyordu. Kendi kimliği de elle tutulmaz kurşuni bir dünyaya solup gidiyordu; bu ölülerin bir zamanlar kurduğu ve içinde yaşadığı, bu elle tutulur dünya kendisi de eriyor ve ufalanıyordu.
Çarpık çurpuk mezar taşlarının, haçların arasında, küçük kapının sivri parmaklıklarında ve çıplak dikenler birikip bir kalın örtü oluşturmuştu. Ruhu yavaşa bayılır gibi oldu işitince karın hafifçe yağdığını evren boyunca ve yağdığını hafifçe, nihai sonlarının inişi gibi, bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine.''
sy:231
''...Çünkü artık başıma gerçek serüvenler gelmesini istiyordum. Ama gerçek serüvenler de evde insanların başına gelmez diye düşünüyordum; uzaklarda aramalı onları.''
sy:27
'' Geçmişi düşünürüz, gençliğimizi, değişiklikleri, bu gece özlediğimiz, aramızda olmayan yüzleri. Hayatta yürüdüğümüz yol, böyle birçok acılı anıyla döşelidir; eğer hep bu düşüncelere dalıp gidecek olsaydık yaşananlar arasında işimizi cesaretle yapacak yürekliliği bulamazdık: hepimizin yaşayan ödevleri ve yaşayan sevgileri var ve bunlar, haklı olarak, bizim zorlu çabalarımızı ifade ediyor.''
sy:212
''Cömert yaşla doldu Gabriel'in gözlerine. Kendisi hiçbir zaman bir kadına karşı bunu duymamıştı. Ama böyle bir duygunun aşk olması gerektiğini biliyordu. Hayal ettiği yarı karanlıkta sular damlayan bir ağacın altında duran bir genç adam biçimini görür gibi olunca gözlerindeki yaşlar çoğaldı. Başka biçimler de vardı yakında. Ruhu, yığınlar ve yığınlarla ölülerin bekleştiği o bölgeye yaklaşmıştı. Dağınık, bir yanıp bir sönen varoluşlarının farkındaydı, ama kavrayamıyordu. Kendi kimliği de elle tutulmaz kurşuni bir dünyaya solup gidiyordu; bu ölülerin bir zamanlar kurduğu ve içinde yaşadığı, bu elle tutulur dünya kendisi de eriyor ve ufalanıyordu.
Çarpık çurpuk mezar taşlarının, haçların arasında, küçük kapının sivri parmaklıklarında ve çıplak dikenler birikip bir kalın örtü oluşturmuştu. Ruhu yavaşa bayılır gibi oldu işitince karın hafifçe yağdığını evren boyunca ve yağdığını hafifçe, nihai sonlarının inişi gibi, bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine.''
sy:231
Etiketler:
book,
dubliners,
dublinliler,
irish novelist,
james joyce,
kitap,
kitap alıntısı,
novel,
roman
19 Şubat 2016 Cuma
Deliduman / Emrah Serbes
''Her insanı seven birileri bulunur çünkü, budur dünyada kalan son adalet kırıntısı.''
sy:23
'' Sevdiğiniz biri size hayallerini anlatmıyorsa onun rüyalarını yorumlamaktan başka seçenek kalmaz elinizde.''
sy:35
'' Çocuksu ve tedirgindi sesi. en yüksek perdeden söylediğinde bile kırılgandı biraz. Yeri geldi mi duygusallaşmaktan çekinmeyen, yeri geldi mi de size en buruk haliyle bile tebessüm eden bir sesti. Delice yağan yağmurlardan sonra, kaldırım kenarlarında su birikintilerini, parklardaki ıslak bankları, yolların ortasında silkinen sokak köpeklerini, apartman boşluklarının rutubetli karanlığını, içlerinde otların filizlendiği ıssız telefon kulübelerini hatırlatan, insana gelmiş geçmiş bütün dertlerini hatırlatan, bu yüzden de durup dururken biraz kalbinizi kıran bir sesti. Ama kalbinizi kırdıkça da başınızı okşayan, teselli eden bir şey vardı seste. İşte o sesle öyle bir söylüyordu ki şarkıyı, o bir şarkı değildi artık, bir meydan okumaydı, bir trafik kazasıydı, çığlıklar içinden gelip geçen bir ambulanstı. Şarkının derinliklerinde kayboldukça tuhaf bir hisse kapılıyordum, o an gelip çatmıştı sanki, geçmiş anları önüne katıp kovalayarak, kendisi de gelecek anlar tarafından kovalanarak. Belki de birazdan her şey affedilecekti.''
sy:83
''Az önce sorduğu soruların cevabını merak ediyordu. Onu neden sevmediğimi. Ama böyle şeyleri konuşmak o kadar zordur ki. Böyle şeyleri susmak bile zordur. Hemen anlaşılır niye sustuğu insanın, en usta yalancı bile bir şey yapamaz o noktada. Sadece salakça gülümseyebilir ve o haliyle kahreder bu arada. Her şey yıkılır böylece iki insan arasında, tuzla buz olur, ayağı kırık at olur, daha da düzelemez, ne geçmişe özlem kalır, ne gelecekten bir beklenti, ne de şimdi de yaşanabilir bir an, hiçbir şey kalmaz. hangi sivri zekalı zamanı üçe ayırmış ki zaten? Her şey o şimdide olup bitti çoktan, yaşananlar bitti, yaşanamayacaklar bitti, her şey yaşanmayıp bitti şimdi de. Çok mu karamsar? Çok mu umutsuz?Allah kahretsin! Annem burada bana, onu neden sevmediğimi soruyor. Bunun nesi karamsar, bunun nesi umutsuz, bu benim hayatım, bu senin hayatın, bu herkesin hayatında bir gün köşeye sıkışacağı yer, o ilk büyük pişmanlık, o asla telafi edilemeyecek hatta, kapanmayacak yara, ayağa kalkamayan at, boğulan balık, hepsini tek tek mi anlatayım, hukuk kitaplarındaki gibi sonuna örnek davaları mı ekleyeyim, hani nerede kaldı, anlayış, hani nerede kaldı anlayış dostum.''
sy:131
'' İnsan ayrılınca değil, yeniden kavuşma ümitleri tükenince yıkılır. O zaman hayat son zerresine kadar kocaman bir can sıkıntısına dönüşür. Sanki son vapuru kaçırmışsın da bir adada mahsur kalmışsın, güneş ağır ağır batarken sonraki vapurun hiç gelmeyeceğini söylemişler sana, bunun can sıkıcı bir şaka olmadığını, gerçek olduğunu söylemişler. Buydu vaziyetim.''
sy:160
''Bizim her yerde şeklimiz her kızda resmimiz vardır.''
sy:179
'' Akşamdan kalınan sabahlarda insanın dün gece yaşananları kare kare anımsadığı ama büyük fotoğrafı tam olarak göremediği alacakaranlık bir devre vardır.''
sy:187
''Ne olurdu Tanrım, dedim. Ne olurdu dedem elli sene daha yaşasa eline mi yapışırdı benim güzel dedem? Elli sene çok mu? Yirmi beş sene o zaman. O dam ı çok? ne cimri bir Tanrı'ymışsın. Azıcık adaletin kaldıysa, dünyaya o büyük merhametin yeniden hakim olmasını istiyorsan dedemi on beş sene daha yaşatırsın. hadi on olsun! Beş olsun! O da mı çok? Duyamıyorum seni Tanrım. Ha! Ne dedin? Duyamıyorum.Bir sene de mi olmaz? Bir hafta? Bir gün? Bir akşam? Bir kadeh rakı daha içsin bari! Bir hoşça kalın desin, gözüm arkada kalmayacak desin. Ona da mı hayır! Hala özlüyorum dedemi, yağmurlara bakıp özlüyorum. Kimsenin kullanmadığı telefon kulübelerine, unutulmuş yan yollara, kurmalı kol saatlerine, tüplü televizyonlara, dandik antenlere, o antenlerin yükselticilerine, VHS kasetlere, işporta gözlüklere, ilk cep telefonlarına, geçmişten kalan ne varsa, en saçma sapan şeyler bile olsa onlara bakıp özlüyorum dedemi. Dedemi özlediğimde de sadece onu değil, hatta ondan da çok o andaki ruh halimi özlüyorum. Dedemle birlikteykenki kendimi özlüyorum.''
sy:221
''Biz ailecek böyleyiz, komün kurun ağlayalım.''
sy:293
'' Bazen çabuk gelişen bir arkadaşlık ne denli yalnız olduğumuzu hatırlatır bize.''
sy:313
'' Apartman kapısındaki camın yansımasından Cengiz'le kendime baktım. Sanki içimizdeki karanlık bizi yutmuş, bambaşka bir biz kusmuştu onun yerine. İşte hep böyle olur, hep böyle olur, gün batarken alevlenen pencereler birer birer söner, gölgelenir ve karanlığa bırakır yerini. Gecenin içinde iki iyi arkadaş kalır orada, bir ölü martı kalır, bir ruh kalır, kendileriyle baş başa, çekip gidenlerin bıraktığı boşluğa sarılarak. Olsun, ama olsun. Varsın perde kapanırken mutlu insan kalmasın sahnede. Gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığında her yer kararmış olsun! En sonunda hakikat onu en çok hak edenin olur. Üstümüze kapanan gecede en uzağa gidenin olur.''
sy:347
'' Elektronik sigaramı çıkardım arka cebimden, poşet sarmıştım sıkıca, açtım poşeti, ölmüş martıya bakıp içmeye başladım. Keşke yaşarken tanışmış olsaydık. Yazık. Çok yazık. Gerçekten bana hitap eden bir martıydı. O martıyla arkadaş olmak isterdim. O martıyla uçmak isterdim. O martıyla sırf insanlar birazcık mutlu olsun diye, karnımız tok olduğu halde atılan simit parçalarını yemek isterdim. O martıyla çatılara tüneyip gün ağarırken ortalığı velveleye vermek isterdim. O martıyla gökyüzünün mavi sessizliğinde bir metronun çubuğu gibi alçalıp yükselmek isterdim. O martıyla deniz fenerlerinin üstünde döne döne uçmak isterdim. O martıyla köpüren dalgaların arasında evimizdeymişiz gibi rahat ve telaşsız gezinmek isterdim. O martıyla akşamüstleri dalga kıranlara konmak ve geçip giden günleri düşünmek isterdim. O martıyla yağmurlara bakmak ve hayatımızdan sessiz sedasız çıkıp giden insanları özlemek isterdim. O martıyı öpmek isterdim, o martıyı öpmek isterdim dostum.''
sy:347
'' O beni hatırlamıyordu tabii, olsun hatırlanmıyorum diye unutacak değilim.''
''Şeytan diyor ki vefasızın birine aşık ol o havada, ondan sonra da kollarını göğsünde kavuşturup hayatını bombok edişini gülümseyerek seyret bir kenardan.''
''Yüzyıllık Yalnızlık da neymiş, Allah aşkına, asırlardık yalnızız biz.''
'' Önce bir özgür olalım da, ondan sonra o özgürlükle ne yapacağımızı düşünürüz, demiştik. Belki de hiçbir şey yapmazdık. O hissin kendisi yeterdi bize. Özgürlüğü hep insanın canının istediğini yapması zannediyoruz, oysa özgürlük her şeyden evvel bir histir. İnsana bir şey yaptıran yahut yaptırmayan şey o histir.''
'' Ölmek yok olmak değildir, hadiseler aleminden hatırlar alemine geçmektir sadece. Başka farelerin hatıralarında yaşayacaksın şimdi. Seni unutan son fareye kadar yaşayacaksın. Sana patisiyle vuran kedi, seni unutana kadar yaşayacaksın. Bana rastladığında iyi oldu. Ben de unutmam seni.''
''Her insanı seven birileri bulunur çünkü, budur dünyada kalan son adalet kırıntısı.''
sy:23
'' Sevdiğiniz biri size hayallerini anlatmıyorsa onun rüyalarını yorumlamaktan başka seçenek kalmaz elinizde.''
sy:35
'' Çocuksu ve tedirgindi sesi. en yüksek perdeden söylediğinde bile kırılgandı biraz. Yeri geldi mi duygusallaşmaktan çekinmeyen, yeri geldi mi de size en buruk haliyle bile tebessüm eden bir sesti. Delice yağan yağmurlardan sonra, kaldırım kenarlarında su birikintilerini, parklardaki ıslak bankları, yolların ortasında silkinen sokak köpeklerini, apartman boşluklarının rutubetli karanlığını, içlerinde otların filizlendiği ıssız telefon kulübelerini hatırlatan, insana gelmiş geçmiş bütün dertlerini hatırlatan, bu yüzden de durup dururken biraz kalbinizi kıran bir sesti. Ama kalbinizi kırdıkça da başınızı okşayan, teselli eden bir şey vardı seste. İşte o sesle öyle bir söylüyordu ki şarkıyı, o bir şarkı değildi artık, bir meydan okumaydı, bir trafik kazasıydı, çığlıklar içinden gelip geçen bir ambulanstı. Şarkının derinliklerinde kayboldukça tuhaf bir hisse kapılıyordum, o an gelip çatmıştı sanki, geçmiş anları önüne katıp kovalayarak, kendisi de gelecek anlar tarafından kovalanarak. Belki de birazdan her şey affedilecekti.''
sy:83
''Az önce sorduğu soruların cevabını merak ediyordu. Onu neden sevmediğimi. Ama böyle şeyleri konuşmak o kadar zordur ki. Böyle şeyleri susmak bile zordur. Hemen anlaşılır niye sustuğu insanın, en usta yalancı bile bir şey yapamaz o noktada. Sadece salakça gülümseyebilir ve o haliyle kahreder bu arada. Her şey yıkılır böylece iki insan arasında, tuzla buz olur, ayağı kırık at olur, daha da düzelemez, ne geçmişe özlem kalır, ne gelecekten bir beklenti, ne de şimdi de yaşanabilir bir an, hiçbir şey kalmaz. hangi sivri zekalı zamanı üçe ayırmış ki zaten? Her şey o şimdide olup bitti çoktan, yaşananlar bitti, yaşanamayacaklar bitti, her şey yaşanmayıp bitti şimdi de. Çok mu karamsar? Çok mu umutsuz?Allah kahretsin! Annem burada bana, onu neden sevmediğimi soruyor. Bunun nesi karamsar, bunun nesi umutsuz, bu benim hayatım, bu senin hayatın, bu herkesin hayatında bir gün köşeye sıkışacağı yer, o ilk büyük pişmanlık, o asla telafi edilemeyecek hatta, kapanmayacak yara, ayağa kalkamayan at, boğulan balık, hepsini tek tek mi anlatayım, hukuk kitaplarındaki gibi sonuna örnek davaları mı ekleyeyim, hani nerede kaldı, anlayış, hani nerede kaldı anlayış dostum.''
sy:131
'' İnsan ayrılınca değil, yeniden kavuşma ümitleri tükenince yıkılır. O zaman hayat son zerresine kadar kocaman bir can sıkıntısına dönüşür. Sanki son vapuru kaçırmışsın da bir adada mahsur kalmışsın, güneş ağır ağır batarken sonraki vapurun hiç gelmeyeceğini söylemişler sana, bunun can sıkıcı bir şaka olmadığını, gerçek olduğunu söylemişler. Buydu vaziyetim.''
sy:160
''Bizim her yerde şeklimiz her kızda resmimiz vardır.''
sy:179
'' Akşamdan kalınan sabahlarda insanın dün gece yaşananları kare kare anımsadığı ama büyük fotoğrafı tam olarak göremediği alacakaranlık bir devre vardır.''
sy:187
''Ne olurdu Tanrım, dedim. Ne olurdu dedem elli sene daha yaşasa eline mi yapışırdı benim güzel dedem? Elli sene çok mu? Yirmi beş sene o zaman. O dam ı çok? ne cimri bir Tanrı'ymışsın. Azıcık adaletin kaldıysa, dünyaya o büyük merhametin yeniden hakim olmasını istiyorsan dedemi on beş sene daha yaşatırsın. hadi on olsun! Beş olsun! O da mı çok? Duyamıyorum seni Tanrım. Ha! Ne dedin? Duyamıyorum.Bir sene de mi olmaz? Bir hafta? Bir gün? Bir akşam? Bir kadeh rakı daha içsin bari! Bir hoşça kalın desin, gözüm arkada kalmayacak desin. Ona da mı hayır! Hala özlüyorum dedemi, yağmurlara bakıp özlüyorum. Kimsenin kullanmadığı telefon kulübelerine, unutulmuş yan yollara, kurmalı kol saatlerine, tüplü televizyonlara, dandik antenlere, o antenlerin yükselticilerine, VHS kasetlere, işporta gözlüklere, ilk cep telefonlarına, geçmişten kalan ne varsa, en saçma sapan şeyler bile olsa onlara bakıp özlüyorum dedemi. Dedemi özlediğimde de sadece onu değil, hatta ondan da çok o andaki ruh halimi özlüyorum. Dedemle birlikteykenki kendimi özlüyorum.''
sy:221
''Biz ailecek böyleyiz, komün kurun ağlayalım.''
sy:293
'' Bazen çabuk gelişen bir arkadaşlık ne denli yalnız olduğumuzu hatırlatır bize.''
sy:313
'' Apartman kapısındaki camın yansımasından Cengiz'le kendime baktım. Sanki içimizdeki karanlık bizi yutmuş, bambaşka bir biz kusmuştu onun yerine. İşte hep böyle olur, hep böyle olur, gün batarken alevlenen pencereler birer birer söner, gölgelenir ve karanlığa bırakır yerini. Gecenin içinde iki iyi arkadaş kalır orada, bir ölü martı kalır, bir ruh kalır, kendileriyle baş başa, çekip gidenlerin bıraktığı boşluğa sarılarak. Olsun, ama olsun. Varsın perde kapanırken mutlu insan kalmasın sahnede. Gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığında her yer kararmış olsun! En sonunda hakikat onu en çok hak edenin olur. Üstümüze kapanan gecede en uzağa gidenin olur.''
sy:347
'' Elektronik sigaramı çıkardım arka cebimden, poşet sarmıştım sıkıca, açtım poşeti, ölmüş martıya bakıp içmeye başladım. Keşke yaşarken tanışmış olsaydık. Yazık. Çok yazık. Gerçekten bana hitap eden bir martıydı. O martıyla arkadaş olmak isterdim. O martıyla uçmak isterdim. O martıyla sırf insanlar birazcık mutlu olsun diye, karnımız tok olduğu halde atılan simit parçalarını yemek isterdim. O martıyla çatılara tüneyip gün ağarırken ortalığı velveleye vermek isterdim. O martıyla gökyüzünün mavi sessizliğinde bir metronun çubuğu gibi alçalıp yükselmek isterdim. O martıyla deniz fenerlerinin üstünde döne döne uçmak isterdim. O martıyla köpüren dalgaların arasında evimizdeymişiz gibi rahat ve telaşsız gezinmek isterdim. O martıyla akşamüstleri dalga kıranlara konmak ve geçip giden günleri düşünmek isterdim. O martıyla yağmurlara bakmak ve hayatımızdan sessiz sedasız çıkıp giden insanları özlemek isterdim. O martıyı öpmek isterdim, o martıyı öpmek isterdim dostum.''
sy:347
'' O beni hatırlamıyordu tabii, olsun hatırlanmıyorum diye unutacak değilim.''
''Şeytan diyor ki vefasızın birine aşık ol o havada, ondan sonra da kollarını göğsünde kavuşturup hayatını bombok edişini gülümseyerek seyret bir kenardan.''
''Yüzyıllık Yalnızlık da neymiş, Allah aşkına, asırlardık yalnızız biz.''
'' Önce bir özgür olalım da, ondan sonra o özgürlükle ne yapacağımızı düşünürüz, demiştik. Belki de hiçbir şey yapmazdık. O hissin kendisi yeterdi bize. Özgürlüğü hep insanın canının istediğini yapması zannediyoruz, oysa özgürlük her şeyden evvel bir histir. İnsana bir şey yaptıran yahut yaptırmayan şey o histir.''
'' Ölmek yok olmak değildir, hadiseler aleminden hatırlar alemine geçmektir sadece. Başka farelerin hatıralarında yaşayacaksın şimdi. Seni unutan son fareye kadar yaşayacaksın. Sana patisiyle vuran kedi, seni unutana kadar yaşayacaksın. Bana rastladığında iyi oldu. Ben de unutmam seni.''
Etiketler:
deliduman,
emrah serbes,
gezi,
türk yazar,
türk yazarlar
16 Şubat 2016 Salı
Anne Frank'ın Hatıra Defteri / Anne Frank
''Artık bir şey yapmaya cesaret edemiyorum, çünkü yasak olmasından korkuyorum.''
sy: 18
'' İnancım o ki baharı içimde hissediyor, bahar uyanışını bedenimde ve ruhumda duyuyorum. Normal davranabilmek için kendimi tamamen allak bullak, ne okumam, ne yazmam ve ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey, sadece özlüyorum.''
sy:188
''Korkuları olan yalnız ve umutsuz kimseler için en iyi çare dışarıya çıkmaktır, yalnız kalabileceği, gökyüzü, doğa ve Tanrıyla baş başa kalabileceği herhangi bir yere gitmektir. İnsan ancak o zaman her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu hissediyor. Tanrı'nın insanları, sade ve güzel doğada mutlu görmek istediğini anlıyor.''
sy:199
''Sevgi, sevgi nedir? Sanıyorum sevgi sözcüklere sığmayan bir şey. Sevgi, birini anlamak, onun varlığından mutlu olmak. Mutlulukları, mutsuzlukları onunla paylaşmak... Bedenen yaşanan sevgi de onun bir parçası, bir şeyler paylaşıyorsun, biraz veriyorsun ve biraz alıyorsun. Eğer, yaşamının geri kalan kısmında yanında birinin olacağını biliyorsan, seni anlayacağını ve onu hiç kimseyle paylaşman gerekmeyeceğini görüyorsan; o zaman evli olup olmaman, çocuğunun olup olmaması hiç önemli değil. Ya da namusunun gidip gitmemesi, bunlar hiç önemli değil.''
'' Engel olamadığım bir yanım var; içimden ne kadar sessiz ve ciddi olsam da dışımdan bir o kadar gürültücü biriyim. Kim ilk olarak bu koruma zırhını keşfedecek ve onu delip geçecek?''
sy:209
'' Dışarı çık, kırlara git, doğaya ve güneşe çık ve içindeki mutluluğu tekrar yakalamaya çalış. Hala içinde ve etrafında olan güzel şeyleri düşün ve mutlu ol!''
sy:213
''Çünkü zaten kendin sefil bir şekilde yaşıyorsan, o zaman ne yapabilirsin ki? Kaybedersin. bence bütün üzüntülerin ardından geriye az da olsa güzel bir şeyler kalıyor. Geriye dönüp baktığında hep daha fazla sevinecek bir şey bulabiliyor ve yine dengeyi sağlıyorsun. Mutlu olan insan başkalarını da mutlu eder. cesareti ve öz güveni olan kimse, mutsuz olduğunda dibi boylamaz.''
sy:213
'' Öylesine büyük bir duyguya ihtiyacım var ki, onun çok fazla konuşmaya gerek kalmadan da içimi görüp anlamasını beklerim.''
sy:230
''Duygularıyla fısıldamak, borazanla bağırmaktan daha kolay geliyor.''
sy:231
''Cesur ol!Her zaman kolay olmasa da ben de öyle yapıyorum. Senin sıran belki düşündüğünden de çabuk gelebilir.''
sy:234
''Ben zengin değilim, güzel değilim, akıllı değilim, zeki değilim, ama mutluyum ve mutlu olacağım! Mutlu bir doğaya sahibim, insanları seviyorum, şüpheci değilim ve kendimle birlikte herkesi mutlu görmeyi arzu ediyorum.''
sy:240
'' Yine gün hiçbir şey getirmedi.
Karanlık bir gece gibi geçti.''
sy:240
''Dünyada açık bir pencereden doğayı seyretmek, kuşların ıslıklarını duymak, güneşin sıcaklığını yanağında hissetmek ve hoş bir gencin kollarında olmaktan daha güzel ne olabilir ki! Onun kolunun beni sardığını hissetmek, yakınında olduğunu bilmek ve susma öyle huzur ve güven verici ki. Bu kötü bir şey değil, bu huzur çok güzel.''
'' Evet neden İngiltere'de hep daha büyük uçaklar, daha ağır bombalar ve aynı zamanda yeniden inşa etmek için standart evler yapılıyor? Neden her gün savaş için milyonlar harcanıyor da sağlığa, sanat ve yoksulluğa bir sent bile yok? Neden dünyanın başka yerinde bolluktan yiyecekler çürürken insanlar açlık çekiyor? Neden insanlar bu kadar deli! Savaşın sadece büyük adamlar, hükümetler ve kapitalistler tarafından yapıldığını sanmıyorum. hayır, küçük adamlar da savaş yanlısı, yoksa büyük halklar çoktan ayaklanırdı! İnsanların içinde yıkma dürtüsü var, öldürme, katletme ve öfkeli olmak var, şayet tek bir istisna kalmayana dek tüm insanlar bir metamorfoz geçirmezlerse savaş devam eder. İnşa edilmiş, bakılmış ve büyütülmüş her şey kesilecek, yok edilip sonra yine başa dönecek.''
sy:280
''Bütün insanlar ne kadar güzel ve iyi olurlardı... Eğer her akşam, gün boyu yaşadıklarını gözlerinin önüne geitirp, kendi davranışlarındaki iyi ve kötü olanı bir sınasalardı. Bilinçaltında bunları her gün yeniden düzeltmeye çalışırlardı ve tabii ki zamanla bir yerlere ulaşabilirlerdi. Bunu herkes deneyebilir. Bilmeyen biri öğrenmek ve denemek zorunda; 'Kendinden emin ve huzurlu olmak insanı güçlü kılar.' ''
sy:322
''Artık bir şey yapmaya cesaret edemiyorum, çünkü yasak olmasından korkuyorum.''
sy: 18
'' İnancım o ki baharı içimde hissediyor, bahar uyanışını bedenimde ve ruhumda duyuyorum. Normal davranabilmek için kendimi tamamen allak bullak, ne okumam, ne yazmam ve ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey, sadece özlüyorum.''
sy:188
''Korkuları olan yalnız ve umutsuz kimseler için en iyi çare dışarıya çıkmaktır, yalnız kalabileceği, gökyüzü, doğa ve Tanrıyla baş başa kalabileceği herhangi bir yere gitmektir. İnsan ancak o zaman her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu hissediyor. Tanrı'nın insanları, sade ve güzel doğada mutlu görmek istediğini anlıyor.''
sy:199
''Sevgi, sevgi nedir? Sanıyorum sevgi sözcüklere sığmayan bir şey. Sevgi, birini anlamak, onun varlığından mutlu olmak. Mutlulukları, mutsuzlukları onunla paylaşmak... Bedenen yaşanan sevgi de onun bir parçası, bir şeyler paylaşıyorsun, biraz veriyorsun ve biraz alıyorsun. Eğer, yaşamının geri kalan kısmında yanında birinin olacağını biliyorsan, seni anlayacağını ve onu hiç kimseyle paylaşman gerekmeyeceğini görüyorsan; o zaman evli olup olmaman, çocuğunun olup olmaması hiç önemli değil. Ya da namusunun gidip gitmemesi, bunlar hiç önemli değil.''
'' Engel olamadığım bir yanım var; içimden ne kadar sessiz ve ciddi olsam da dışımdan bir o kadar gürültücü biriyim. Kim ilk olarak bu koruma zırhını keşfedecek ve onu delip geçecek?''
sy:209
'' Dışarı çık, kırlara git, doğaya ve güneşe çık ve içindeki mutluluğu tekrar yakalamaya çalış. Hala içinde ve etrafında olan güzel şeyleri düşün ve mutlu ol!''
sy:213
''Çünkü zaten kendin sefil bir şekilde yaşıyorsan, o zaman ne yapabilirsin ki? Kaybedersin. bence bütün üzüntülerin ardından geriye az da olsa güzel bir şeyler kalıyor. Geriye dönüp baktığında hep daha fazla sevinecek bir şey bulabiliyor ve yine dengeyi sağlıyorsun. Mutlu olan insan başkalarını da mutlu eder. cesareti ve öz güveni olan kimse, mutsuz olduğunda dibi boylamaz.''
sy:213
'' Öylesine büyük bir duyguya ihtiyacım var ki, onun çok fazla konuşmaya gerek kalmadan da içimi görüp anlamasını beklerim.''
sy:230
''Duygularıyla fısıldamak, borazanla bağırmaktan daha kolay geliyor.''
sy:231
''Cesur ol!Her zaman kolay olmasa da ben de öyle yapıyorum. Senin sıran belki düşündüğünden de çabuk gelebilir.''
sy:234
''Ben zengin değilim, güzel değilim, akıllı değilim, zeki değilim, ama mutluyum ve mutlu olacağım! Mutlu bir doğaya sahibim, insanları seviyorum, şüpheci değilim ve kendimle birlikte herkesi mutlu görmeyi arzu ediyorum.''
sy:240
'' Yine gün hiçbir şey getirmedi.
Karanlık bir gece gibi geçti.''
sy:240
''Dünyada açık bir pencereden doğayı seyretmek, kuşların ıslıklarını duymak, güneşin sıcaklığını yanağında hissetmek ve hoş bir gencin kollarında olmaktan daha güzel ne olabilir ki! Onun kolunun beni sardığını hissetmek, yakınında olduğunu bilmek ve susma öyle huzur ve güven verici ki. Bu kötü bir şey değil, bu huzur çok güzel.''
'' Evet neden İngiltere'de hep daha büyük uçaklar, daha ağır bombalar ve aynı zamanda yeniden inşa etmek için standart evler yapılıyor? Neden her gün savaş için milyonlar harcanıyor da sağlığa, sanat ve yoksulluğa bir sent bile yok? Neden dünyanın başka yerinde bolluktan yiyecekler çürürken insanlar açlık çekiyor? Neden insanlar bu kadar deli! Savaşın sadece büyük adamlar, hükümetler ve kapitalistler tarafından yapıldığını sanmıyorum. hayır, küçük adamlar da savaş yanlısı, yoksa büyük halklar çoktan ayaklanırdı! İnsanların içinde yıkma dürtüsü var, öldürme, katletme ve öfkeli olmak var, şayet tek bir istisna kalmayana dek tüm insanlar bir metamorfoz geçirmezlerse savaş devam eder. İnşa edilmiş, bakılmış ve büyütülmüş her şey kesilecek, yok edilip sonra yine başa dönecek.''
sy:280
''Bütün insanlar ne kadar güzel ve iyi olurlardı... Eğer her akşam, gün boyu yaşadıklarını gözlerinin önüne geitirp, kendi davranışlarındaki iyi ve kötü olanı bir sınasalardı. Bilinçaltında bunları her gün yeniden düzeltmeye çalışırlardı ve tabii ki zamanla bir yerlere ulaşabilirlerdi. Bunu herkes deneyebilir. Bilmeyen biri öğrenmek ve denemek zorunda; 'Kendinden emin ve huzurlu olmak insanı güçlü kılar.' ''
sy:322
Sahilde Kafka / Haruki Murakami
'' Yerine göre, kader dediğimiz şey, dar bir yerde sürekli yönünü değiştirerek dönüp duran bir kum fırtınasına benzer. Sen de, ondan kurtulmak için ayağını bastığın yeri değiştirirsin.Bunun üzerine fırtınada sana ayak uydurmak için yönünü değiştirir. Bir kez daha bastığın yeri değiştirirsin. Tekrar tekrar, sanki şafaktan hemen önce ölüm tanrısıyla yapılan uğursuz bir dans gibi, aynı şey tekrarlanıp gider. Neden dersen, o fırtına uzaklardan çıkıp gelmiş herhangi bir şeyden farklıdır da ondan. O fırtına aslından sensindir. O yüzden yapabileceğin tek şey, teslim olup ayağını dosdoğru fırtınanın içine daldırarak, gözlerini kum girmeyecek şekilde sımsıkı kapatıp adım adım fırtınanın içinden geçmektedir. Orada, muhtemel ne güneş ne de ay, hatta ne yön ne de zaman vardır. Orada, kemikleri bile parçalayacak kadar keskin beyaz kum tanecikleri gökyüzünde dans eder. İşte öyle bir kum fırtınası canlandır gözünde.''
sy:10
'' On beşinci yaş günümün evden ayrılmak için en uygun zaman olacağını düşünmüştüm. Daha öncesi erken, sonrası ise geç olabilirdi.''
sy:14
''Aşağı yukarı, anlattıklarımın özeti buydu. Elbette anlatmadığım şeyler de vardı. Gerçekten önemli olan şeyleri dile getirmek pek kolay değildir.''
sy:120
'' Deneyimlerimden yola çıkarak söylemem gerekirse, insan bir şeyleri ne kadar isterse istesin, o şeyler asla kendiliğinden çıkıp gelmez. İnsan bir şeylerden özel olarak durmaya çalıştığında ise, o şeyler kendiliğinden insanın üzerine üzerine gelir. Elbette, bu herkesin aklına gelebilecek bir şey.''
sy: 217
'' Yerine göre, kader dediğimiz şey, dar bir yerde sürekli yönünü değiştirerek dönüp duran bir kum fırtınasına benzer. Sen de, ondan kurtulmak için ayağını bastığın yeri değiştirirsin.Bunun üzerine fırtınada sana ayak uydurmak için yönünü değiştirir. Bir kez daha bastığın yeri değiştirirsin. Tekrar tekrar, sanki şafaktan hemen önce ölüm tanrısıyla yapılan uğursuz bir dans gibi, aynı şey tekrarlanıp gider. Neden dersen, o fırtına uzaklardan çıkıp gelmiş herhangi bir şeyden farklıdır da ondan. O fırtına aslından sensindir. O yüzden yapabileceğin tek şey, teslim olup ayağını dosdoğru fırtınanın içine daldırarak, gözlerini kum girmeyecek şekilde sımsıkı kapatıp adım adım fırtınanın içinden geçmektedir. Orada, muhtemel ne güneş ne de ay, hatta ne yön ne de zaman vardır. Orada, kemikleri bile parçalayacak kadar keskin beyaz kum tanecikleri gökyüzünde dans eder. İşte öyle bir kum fırtınası canlandır gözünde.''
sy:10
'' On beşinci yaş günümün evden ayrılmak için en uygun zaman olacağını düşünmüştüm. Daha öncesi erken, sonrası ise geç olabilirdi.''
sy:14
''Aşağı yukarı, anlattıklarımın özeti buydu. Elbette anlatmadığım şeyler de vardı. Gerçekten önemli olan şeyleri dile getirmek pek kolay değildir.''
sy:120
'' Deneyimlerimden yola çıkarak söylemem gerekirse, insan bir şeyleri ne kadar isterse istesin, o şeyler asla kendiliğinden çıkıp gelmez. İnsan bir şeylerden özel olarak durmaya çalıştığında ise, o şeyler kendiliğinden insanın üzerine üzerine gelir. Elbette, bu herkesin aklına gelebilecek bir şey.''
sy: 217
Etiketler:
haruki murakami,
japon yazarlar,
japonya,
kafka,
kitap,
kitap alıntısı,
kobe,
murakami,
novel,
sahilde kafka,
tokyo
Zemberekkuşu'nun Güncesi - Haruki Murakami
''Sen de biliyor musun, bilmem ama, insanların çoğunluğu müthiş ciddi.''
sy:78
'' Cesaret ile merak, bilinmeyen bir bahçeye girdiğinde birlikte işler. Kimi zaman, gizlenmiş cesareti ortaya çıkarabilir, kışkırtır. Ama bana öyle geliyor ki, merak çabucak yok oluverir de cesaret uzun bir yol almak zorundadır. Merak, birlikte iyi olunan ama güvenilmeyen bir arkadaşa benzer. Seni bir şeyler yapmaya kışkırtabilir de gerektiği zaman savuşup gider. İşte o zaman sen de devam etmek için cesaretini toplamak zorunda kalırsın.''
sy:79
''Çıkacaksan, en yüksek kuleyi bul ve tepesine tırman. İneceksen, en derin kuyuyu bul ve dibine in.''
sy:81
'' İnsan istediğini hiçbir zaman elde edememeye alınca, sonunda gerçekten neyi istediğini bile bilmez oluyor.''
sy:87
'' Işık, yaşam sahnesini sadece bir an, belki birkaç saniye aydınlatıyor. Bu saniyeler geçince, o andaki bildiriyi yakalayamadıysan eğer, ikinci bir olanak verilmiyor sana. Yaşamının geri kalanını pişmanlık içinde ve umutsuz, derin bir yalnızlıkta geçirmek zorunda kalıyorsun. Böyle bir alacakaranlık dünyasında, artık gelecekten hiçbir şey beklenemez. Böyle bir insanın elinde tuttuğu, olması gerekenin eskimiş bir kalıntısından başka bir şey değildir.''
sy:245
''Doğrusu, neyi düşünmem gerektiğini bile bilmiyordum ki. Boş bir odaya benziyordum. Ve müzik içimde sadece boğuk, gelgeç bir yankı bırakıyordu.''
sy:279
''Ölüp gitsem, dünya en ufak bir vicdan azabı çekmeden, dönmesini sürdürecekti.''
sy:293
'' Yarın ne olacağı belli mi? Kimse bilemez. Hele öbür gün, daha da bilinemez! Hatta, ondan da önce, çok değil, daha öğleden sonra bile neler olacağını kimse bilemez!''
sy:371
'' Ellerimi yüzümde kavuşturdum, sonra çözdüm. Çevremizde çıt yoktu. Bir kez daha, ben denen yaratıkla içli dışlı oldum.''
sy:414
''Buna karşın, zaman zaman derin bir yalnızlık duygusunu-a kapılıyordum. İçtiğim su, soluduğum hava, beni upuzun, sivri iğneleriyle delip geçiyordu; karıştırdığım kitapların sayfaları, hançer ucu gibi sivriydi; maden gibi parlıyordu.
En sessiz saatte, sabahın dördüne doğru, yalnızlığımın köklerinin hafif gürültüler çıkararak büyüdüğünü açık seçik duyuyordum.''
sy:438
''Yaşamak zaten başlı başına kehanete benziyordu.''
sy:718
''Sen de biliyor musun, bilmem ama, insanların çoğunluğu müthiş ciddi.''
sy:78
'' Cesaret ile merak, bilinmeyen bir bahçeye girdiğinde birlikte işler. Kimi zaman, gizlenmiş cesareti ortaya çıkarabilir, kışkırtır. Ama bana öyle geliyor ki, merak çabucak yok oluverir de cesaret uzun bir yol almak zorundadır. Merak, birlikte iyi olunan ama güvenilmeyen bir arkadaşa benzer. Seni bir şeyler yapmaya kışkırtabilir de gerektiği zaman savuşup gider. İşte o zaman sen de devam etmek için cesaretini toplamak zorunda kalırsın.''
sy:79
''Çıkacaksan, en yüksek kuleyi bul ve tepesine tırman. İneceksen, en derin kuyuyu bul ve dibine in.''
sy:81
'' İnsan istediğini hiçbir zaman elde edememeye alınca, sonunda gerçekten neyi istediğini bile bilmez oluyor.''
sy:87
'' Işık, yaşam sahnesini sadece bir an, belki birkaç saniye aydınlatıyor. Bu saniyeler geçince, o andaki bildiriyi yakalayamadıysan eğer, ikinci bir olanak verilmiyor sana. Yaşamının geri kalanını pişmanlık içinde ve umutsuz, derin bir yalnızlıkta geçirmek zorunda kalıyorsun. Böyle bir alacakaranlık dünyasında, artık gelecekten hiçbir şey beklenemez. Böyle bir insanın elinde tuttuğu, olması gerekenin eskimiş bir kalıntısından başka bir şey değildir.''
sy:245
''Doğrusu, neyi düşünmem gerektiğini bile bilmiyordum ki. Boş bir odaya benziyordum. Ve müzik içimde sadece boğuk, gelgeç bir yankı bırakıyordu.''
sy:279
''Ölüp gitsem, dünya en ufak bir vicdan azabı çekmeden, dönmesini sürdürecekti.''
sy:293
'' Yarın ne olacağı belli mi? Kimse bilemez. Hele öbür gün, daha da bilinemez! Hatta, ondan da önce, çok değil, daha öğleden sonra bile neler olacağını kimse bilemez!''
sy:371
'' Ellerimi yüzümde kavuşturdum, sonra çözdüm. Çevremizde çıt yoktu. Bir kez daha, ben denen yaratıkla içli dışlı oldum.''
sy:414
''Buna karşın, zaman zaman derin bir yalnızlık duygusunu-a kapılıyordum. İçtiğim su, soluduğum hava, beni upuzun, sivri iğneleriyle delip geçiyordu; karıştırdığım kitapların sayfaları, hançer ucu gibi sivriydi; maden gibi parlıyordu.
En sessiz saatte, sabahın dördüne doğru, yalnızlığımın köklerinin hafif gürültüler çıkararak büyüdüğünü açık seçik duyuyordum.''
sy:438
''Yaşamak zaten başlı başına kehanete benziyordu.''
sy:718
Etiketler:
book,
haruki murakami,
japon yazarlar,
japonya,
kitap,
kitap alıntısı,
murakami,
novel
12 Şubat 2016 Cuma
İmkansızın Şarkısı / Haruki Murakami
''Seni hiç unutmayacağım. Seni unutmam imkansız.''
sy: 15
'' Aradığı benim kolum değildi, sadece bir koldu. Aradığı benim sıcaklığım değildi, sadece bir sıcaklıktı. sadece ben olmaktan rahatsız oluyordum.''
''Sonunda, belki bana bir şey söylemek istiyor da sözcüklerle dile getiremiyor, diye düşünmeye başladım. Ya da daha doğrusu, sözcüklere dökmeden kendi içinde yakalayamıyordu söylemek istediklerini. İşte bunun için sözcükler çıkamıyordu ağzından bir türlü.''
sy:40
'' Kimileri için aşk, anlam taşımayan ya da önemsiz şeylerle başlar. Eğer böyle olmazsa zahmetine değmez.''
sy:99
'' Telefon yüzünden gün boyu evde kalmayı gerçekten sevmiyorum. Yalnız kaldığım zaman, bedenim kokuşacakmış gibi bir izlenim uyanıyor bende. Yavaş yavaş dağılıyor, çürüyor ve sonunda yeşil bir sıvıya dönüşüp toprağa karışıyor. Geriye sadece giysilerim kalıyor. İşte gün boyu kıpırdamadan beklemenin bende yarattığı izlenim bu.''
sy:101
'' Naoka, kanepede oturmuş, okuyordu. Bacak bacak üstüne atmış, parmakları şakaklarında, okuyordu, kafasına dolan sözcükleri, daha iyi anlamak için, parmağıyla dokunmak istiyormuş gibi.''
sy: 198
'' Bazen, dedi bardağını sallayıp içindeki buzları şıngırdatarak. Dünya kimi zaman fazlasıyla sertleştiğinde, buraya geliyorum ve votka tonik içiyorum.''
sy:206
'' Bu yüzden de, ara sıra çevreme baktığımda, gerçekten umudum kırılıyor. Kendi kendime her zaman sorarım, insanlar neden daha çok çabalamazlar diye. Hiçbir şey yapmaz ve zamanlarını yaşamın haksızlığından yakınarak geçirirler.''
sy:246
'' Geç yapılmış bir kahvaltıyla erken yenmiş bir öğle yemeği arasında da bu kadar fark olur. Aynı saatte aynı şey yenir, sadece adı değişiktir.''
sy:254
'' Ben hep böyleydim işte. Kafam bir şeyle dolu olunca, geri kalan her şeyi unutup giderdim.''
sy:291
'' - Ama keyifli olmaya çalışıyorum.
- yaşamın bir bisküvi kutusuna benzediğini düşün, yeter. Bir bisküvi kutusunun içinde, her türlü bisküvi vardır, sevdiklerin de, pek sevmediklerin de, öyle değil mi? Ve insan sevdiğini önce yerse geriye pek sevmedikleri kalır sadece. Ben kötü günler geçirdiğimde hep böyle düşünürüm işte. Şimdi bunu yaparsam, sonrası daha kolay olur, derim kendi kendime. İnan bana, yaşam bir bisküvi kutusudur.''
sy:300
'' Ama sana gerçekten de kızgın sayılmam. sadece mutsuzum. Çünkü sen benim için çok şey yaptığın halde, ben senin için hiçbir şey yapamıyorum. Sen hep kendi dünyanın içinde hapsolmuş durumdasın, kapını vurup sana seslendiğimde ancak, bakışlarını kaldırıyor, sonra gene hemen indiriyorsun.''
sy:302
'' Odasında, yatağın üstünde kucaklaştık. onun uyku tulumunun içinde, yağmuru dinlerken, öpüştük, sonra şundan bundan konuştuk, her şeyden, dünyanın oluşumundan tut da, rafadan yumurtanın nasıl pişirileceğine değin.''
sy:317
''Seni hiç unutmayacağım. Seni unutmam imkansız.''
sy: 15
'' Aradığı benim kolum değildi, sadece bir koldu. Aradığı benim sıcaklığım değildi, sadece bir sıcaklıktı. sadece ben olmaktan rahatsız oluyordum.''
''Sonunda, belki bana bir şey söylemek istiyor da sözcüklerle dile getiremiyor, diye düşünmeye başladım. Ya da daha doğrusu, sözcüklere dökmeden kendi içinde yakalayamıyordu söylemek istediklerini. İşte bunun için sözcükler çıkamıyordu ağzından bir türlü.''
sy:40
'' Kimileri için aşk, anlam taşımayan ya da önemsiz şeylerle başlar. Eğer böyle olmazsa zahmetine değmez.''
sy:99
'' Telefon yüzünden gün boyu evde kalmayı gerçekten sevmiyorum. Yalnız kaldığım zaman, bedenim kokuşacakmış gibi bir izlenim uyanıyor bende. Yavaş yavaş dağılıyor, çürüyor ve sonunda yeşil bir sıvıya dönüşüp toprağa karışıyor. Geriye sadece giysilerim kalıyor. İşte gün boyu kıpırdamadan beklemenin bende yarattığı izlenim bu.''
sy:101
'' Naoka, kanepede oturmuş, okuyordu. Bacak bacak üstüne atmış, parmakları şakaklarında, okuyordu, kafasına dolan sözcükleri, daha iyi anlamak için, parmağıyla dokunmak istiyormuş gibi.''
sy: 198
'' Bazen, dedi bardağını sallayıp içindeki buzları şıngırdatarak. Dünya kimi zaman fazlasıyla sertleştiğinde, buraya geliyorum ve votka tonik içiyorum.''
sy:206
'' Bu yüzden de, ara sıra çevreme baktığımda, gerçekten umudum kırılıyor. Kendi kendime her zaman sorarım, insanlar neden daha çok çabalamazlar diye. Hiçbir şey yapmaz ve zamanlarını yaşamın haksızlığından yakınarak geçirirler.''
sy:246
'' Geç yapılmış bir kahvaltıyla erken yenmiş bir öğle yemeği arasında da bu kadar fark olur. Aynı saatte aynı şey yenir, sadece adı değişiktir.''
sy:254
'' Ben hep böyleydim işte. Kafam bir şeyle dolu olunca, geri kalan her şeyi unutup giderdim.''
sy:291
'' - Ama keyifli olmaya çalışıyorum.
- yaşamın bir bisküvi kutusuna benzediğini düşün, yeter. Bir bisküvi kutusunun içinde, her türlü bisküvi vardır, sevdiklerin de, pek sevmediklerin de, öyle değil mi? Ve insan sevdiğini önce yerse geriye pek sevmedikleri kalır sadece. Ben kötü günler geçirdiğimde hep böyle düşünürüm işte. Şimdi bunu yaparsam, sonrası daha kolay olur, derim kendi kendime. İnan bana, yaşam bir bisküvi kutusudur.''
sy:300
'' Ama sana gerçekten de kızgın sayılmam. sadece mutsuzum. Çünkü sen benim için çok şey yaptığın halde, ben senin için hiçbir şey yapamıyorum. Sen hep kendi dünyanın içinde hapsolmuş durumdasın, kapını vurup sana seslendiğimde ancak, bakışlarını kaldırıyor, sonra gene hemen indiriyorsun.''
sy:302
'' Odasında, yatağın üstünde kucaklaştık. onun uyku tulumunun içinde, yağmuru dinlerken, öpüştük, sonra şundan bundan konuştuk, her şeyden, dünyanın oluşumundan tut da, rafadan yumurtanın nasıl pişirileceğine değin.''
sy:317
Kaplumbağa Terbiyecisi / Emre Caner
'' Kadere inanıp inanmadığını bilmiyordu. Ama gelecek üzerine planlar yapmaktan çoktan vazgeçmişti!''
sy:71
'' Herkes kanıksıyordu işte. Çaresizce yum sağlıyordu. Dört bir yandan gelebilecek ölüme, birden gelen ölüme, yaşananlar yetmezmiş gibi ortaya çıkan salgın hastalıklara, yüzlerce kilometrelik yolu yayan kat eden insanlara acımadan yağan kara ve dahasına...
Herkes alışıyordu.''
sy:160
'' Kadere inanıp inanmadığını bilmiyordu. Ama gelecek üzerine planlar yapmaktan çoktan vazgeçmişti!''
sy:71
'' Herkes kanıksıyordu işte. Çaresizce yum sağlıyordu. Dört bir yandan gelebilecek ölüme, birden gelen ölüme, yaşananlar yetmezmiş gibi ortaya çıkan salgın hastalıklara, yüzlerce kilometrelik yolu yayan kat eden insanlara acımadan yağan kara ve dahasına...
Herkes alışıyordu.''
sy:160
Mülksüzler / Ursula K. Le Guin
'' Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlı.''
sy:9
'' Acı var, dedi Shevek ellerini açarak. 'Gerçek. Ona yanlış anlama diyebilirim, ama var olmadığını veya herhangi bir zamanda yok olacağını varsayamam. Acı çekme, yaşamımızın koşulu. Başına geldiği zaman fark ediyorsun. Onun gerçek olduğunu anlıyorsun. tabii ki, tıpkı toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru bir şey. Ama hiçbir toplum var olmanın doğasını değiştiremez. Acı çekmeyi önleyemeyiz. Şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama Acı'yı dindiremeyiz. Bir toplum ancak toplumsal acıyı - gereksiz acıyı- dindirebilir. Gerisi kalır. Kök, gerçek olan. Buradaki herkes acıyı öğrenecek; eğer elli yıl yaşarsak, elli yıldır acıyı biliyor olacağız. En sonunda da öleceğiz. Bu doğuşumuzun koşulu. Yaşamdan korkuyorum! bazen ben -çok korkuyorum. herhangi bir mutluluk çok basit gibi geliyor. Yine de her şeyin, bu mutluluk arayışını, bu acı korkusunun tümüyle bir yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum... Ondan korkmak veya kaçmak yerine onun ... içinden geçilebilse, aşılabilse. Arkasında bir şey var. Acı çeken şey benlik; benliğin ise - yok olduğu bir yer var. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçekliğin acı olmadığına inanıyorum. Eğer; içinden geçilebilirsen. Eğer sonuna kadar ona dayabilirsen.''
sy:57
'' Kuşkusuz özgürlük, gizlilikten çok daha açıklıkta yatıyordu, özgürlük için de her zaman riske girmeye değerdi.''
sy:98
'' Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.''
sy:122
'' Yaşamı bütün olarak görmem için tek yapmam gereken şey, onu ölümlü olarak görmek. Ben öleceğim, sen öleceksin; başka türlü birbirimizi nasıl sevebilirdik ki? Güneş de br gün sönecek, başka türlü nasıl parlamaya devam edebilir?''
sy:165
'' Yirmi yaş dolaylarında öyle bir an vardır ki, yaşamının geri kalan kısmı boyunca ya herkes gibi olmalı ya da farklılıklarını erdeme dönüştürmeyi seçmen gerekir.''
sy: 214
'' Lütfen geri al, ayrılık eğitici, tamam, ama benim istediğim eğitim senin varlığın.''
sy: 218
'' On, on iki yaşımdan beri ne tür bir iş yapmam gerektiğini biliyordum.
Bir çocuğun yapmak istediğiyle toplumun ondan bekledikleri her zaman aynı olmaz.
Dediğin gibi, otuz yaşındayım. Biraz yaşlıca bir çocuk sayılırım.''
sy:227
'' Devrimi satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir.''
sy:256
'' Eğer yola çıkarsan. her zaman gittiğin yere ulaşıyorsun. Her zaman da geri dönüyorsun.''
sy: 322
'' İçeri kapamak, dışarıda bırakmak, aynı şey''
'' Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlı.''
sy:9
'' Acı var, dedi Shevek ellerini açarak. 'Gerçek. Ona yanlış anlama diyebilirim, ama var olmadığını veya herhangi bir zamanda yok olacağını varsayamam. Acı çekme, yaşamımızın koşulu. Başına geldiği zaman fark ediyorsun. Onun gerçek olduğunu anlıyorsun. tabii ki, tıpkı toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru bir şey. Ama hiçbir toplum var olmanın doğasını değiştiremez. Acı çekmeyi önleyemeyiz. Şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama Acı'yı dindiremeyiz. Bir toplum ancak toplumsal acıyı - gereksiz acıyı- dindirebilir. Gerisi kalır. Kök, gerçek olan. Buradaki herkes acıyı öğrenecek; eğer elli yıl yaşarsak, elli yıldır acıyı biliyor olacağız. En sonunda da öleceğiz. Bu doğuşumuzun koşulu. Yaşamdan korkuyorum! bazen ben -çok korkuyorum. herhangi bir mutluluk çok basit gibi geliyor. Yine de her şeyin, bu mutluluk arayışını, bu acı korkusunun tümüyle bir yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum... Ondan korkmak veya kaçmak yerine onun ... içinden geçilebilse, aşılabilse. Arkasında bir şey var. Acı çeken şey benlik; benliğin ise - yok olduğu bir yer var. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçekliğin acı olmadığına inanıyorum. Eğer; içinden geçilebilirsen. Eğer sonuna kadar ona dayabilirsen.''
sy:57
'' Kuşkusuz özgürlük, gizlilikten çok daha açıklıkta yatıyordu, özgürlük için de her zaman riske girmeye değerdi.''
sy:98
'' Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.''
sy:122
'' Yaşamı bütün olarak görmem için tek yapmam gereken şey, onu ölümlü olarak görmek. Ben öleceğim, sen öleceksin; başka türlü birbirimizi nasıl sevebilirdik ki? Güneş de br gün sönecek, başka türlü nasıl parlamaya devam edebilir?''
sy:165
'' Yirmi yaş dolaylarında öyle bir an vardır ki, yaşamının geri kalan kısmı boyunca ya herkes gibi olmalı ya da farklılıklarını erdeme dönüştürmeyi seçmen gerekir.''
sy: 214
'' Lütfen geri al, ayrılık eğitici, tamam, ama benim istediğim eğitim senin varlığın.''
sy: 218
'' On, on iki yaşımdan beri ne tür bir iş yapmam gerektiğini biliyordum.
Bir çocuğun yapmak istediğiyle toplumun ondan bekledikleri her zaman aynı olmaz.
Dediğin gibi, otuz yaşındayım. Biraz yaşlıca bir çocuk sayılırım.''
sy:227
'' Devrimi satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir.''
sy:256
'' Eğer yola çıkarsan. her zaman gittiğin yere ulaşıyorsun. Her zaman da geri dönüyorsun.''
sy: 322
'' İçeri kapamak, dışarıda bırakmak, aynı şey''
11 Şubat 2016 Perşembe
Yalnızız / Peyami Safa
'' Mücadelesiz ve eziyetsiz bir zaferin değeri yoktu.''
sy:255
'' Sevgiliyi dışarda öldürmek neye yarar? İçimizde yaşadığı müddetçe, biz sadece bir şeklin katili olmakla kalırız. Onu içimizde öldürebilmeliyiz. Unutmak işte budur.''
sy:298
'' Herkes hafızasından şikayet eder, muhakemesinden şikayet eden yoktur.''
sy:320
'' Şu anda Paris'i ve hürriyetimi o kadar sevmiyorum, artık. insanın içinde ne kadar başka başka insanlar var. ne çabuk değişiyor insan.''
sy:360
'' Yalnızım, evet, herkes yalnızdır, yalnızız.''
sy:421
'' Mücadelesiz ve eziyetsiz bir zaferin değeri yoktu.''
sy:255
'' Sevgiliyi dışarda öldürmek neye yarar? İçimizde yaşadığı müddetçe, biz sadece bir şeklin katili olmakla kalırız. Onu içimizde öldürebilmeliyiz. Unutmak işte budur.''
sy:298
'' Herkes hafızasından şikayet eder, muhakemesinden şikayet eden yoktur.''
sy:320
'' Şu anda Paris'i ve hürriyetimi o kadar sevmiyorum, artık. insanın içinde ne kadar başka başka insanlar var. ne çabuk değişiyor insan.''
sy:360
'' Yalnızım, evet, herkes yalnızdır, yalnızız.''
sy:421
1984 / George Orwell
'' İnsan, kendi belleği dışında hiçbir kayıt olmayınca en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki?''
sy:60
'' İnsan, kendi belleği dışında hiçbir kayıt olmayınca en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki?''
sy:60
Etiketler:
1984,
george orwell,
kitap,
kitap alıntısı,
orwell,
ütopik kitaplar,
ütopya
Yedi Güzel Yıl / Etgar Keret
''Bütünüyle dürüst olmak gerekirse, birlikte yaşadığımız dokuz yıl boyunca kendimizin uydurduğu törenlerle defalarca evlenmiştik; Yafa'da bir balık restoranında buruna kondurulan bir öpücükle, Varşova'da kırık dökük bir otelde birbirimize sarılarak, hatta Amsterdam - Berlin treninde bir sürpriz yumurtayı paylaşarak.''
sy: 77
'' İş bir sorumluluğu yüklenmeye geldiğinde, talebin zaman olarak yakınlığı ile benim o sorumluluğu yüklenme konusunda gönüllülüğüm arasında ters bir ilişki var. örneğin, karım bugün bir bardak çay yapmamı istese onu kibarca reddedebilir, ama yarın markete gitmeyi kabul edebilirim.''
sy:114
''Bütünüyle dürüst olmak gerekirse, birlikte yaşadığımız dokuz yıl boyunca kendimizin uydurduğu törenlerle defalarca evlenmiştik; Yafa'da bir balık restoranında buruna kondurulan bir öpücükle, Varşova'da kırık dökük bir otelde birbirimize sarılarak, hatta Amsterdam - Berlin treninde bir sürpriz yumurtayı paylaşarak.''
sy: 77
'' İş bir sorumluluğu yüklenmeye geldiğinde, talebin zaman olarak yakınlığı ile benim o sorumluluğu yüklenme konusunda gönüllülüğüm arasında ters bir ilişki var. örneğin, karım bugün bir bardak çay yapmamı istese onu kibarca reddedebilir, ama yarın markete gitmeyi kabul edebilirim.''
sy:114
Korkma, Ben Varım / Murat Menteş
'' Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor.''
sy:14
'' Erkekler, kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. Tensel cazibeyi ve erotik maceraları, sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri, sizi de kandırabilir. Bugünün doğruları, pekala yarının yalanları şekline girebilir.''
sy:236
'' Aşkın doğması ve yaşaması, yavaşlığına bağlıdır. Ağaçları keserken ormanı korumak gerekir. erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk, kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Romantizm baştan sona kurallarla örtülü oluşu bundandır.''
sy:240
''Lee Jun Fan, Bruce Lee'nin gerçek adı dediğimde Enver irkildi sanki.
Bence, dedi, kişi gerçekse adının gerçek olması gerekmez.''
sy:241
''Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler, taşımadığınız kusurlarla yererler de.''
sy: 242
'' Sen cennete gittiğinde, cennet daha güzel bir yer olacak.''
sy: 247
'' Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa, 21. yüzyıldadır.''
sy:254
'' Gözleri, zamanın başlangıç gecesi kadar derin. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim.''
Sy:150
''Hayırın evete dönüşmesi, evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır.''
Sy:273
''Aşktan, zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık.''
Leonard Cohen
'' Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir.''
Sy:302
'' An'ın tadını çıkarıyordum. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi.''
Calegero Cavatio
'' Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum.''
sy:404
'' Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor.''
sy:14
'' Erkekler, kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. Tensel cazibeyi ve erotik maceraları, sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri, sizi de kandırabilir. Bugünün doğruları, pekala yarının yalanları şekline girebilir.''
sy:236
'' Aşkın doğması ve yaşaması, yavaşlığına bağlıdır. Ağaçları keserken ormanı korumak gerekir. erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk, kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Romantizm baştan sona kurallarla örtülü oluşu bundandır.''
sy:240
''Lee Jun Fan, Bruce Lee'nin gerçek adı dediğimde Enver irkildi sanki.
Bence, dedi, kişi gerçekse adının gerçek olması gerekmez.''
sy:241
''Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler, taşımadığınız kusurlarla yererler de.''
sy: 242
'' Sen cennete gittiğinde, cennet daha güzel bir yer olacak.''
sy: 247
'' Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa, 21. yüzyıldadır.''
sy:254
'' Gözleri, zamanın başlangıç gecesi kadar derin. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim.''
Sy:150
''Hayırın evete dönüşmesi, evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır.''
Sy:273
''Aşktan, zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık.''
Leonard Cohen
'' Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir.''
Sy:302
'' An'ın tadını çıkarıyordum. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi.''
Calegero Cavatio
'' Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum.''
sy:404
Tatlı Rüyalar / Alper Canıgüz
'' Yirmi beş yıllık öğretim üyesi Profesör Olcayto Fişek sınıfa girdiğinde, mesleğe ilk başladığı günkü inançlarının hiç değişmediğini fark etti: Öğrencilerin hepsi geri zekalıydı.''
sy:19
'' -Tabii. Bunun için buradayım. Size her şeyi anlatacağım.
-Yo, her şeyi anlatmayın lütfen. Sadece gerekenleri anlatın.
- Neyin ne kadarının ne için gerekli olduğuna kim karar verebilir ki? Belki sorunumu çözmek için ta insanlığın başlangıcına dönmeliyiz.
- Naenderthal'e kadar mı, örneğin?''
sy:27
'' Sanıldığı gibi sadece gerçekler rüyayı etkilemez, rüyalar da gerçekleri etkiler. Karnabahar ise, her ikisini de etkiler.''
sy:34
''Birini tanımanın en iyi yolu onunla oyun oynamaktır. Oyun oynarken beni güvenilir bir insan olduğuna inandırmaya çalışırsan bunu anlarım. Ayrıca oyun insanları birbirine yakınlaştırır.''
sy:39
''Evet, bir insanı anlamak ve ona gerçekten de yardımcı olmak çok zor bir şey. Çoğu insanın kafası çelişkilerle, ruhu komplekslerle dolu ve ne istediğini bilmiyor. Ama, yine de onun söylediklerini anlamaya çalışmak söylemedikleri hakkında fikir yürütmekten daha doğru geliyor bana. samimiyet, e azından onun kendisini yalnız hissetmemesini sağlayacaktır. Ve bence hepimizin tek derdi bu Profesör, bu dünyada yalnızı; çok yalnızız.''
sy:65
'' Senin iraden güçlü değil hayatım, sadece tutkuların zayıf.''
sy:69
''Ayrıca şunu bil ki, inanan bir insanın yapabilecekleri sınır tanımaz.''
sy:91
'' Hayattan nefret etmek için yeterli sebebim var. Elbette bir başkası bunun, aksine, hayatın çok güzel ve yaşanmaya değer olduğuna inanabilir. Bu noktada kimseye bir şey söylemeye hakkım olmaz çünkü iki farklı inanış ve iki farklı ahlaki çerçeve söz konusudur. Ancak aynı insan, her fırsatını bulduğunda o hayatın gerçeklerinden uzaklaşmaya çalışıyorsa işte o zaman iki yüzlülük yapmaya başlıyor demektir.''
sy:113
'' Beni sakın yalnız bırakma.
Sonbahar geldiğinde de.. Kışın da.. hele hele ilkbaharda asla...''
sy:116
'' Yirmi beş yıllık öğretim üyesi Profesör Olcayto Fişek sınıfa girdiğinde, mesleğe ilk başladığı günkü inançlarının hiç değişmediğini fark etti: Öğrencilerin hepsi geri zekalıydı.''
sy:19
'' -Tabii. Bunun için buradayım. Size her şeyi anlatacağım.
-Yo, her şeyi anlatmayın lütfen. Sadece gerekenleri anlatın.
- Neyin ne kadarının ne için gerekli olduğuna kim karar verebilir ki? Belki sorunumu çözmek için ta insanlığın başlangıcına dönmeliyiz.
- Naenderthal'e kadar mı, örneğin?''
sy:27
'' Sanıldığı gibi sadece gerçekler rüyayı etkilemez, rüyalar da gerçekleri etkiler. Karnabahar ise, her ikisini de etkiler.''
sy:34
''Birini tanımanın en iyi yolu onunla oyun oynamaktır. Oyun oynarken beni güvenilir bir insan olduğuna inandırmaya çalışırsan bunu anlarım. Ayrıca oyun insanları birbirine yakınlaştırır.''
sy:39
''Evet, bir insanı anlamak ve ona gerçekten de yardımcı olmak çok zor bir şey. Çoğu insanın kafası çelişkilerle, ruhu komplekslerle dolu ve ne istediğini bilmiyor. Ama, yine de onun söylediklerini anlamaya çalışmak söylemedikleri hakkında fikir yürütmekten daha doğru geliyor bana. samimiyet, e azından onun kendisini yalnız hissetmemesini sağlayacaktır. Ve bence hepimizin tek derdi bu Profesör, bu dünyada yalnızı; çok yalnızız.''
sy:65
'' Senin iraden güçlü değil hayatım, sadece tutkuların zayıf.''
sy:69
''Ayrıca şunu bil ki, inanan bir insanın yapabilecekleri sınır tanımaz.''
sy:91
'' Hayattan nefret etmek için yeterli sebebim var. Elbette bir başkası bunun, aksine, hayatın çok güzel ve yaşanmaya değer olduğuna inanabilir. Bu noktada kimseye bir şey söylemeye hakkım olmaz çünkü iki farklı inanış ve iki farklı ahlaki çerçeve söz konusudur. Ancak aynı insan, her fırsatını bulduğunda o hayatın gerçeklerinden uzaklaşmaya çalışıyorsa işte o zaman iki yüzlülük yapmaya başlıyor demektir.''
sy:113
'' Beni sakın yalnız bırakma.
Sonbahar geldiğinde de.. Kışın da.. hele hele ilkbaharda asla...''
sy:116
Gizli Ajans / Alper Canıgüz
''Borges ile Kemalettin Tuğçu'nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, hayatta bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşmayacağımı düşünmüştüm. heyhat, ne kadar da yanılmışım.''
sy:5
'' Tek tek bakıldığında az çok normal gibi görünen özellikleri, bir araya gelince tuhaf bir bütün oluşturuyordu. Açıkçası onu nereye yerleştireceğimi pek bilemiyordum, ama onunla birlikte kendimi kesinlikle huzurlu hissediyordum. Bu her şeyden önemliydi.''
sy:7
''İsim bana hiçbir şey ifade etmemişti. Gerçi o kadar alkol aldıktan sonra annemin adını bile hatırlamayabilirdim, o da ayrı mevzu.''
sy:8
''En kısa ömrü en iyi biçimde yaşamak! Benim hayat felsefem de bu diyelim. Düşünürseniz hayatı en iyi biçimde yaşamanın kaçınılmaz sonucunun bu olduğunu fark edersiniz zaten.''
sy:14
'' Sanem hanım. Sanem. Evlen benimle Sanem. Kadınım ol benim. Yaşadığım tüm acıları, yaptığım bütün kötülükleri, pişmanlıkları, hatalarımı akla. Başına çiçekten taçlar yapayım, sana şiirler yazayım, seni her gece masallar anlatarak uyutayım. Bazı akşamlar DVD'de filmler seyredelim seninle. Sen benden daha çok anla modern sanatı. Gördüğümüz eserlerin ne anlama geldiğini açıkla bana, ben başımı sallayayım. Ah ben ne aptalmışım! Nasıl olup da varlığından kuşkuya düşmüşüm? Oysa hayat denen bu yaranın seni bulmak dışında ne anlamı olabilirdi ki? Bak şimdi her şey ne kadar açık görünüyor oysa. ilk görüşte aşka inanırsın, değil mi Sanem? Evet, çok doğru. Ben de başka türlüsüne inanmam zaten. Biliyor musun Sanem, ben seni hep severim. Her gün daha çok severim. Bak mesela pencerenin önüne bir kuş konar ben seni severim, bir tren yolculuğunda pencereden dışarı bakarken derme çatma bir ev gözüme çarpar ben seni severim, burnuma eskilerden hangi uzak hatıraya ait olduğunu bir türlü çıkaramadığım bir koku çarpar ben seni severim, kafama kuş sıçar ben yine seni severim... Anlıyor musun beni? Sonra ben bazen biraz fazla kıskanç olabilirim. Diyelim yazlık bir yere gitmişizdir de, bir akşam sen çok hoş bir tunik giymişsindir, oradaki bütün erkekler bayılır sonra, hemen aşık olur. Ben mesela tunik nedir onu bile bilmeden kıskançlıktan çatlayabilirim böyle bir durumda. Ama belli etmem. Ama sen yine de sezersin. Öyle bir laf edersin ki, ben, benden başka hiç kimseye bakmayacağını anlarım. O kadar da incesindir. Bir de, bir iyilik rica edeceğim senden. Gözlerine o elem ifadesini yükleyen alçağın adını söyle bana. Söyle ki; ona hemen düello şahitlerimi göndereyim. Silah seçimini o yapsın. Evet. Utanarak kabul ediyorum ki bunu, bir yerde okudum. Ama ne fark eder? Bütün şiirler, romanlar senin için yazılmadı mı zaten? Şarkılar senin için söylenmedi mi? Masumların kanı senin için akmadı mı? Ruhum hep seni aradı benim Sanem. Hep seni arar. Milyonlarca yıl geçsin, sistemler çöksün, güneşler patlasın benim ruhum seni arar. Ve biliyor musun Sanem, bulur da. Şimdi bulduğu gibi bulur. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.''
sy:22-23
''Örnek alınabilecek şeyler yaşasaydı, belki de sen burada olamzdın, buyurdu hayatımın ışığı. Lafı da böyle gediğine koyardı işte.''
sy: 24
''Sanem'le öğle yemeğine çıkacaktık! Sonrası gelirdi nasılsa. Çoluk çocuk, şöyle uygun bir kooperatif, derken Ayvalık'ta yazlık... Hele bir öğlen yemeğine çıkalım da.''
sy:25
'' İki insanı, bir üçüncüye ezmek kadar birbirine yaklaştıran bir şey var mıdır şu dünyada?''
sy:28
''Ben de gelip seninle bir bira içeyim diye düşündüm. Rahatsız etmiyorum inşallah?
- Bilakis, çok rahatlatıyorsun.''
sy:39
'' Hayat nasıl da mucizelere gebeydi. Bak daha bu sabah onunla iki yabancıyken şimdi bir tabak sigara böreğini paylaşıyorduk.''
sy:40
'' Bazı aşklar ayrıdır, içinde kahkahaların çınlamasından ziyade gözyaşlarının çağlaması daha uygun düşer. Onu gördüğüm ilk anda biliyordum ki bizimkisi, eğer bir aşkımız olacaksa, böylesine yazgılıdır. Ve kim bu sevdaya yakışacak ilk sözcükleri kalbimin sahibinden daha iyi bilebilir? 'Seni çok üzerim ben.' ''
sy:42
Tüm mutlu evlilikler birbirinin aynısıdır, mutsuz olanların her birinin mutsuzluğu ise kendine özgüdür. Herkes bilir ki aşk filmlerini, örneğin, ilginç kılan birbirini seven çiftin hikaye boyunca yaşadığı sıkıntı ve acılardır. İlişkinin kaygısızca yaşandığı süreç ise, sevgililerin yağmur altında yürümesi, dondurma yemesi ve köşe kapmaca oynaması gibi, açıkçası daha ziyade çocukça denebilecek edimler içinde bulundukları birkaç sahneyle ve genellikle de hafif bir müzik eşliğinde çabucak anlatılır geçilir. Mesut aşkın, tarafları dışında kimseye bir şey ifade etmeyen tabiatı nedeniyle ben de o iki hafta içinde yaşadığım günleri tatlı bir aşk rüyası diye tanımlamakla yetinebilirdim. Oysa ben, kederden önce davranma telaşından olacak, hayatımın bu en hülyalı günlerinde bile her şeyi derhal ıstıraba çevirmeyi başarıyordum.''
sy:89-90
'' Ne gerekçeyle olursa olsun, birbirimizden ayrılmamız bana yanlış görünüyordu. Biz asla farklı yönlere hareket etmemeliydik. Hep birlikte, hep aynı yönde devinmeliydik. Belki çok ufak tefek cilveleşme kabininden ayrılıklar söz konusu olabilirdi. Self-servis bir kafeye falan gittiğimizde o geçip bir yere oturabilir- muhakkak ki benim görebileceğim bir yere- sonra ben çayları alıp hemen yanına gidebilirdim. Bu kadarı makul bir dirhem fazlası ise elemdi.''
sy:90
'' O benim kim olduğumu biliyor muydu? Kendisini ne sanıyordu? Bilmiyor muydu ki güzelliği on para etmezdi, bendeki bu aşk olmasa?''
sy:103
'' Biliyorum. Yüreğime ellerimle açtığım yaradan sızan bu kan bu gazap ateşi, bu kutsal fikri sabit gözlerindeki perdeyi kaldıran biricik hakikattir. Mutluluğum, felaketim, en pervasız günahım... Bil ki hiçbir tecrübe, hiçbir tövbe, hayatın gelip geçiciliğine kerhen olana dair hiçbir şey bu mührü kıramaz. Zavallı varlığımın anlamı, başka hiçbir şey değil, sadece gizli nikahımızı kıydığımız o gece yüreğimi sana bağlayan bu yemindir. Bundan böyle aldığım her nefeste senin ruhunu içime çekeceğim, yüreğimin her vuruşu senin ismini fısıldayacak. Aşından gayrısı yalan, gökteki ay şahidimdir.''
sy:108
''Fezai bey sevgilimin uzaylı olduğunu iddia ediyor.. dedim.
- Bütün kadınlar öyledir, dedi kız Tevfik.''
sy:152
'' Aşk hiç yaşanmakta olan bir şey değildir. Ancak bir hatıra olabilir. Aşk acısı zannettiğin şey, aşkın ta kendisidir.''
sy:153
'' Ta ki... Onunla karşılaşana kadar. O bana baktığında Tanrı'nın gözlerini gördüm ben. Bir umut değil, bir müjdeydi bu. Onun aşkıyla, yitirdiğim her şey bir ışık çağlayanı içinde yeniden bana döndü, taş ve toprak kardeşim oldu, yüreğim merhametle doğdu. Anlayacağın ben yeniden yaşamaya başladım Fezai Abi. Ve o gidince, dünya bir kez daha başıma yıkıldı.''
sy:161
''Sevdiğim kadın hakikaten dünyayı ele geçirmeye çalışan bir uzaylı mıydı? Niye böyle yapıyordu? benim kalbimi ele geçirmişti ya, bu kadarı yetmiyor muydu ona?''
sy:162
''Zihnin ve bedenin sadece varacağın hedefe odaklanacak. Ve bilesin ki, bu her şey için geçerlidir. Düz bir çizgi çizmek istiyorsan,asla kalemin geçtiği yere değil, ulaşacağı noktaya bakmalısın''
sy:164
'' Ayrıca ben bir kahraman değildim. Bir korkaktım ben. Hep öyleydim, hep öyle kalacaktım.''
sy:181
''Mevsimlerden yazdı ve tercüme-i halime ne söylesem azdı. Biliyordum gidecekti. Kim bilir, belki de bekleyeni vardı? Lakin gözlerinden anlıyordum, o da benim gibi yalnızdı. Dışarıdan bakınca halleri pervasız, ruhu uçarıydı. Sevdiyse de çok korkarım bana pek inanmazdı. İşte bu konuda çok haksızdı. varsın olsun; başka kim gözlerinde umudu ve acıyı aynı anda böyle güzel taşırdı? Tanrı'nın kaderime yazdığı işte bu kızdı.
Biliyordum ki bir sözüm vardı, ne ki sözcüklerden umudum kalmamıştı. O zaman oraya sadece onu bulmaya değil, aynı zamanda ecelle buluşmaya geldiğimi anlayıverdim. Ben ki acılar denizinden geçmiş, sabır yolunu aşmış, sevda tepesine tırmanmıştım. Geriye gidebileceğim tek bir yer kalmıştı. Ellerini tutan ellerim usulca gevşedi. Gözlerimi kapatıp kendimi aşk uçurumundan aşağı bıraktım. En güzel söz, tam zamanında söylenmeyen değil miydi?''
sy: 184- 185
'' Ve ben artık mutsuz bir adamım.
Günler, haftalar, aylar akıp giderken, ben yaşamıyor da daha ziyade vakit geçiriyorum. Ortalık karardıktan sonra pencereden yıldızları izliyorum. Umut etmiyorum, kızmıyorum, üzülmüyorum. Sadece hatırlıyorum. Kainat türlü biçimlerde kandırmaya çalışıyor beni. Bulutlar ilerliyor, bir ayyaş nara atıyor, bir araba acı acı klakson çalıyor, daldan bir yaprak düşüyor... Orada öyle sabit dururken, her şey beni kimsenin umrunda olmadığıma, unutmayışımın bir anlam taşımadığına inandırmak için yarışa giriyor. Sabırla bekliyorum ki bütün kozlarını oynasınlar. ne olursa olsun duruyor, duruyor, duruyorum... Gece bir kez daha aşkım karşısında mağlup dağılırken kuytu bir köşeden fırlayıveren bir kedi gülümsetiyor beni. Nihayet gölgelerin arasında bir sigara yakıyorum. İşte o an biliyorum ki, roller değişmiş ve şimdi yıldızlar beni izlemeye başlamıştır. Gidip yatağıma giriyor, baş ucumda duran Küçük Prens biblosuna bakıyorum.
Senden bana kalan her şey gibi kırık, ama asla atamayacağım biliyorum.''
sy: 204 son.
''Borges ile Kemalettin Tuğçu'nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, hayatta bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşmayacağımı düşünmüştüm. heyhat, ne kadar da yanılmışım.''
sy:5
'' Tek tek bakıldığında az çok normal gibi görünen özellikleri, bir araya gelince tuhaf bir bütün oluşturuyordu. Açıkçası onu nereye yerleştireceğimi pek bilemiyordum, ama onunla birlikte kendimi kesinlikle huzurlu hissediyordum. Bu her şeyden önemliydi.''
sy:7
''İsim bana hiçbir şey ifade etmemişti. Gerçi o kadar alkol aldıktan sonra annemin adını bile hatırlamayabilirdim, o da ayrı mevzu.''
sy:8
''En kısa ömrü en iyi biçimde yaşamak! Benim hayat felsefem de bu diyelim. Düşünürseniz hayatı en iyi biçimde yaşamanın kaçınılmaz sonucunun bu olduğunu fark edersiniz zaten.''
sy:14
'' Sanem hanım. Sanem. Evlen benimle Sanem. Kadınım ol benim. Yaşadığım tüm acıları, yaptığım bütün kötülükleri, pişmanlıkları, hatalarımı akla. Başına çiçekten taçlar yapayım, sana şiirler yazayım, seni her gece masallar anlatarak uyutayım. Bazı akşamlar DVD'de filmler seyredelim seninle. Sen benden daha çok anla modern sanatı. Gördüğümüz eserlerin ne anlama geldiğini açıkla bana, ben başımı sallayayım. Ah ben ne aptalmışım! Nasıl olup da varlığından kuşkuya düşmüşüm? Oysa hayat denen bu yaranın seni bulmak dışında ne anlamı olabilirdi ki? Bak şimdi her şey ne kadar açık görünüyor oysa. ilk görüşte aşka inanırsın, değil mi Sanem? Evet, çok doğru. Ben de başka türlüsüne inanmam zaten. Biliyor musun Sanem, ben seni hep severim. Her gün daha çok severim. Bak mesela pencerenin önüne bir kuş konar ben seni severim, bir tren yolculuğunda pencereden dışarı bakarken derme çatma bir ev gözüme çarpar ben seni severim, burnuma eskilerden hangi uzak hatıraya ait olduğunu bir türlü çıkaramadığım bir koku çarpar ben seni severim, kafama kuş sıçar ben yine seni severim... Anlıyor musun beni? Sonra ben bazen biraz fazla kıskanç olabilirim. Diyelim yazlık bir yere gitmişizdir de, bir akşam sen çok hoş bir tunik giymişsindir, oradaki bütün erkekler bayılır sonra, hemen aşık olur. Ben mesela tunik nedir onu bile bilmeden kıskançlıktan çatlayabilirim böyle bir durumda. Ama belli etmem. Ama sen yine de sezersin. Öyle bir laf edersin ki, ben, benden başka hiç kimseye bakmayacağını anlarım. O kadar da incesindir. Bir de, bir iyilik rica edeceğim senden. Gözlerine o elem ifadesini yükleyen alçağın adını söyle bana. Söyle ki; ona hemen düello şahitlerimi göndereyim. Silah seçimini o yapsın. Evet. Utanarak kabul ediyorum ki bunu, bir yerde okudum. Ama ne fark eder? Bütün şiirler, romanlar senin için yazılmadı mı zaten? Şarkılar senin için söylenmedi mi? Masumların kanı senin için akmadı mı? Ruhum hep seni aradı benim Sanem. Hep seni arar. Milyonlarca yıl geçsin, sistemler çöksün, güneşler patlasın benim ruhum seni arar. Ve biliyor musun Sanem, bulur da. Şimdi bulduğu gibi bulur. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.''
sy:22-23
''Örnek alınabilecek şeyler yaşasaydı, belki de sen burada olamzdın, buyurdu hayatımın ışığı. Lafı da böyle gediğine koyardı işte.''
sy: 24
''Sanem'le öğle yemeğine çıkacaktık! Sonrası gelirdi nasılsa. Çoluk çocuk, şöyle uygun bir kooperatif, derken Ayvalık'ta yazlık... Hele bir öğlen yemeğine çıkalım da.''
sy:25
'' İki insanı, bir üçüncüye ezmek kadar birbirine yaklaştıran bir şey var mıdır şu dünyada?''
sy:28
''Ben de gelip seninle bir bira içeyim diye düşündüm. Rahatsız etmiyorum inşallah?
- Bilakis, çok rahatlatıyorsun.''
sy:39
'' Hayat nasıl da mucizelere gebeydi. Bak daha bu sabah onunla iki yabancıyken şimdi bir tabak sigara böreğini paylaşıyorduk.''
sy:40
'' Bazı aşklar ayrıdır, içinde kahkahaların çınlamasından ziyade gözyaşlarının çağlaması daha uygun düşer. Onu gördüğüm ilk anda biliyordum ki bizimkisi, eğer bir aşkımız olacaksa, böylesine yazgılıdır. Ve kim bu sevdaya yakışacak ilk sözcükleri kalbimin sahibinden daha iyi bilebilir? 'Seni çok üzerim ben.' ''
sy:42
Tüm mutlu evlilikler birbirinin aynısıdır, mutsuz olanların her birinin mutsuzluğu ise kendine özgüdür. Herkes bilir ki aşk filmlerini, örneğin, ilginç kılan birbirini seven çiftin hikaye boyunca yaşadığı sıkıntı ve acılardır. İlişkinin kaygısızca yaşandığı süreç ise, sevgililerin yağmur altında yürümesi, dondurma yemesi ve köşe kapmaca oynaması gibi, açıkçası daha ziyade çocukça denebilecek edimler içinde bulundukları birkaç sahneyle ve genellikle de hafif bir müzik eşliğinde çabucak anlatılır geçilir. Mesut aşkın, tarafları dışında kimseye bir şey ifade etmeyen tabiatı nedeniyle ben de o iki hafta içinde yaşadığım günleri tatlı bir aşk rüyası diye tanımlamakla yetinebilirdim. Oysa ben, kederden önce davranma telaşından olacak, hayatımın bu en hülyalı günlerinde bile her şeyi derhal ıstıraba çevirmeyi başarıyordum.''
sy:89-90
'' Ne gerekçeyle olursa olsun, birbirimizden ayrılmamız bana yanlış görünüyordu. Biz asla farklı yönlere hareket etmemeliydik. Hep birlikte, hep aynı yönde devinmeliydik. Belki çok ufak tefek cilveleşme kabininden ayrılıklar söz konusu olabilirdi. Self-servis bir kafeye falan gittiğimizde o geçip bir yere oturabilir- muhakkak ki benim görebileceğim bir yere- sonra ben çayları alıp hemen yanına gidebilirdim. Bu kadarı makul bir dirhem fazlası ise elemdi.''
sy:90
'' O benim kim olduğumu biliyor muydu? Kendisini ne sanıyordu? Bilmiyor muydu ki güzelliği on para etmezdi, bendeki bu aşk olmasa?''
sy:103
'' Biliyorum. Yüreğime ellerimle açtığım yaradan sızan bu kan bu gazap ateşi, bu kutsal fikri sabit gözlerindeki perdeyi kaldıran biricik hakikattir. Mutluluğum, felaketim, en pervasız günahım... Bil ki hiçbir tecrübe, hiçbir tövbe, hayatın gelip geçiciliğine kerhen olana dair hiçbir şey bu mührü kıramaz. Zavallı varlığımın anlamı, başka hiçbir şey değil, sadece gizli nikahımızı kıydığımız o gece yüreğimi sana bağlayan bu yemindir. Bundan böyle aldığım her nefeste senin ruhunu içime çekeceğim, yüreğimin her vuruşu senin ismini fısıldayacak. Aşından gayrısı yalan, gökteki ay şahidimdir.''
sy:108
''Fezai bey sevgilimin uzaylı olduğunu iddia ediyor.. dedim.
- Bütün kadınlar öyledir, dedi kız Tevfik.''
sy:152
'' Aşk hiç yaşanmakta olan bir şey değildir. Ancak bir hatıra olabilir. Aşk acısı zannettiğin şey, aşkın ta kendisidir.''
sy:153
'' Ta ki... Onunla karşılaşana kadar. O bana baktığında Tanrı'nın gözlerini gördüm ben. Bir umut değil, bir müjdeydi bu. Onun aşkıyla, yitirdiğim her şey bir ışık çağlayanı içinde yeniden bana döndü, taş ve toprak kardeşim oldu, yüreğim merhametle doğdu. Anlayacağın ben yeniden yaşamaya başladım Fezai Abi. Ve o gidince, dünya bir kez daha başıma yıkıldı.''
sy:161
''Sevdiğim kadın hakikaten dünyayı ele geçirmeye çalışan bir uzaylı mıydı? Niye böyle yapıyordu? benim kalbimi ele geçirmişti ya, bu kadarı yetmiyor muydu ona?''
sy:162
''Zihnin ve bedenin sadece varacağın hedefe odaklanacak. Ve bilesin ki, bu her şey için geçerlidir. Düz bir çizgi çizmek istiyorsan,asla kalemin geçtiği yere değil, ulaşacağı noktaya bakmalısın''
sy:164
'' Ayrıca ben bir kahraman değildim. Bir korkaktım ben. Hep öyleydim, hep öyle kalacaktım.''
sy:181
''Mevsimlerden yazdı ve tercüme-i halime ne söylesem azdı. Biliyordum gidecekti. Kim bilir, belki de bekleyeni vardı? Lakin gözlerinden anlıyordum, o da benim gibi yalnızdı. Dışarıdan bakınca halleri pervasız, ruhu uçarıydı. Sevdiyse de çok korkarım bana pek inanmazdı. İşte bu konuda çok haksızdı. varsın olsun; başka kim gözlerinde umudu ve acıyı aynı anda böyle güzel taşırdı? Tanrı'nın kaderime yazdığı işte bu kızdı.
Biliyordum ki bir sözüm vardı, ne ki sözcüklerden umudum kalmamıştı. O zaman oraya sadece onu bulmaya değil, aynı zamanda ecelle buluşmaya geldiğimi anlayıverdim. Ben ki acılar denizinden geçmiş, sabır yolunu aşmış, sevda tepesine tırmanmıştım. Geriye gidebileceğim tek bir yer kalmıştı. Ellerini tutan ellerim usulca gevşedi. Gözlerimi kapatıp kendimi aşk uçurumundan aşağı bıraktım. En güzel söz, tam zamanında söylenmeyen değil miydi?''
sy: 184- 185
'' Ve ben artık mutsuz bir adamım.
Günler, haftalar, aylar akıp giderken, ben yaşamıyor da daha ziyade vakit geçiriyorum. Ortalık karardıktan sonra pencereden yıldızları izliyorum. Umut etmiyorum, kızmıyorum, üzülmüyorum. Sadece hatırlıyorum. Kainat türlü biçimlerde kandırmaya çalışıyor beni. Bulutlar ilerliyor, bir ayyaş nara atıyor, bir araba acı acı klakson çalıyor, daldan bir yaprak düşüyor... Orada öyle sabit dururken, her şey beni kimsenin umrunda olmadığıma, unutmayışımın bir anlam taşımadığına inandırmak için yarışa giriyor. Sabırla bekliyorum ki bütün kozlarını oynasınlar. ne olursa olsun duruyor, duruyor, duruyorum... Gece bir kez daha aşkım karşısında mağlup dağılırken kuytu bir köşeden fırlayıveren bir kedi gülümsetiyor beni. Nihayet gölgelerin arasında bir sigara yakıyorum. İşte o an biliyorum ki, roller değişmiş ve şimdi yıldızlar beni izlemeye başlamıştır. Gidip yatağıma giriyor, baş ucumda duran Küçük Prens biblosuna bakıyorum.
Senden bana kalan her şey gibi kırık, ama asla atamayacağım biliyorum.''
sy: 204 son.
10 Şubat 2016 Çarşamba
Oğullar ve Rencide Ruhlar / Alper Canıgüz
''Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürümeye başlar.''
Sy:7
'' Annem derhal başka bir anaokuluna gönderilmem fikrini ortaya attı. Babamla ikisi işteyken benim evde yalnız kalmamı istemiyordu. Nedense evdeki tüm ilaçları yutup kendimi öldüreceğim gibi tuhaf bir düşünceye kapılmıştı. Oysa kim böyle bir salaklık yapar ki? Kendini camdan dışarı atmak varken. Anneler böyledir zaten. Olur olmadık konularda evhamlanırlar.''
Sy:11
'' Ertesi gün öğleye kadar çıkamadım yatağımdan. Dünyayla yüzleşecek gücü bulamıyordum kendimde bir türlü.''
Sy:14
''Bizi mahveden her neyse annemin bu işe pek sevindiği belliydi. üzüntü olmadan yaşayamaz annem. Felaketler onun yaşam kaynağıdır. Sanırım her şey yolunda giderken kendini gereksiz hissediyor.''
Sy: 26
'' Cidden tuhaf yaratıklar bu kadınlar. Az önce yaptığım espri yüzünden bir düşüp bayılmadığı kalmıştı, şimdi de tutup çok daha edepsizce çağrışımlara açık laflar ediyordu.''
Sy:31
'' Günü en az acı verici biçimde öldürmeyi sağlayan mükemmel rutini bozmuştum. Saat kaçta yemek yenir, kaçtan kaça kadar televizyon izlenir, kaçta tuvalete gidilir, kaçta zıbarıp yatılır... Yürütülen faaliyet ile zaman arasındaki ilişki evrimsel bir sürecin sonucuydu. Evrime müdahale etmek, akıllı insanın yapacağı iş değildi.''
Sy:52
'' işte böyle. Bir minibüs dolusu mahvolmuş hayat, karizmatik kaptan Mutullah Akçabay yönetiminde, saatte ortalama yetmiş kilometre hızla kendilerini gelen evrak giden evrak arası biraz daha tüketecekleri işkencehaneye doğru ilerlerken, bir gece önce şatosunda düzenlediği kokain ve seks partisinin düşlerine dalmış Sean Connery'nin kıçında uçuşuyordu.''
Sy:59
'' Birden suratı asılıvermişti Kerim'in. Tabii. Bir şey içmek, tuvalete gitmek ya da annemin yanına çıkmak istersem nasıl davranması gerektiğini biliyordu ama kafasındaki uyaran- tepki kümesinin dışına düşen bu durumla nasıl başedeceğine dair hiçbir fikri yoktu.''
Sy:61
'' Bana derler Kerim, bugün buldum bugün yerim, yarına Allah kerim! Hey gidi koca Marx, diye geçti aklımdan, kalk mezarından da gör diyalektik nasıl oluyormuş!''
Sy:62
'' Eee, cehennemde işler nasıl gidiyor? diye sordu kinci pezevenk. Pek bir değişiklik yok. Yolunuzu gözlüyoruz.''
Sy:63
''Kötü başlangıçlar benim kaderimdi.''
Sy:63
'' Ya? baban ne yapıyor tam olarak?
Sizinle aynı şeyi. Yavaş yavaş çıldırıyor.''
Sy: 75
'' Karakolu terk etmeden önce bu yarım akıllı Onur Çalışkan'a neden sempati duyduğumu keşfetmiştim. Onda bana Hakan'ı anımsatan bir şeyler avrdı. Hakan'a niye sempati duyduğumu ise Allah biliyordu.''
Sy:76
''Hızla yanlarından ayrılıp mezarlığın kapısına doğru ilerlerken artık hiç kuşkum kalmamıştı. Sartre haklıydı. ''öteki'' cehennem demekti.''
Sy:81
'' Hayatımın en hızlı günlerini yaşıyordum. Dövüşecek insanlar ve sevilecek kadınlarla çevrelenmiştim. Gerçi silahım plastiktendi. Kadınlarım da öyle. Yine de böylesi bile hiç yoktan iyiydi.''
Sy:95
'' O zaman, nedense, insanın Tanrı'yı görmeye katlanamadığı için ışığa ihtiyaç duyduğu gibi tuhaf bir fikre kapılıverdim. Karanlık Tanrı'nın ta kendisiydi. Size şah damarınızdan daha yakın, her yerde olan ve gören her zaman sizi sarmalayan başka km olabilirdi ki? Siz onu göremezdiniz çünkü ışığın ardına saklanırdı. Sarhoş edici güzellikteki kokuyu çekerek bu 'aydınlanmanın' .''
Sy:100
'' Sevdiğiniz birinin ölümü, örneğin, yüzleşmenizi sağlayabilir kendinize söylediğiniz yalanlarla. Ya da aranızdan yediğiniz okkalı bir dayak. Üstelik siz, ananızın canına okumak için haklı duygusal gerekçeleri bulunduğuna inanmaya hazırken, içinizi parçalayan onun gözü dönmüşlüğü değil, beyninizi zedelememek için sopayı sadece kollarınıza ve bacaklarınıza indirecek kadar düşünceli davranması olabilir. Nihayet onun elinden kurtulup kendinizi odanıza attığınızda pencereden giren akşam güneşinin ışığında neşeyle dans eden tozlar dört bir yana dağılır. Onların huzurunu kaçırmak sizi öyle bir üzer ki, içiniz feci bir dışlanmışlık duygusuyla dolar. Birden gözlerinize yaşlar hücum eder. Bu küçük sevimli yaratıkların sizden korkmasını hazmedemezsiniz. İki saatlik seansına gık demeden katlanan siz, yere kapanıp zırıl zırıl ağlamaya başlarsınız. Sonra bir toz tanesi gelip parmağınızın üzerine konuverir. Usulca oynatırsınız parmağınızı. hala oradadır. Derken diğerleri ona katılırlar. Yerde yatarken üzerinize toz tanecikleri yağar. Sırt çevirdiğiniz hayat, o noktada sizi kucaklarken hıçkırıklarınız fraktal bir dans müziğine dönüşür.
Bir gün toz zerrecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya çıldırdınız. hangisi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz.''
Sy:108-109
''Şu kısacık ömrümde daha önce de Maltepe sigarası istendiğine tanıklık etmiştim; ama böylesine değiş. O ne sesti öyle, o ne vurgu! Hiçbir nehir hiçbir denizi, hiçbir aşık maşuku böyle arzulamamıştır. Adam,Maltepe'yi gerçekten istiyordu.''
Sy:115
'' Ne zaman bu tip sorularla karşılaşsam, karşımdakinin bambaşka bir şeyi kastettiğini çok iyi bilsem dahi mastürbasyon alışkanlıklarımın sorgulandığı gibi bir endişeye kapılmaktan alamıyordum kendimi.'Hangi konuda?' ''
Sy:117
'' kafanızı ezmenizi beklediğiniz biri sizi kucaklayıverirse onu kendinize dünyadaki herkesten daha yakın hissedersiniz.''
Sy:120
''Bihassa, vitaminleri kaçmasın diye üstüne bir tabak kapatılmış duran salatanın insanda yarattığı haleti ruhiye ile kıyaslandığında Genç Werther'in çektikleri bir fars olmaktan öteye gidemezdi.''
Sy:132
'' Karşılıklı suçlamalar, beddualar, küfürler havada uçuşurken kaçıp odama gitmek istiyor ama yerimden kımıldayamıyordum. Beynim vücuduma sadece bir tek komut verebiliyordu: Çekirdek ye!''
Sy:133
''Haftalarca çılgın gibi Milena'dan mektup gelmesini bekleyen sonra beklediği mektup postadan çıktığında da onu açma işini durmadan geciktiren Kafka gibi duyumsuyordum kendimi.''
Sy:150
''Sarılıp vedalaşmayı düşünmek aptalcaydı. Ayrı dünyaların insnaıydık. Ben atom çağına aittim,o atomaltı bir parçacıktı. Elimi şöyle bir sallayarak uğurladım az daha hayatımı adayacağım egonükleikasit parçasını. Tuhaf bir çare hareketiyle selamıma karşılık verip hızla beynin pembe sularına doğru nüksetti. Bu, onu son görüşüm olacaktı.''
Sy:179
'' Katil içimizden biriydi. Ve bu katil öyle bir yalancı dolma yapardı ki parmaklarınızı yerdiniz.''
Sy:189
'' Bu iki sıradan zavallıyı, bu denli özel kılan şey, inatla yaşadıkları ve yaşattıkları aşklarıydı. İşte bu hayale saygı duyulması gerekiyordu. Ya da böyle düşünmek hoşuma gidiyor, emin değilim. Her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil miydi zaten?''
Sy: 201
'' Bu hayatta insanın insana ihtiyacı vardı ve yüreğimin ta derinlerinde bir yerde, onun tek dostum olduğunu hissediyordum.
Dünya hala dönüyordu işte. Bütün pespayeliğiyle.''
Sy:203
''Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürümeye başlar.''
Sy:7
'' Annem derhal başka bir anaokuluna gönderilmem fikrini ortaya attı. Babamla ikisi işteyken benim evde yalnız kalmamı istemiyordu. Nedense evdeki tüm ilaçları yutup kendimi öldüreceğim gibi tuhaf bir düşünceye kapılmıştı. Oysa kim böyle bir salaklık yapar ki? Kendini camdan dışarı atmak varken. Anneler böyledir zaten. Olur olmadık konularda evhamlanırlar.''
Sy:11
'' Ertesi gün öğleye kadar çıkamadım yatağımdan. Dünyayla yüzleşecek gücü bulamıyordum kendimde bir türlü.''
Sy:14
''Bizi mahveden her neyse annemin bu işe pek sevindiği belliydi. üzüntü olmadan yaşayamaz annem. Felaketler onun yaşam kaynağıdır. Sanırım her şey yolunda giderken kendini gereksiz hissediyor.''
Sy: 26
'' Cidden tuhaf yaratıklar bu kadınlar. Az önce yaptığım espri yüzünden bir düşüp bayılmadığı kalmıştı, şimdi de tutup çok daha edepsizce çağrışımlara açık laflar ediyordu.''
Sy:31
'' Günü en az acı verici biçimde öldürmeyi sağlayan mükemmel rutini bozmuştum. Saat kaçta yemek yenir, kaçtan kaça kadar televizyon izlenir, kaçta tuvalete gidilir, kaçta zıbarıp yatılır... Yürütülen faaliyet ile zaman arasındaki ilişki evrimsel bir sürecin sonucuydu. Evrime müdahale etmek, akıllı insanın yapacağı iş değildi.''
Sy:52
'' işte böyle. Bir minibüs dolusu mahvolmuş hayat, karizmatik kaptan Mutullah Akçabay yönetiminde, saatte ortalama yetmiş kilometre hızla kendilerini gelen evrak giden evrak arası biraz daha tüketecekleri işkencehaneye doğru ilerlerken, bir gece önce şatosunda düzenlediği kokain ve seks partisinin düşlerine dalmış Sean Connery'nin kıçında uçuşuyordu.''
Sy:59
'' Birden suratı asılıvermişti Kerim'in. Tabii. Bir şey içmek, tuvalete gitmek ya da annemin yanına çıkmak istersem nasıl davranması gerektiğini biliyordu ama kafasındaki uyaran- tepki kümesinin dışına düşen bu durumla nasıl başedeceğine dair hiçbir fikri yoktu.''
Sy:61
'' Bana derler Kerim, bugün buldum bugün yerim, yarına Allah kerim! Hey gidi koca Marx, diye geçti aklımdan, kalk mezarından da gör diyalektik nasıl oluyormuş!''
Sy:62
'' Eee, cehennemde işler nasıl gidiyor? diye sordu kinci pezevenk. Pek bir değişiklik yok. Yolunuzu gözlüyoruz.''
Sy:63
''Kötü başlangıçlar benim kaderimdi.''
Sy:63
'' Ya? baban ne yapıyor tam olarak?
Sizinle aynı şeyi. Yavaş yavaş çıldırıyor.''
Sy: 75
'' Karakolu terk etmeden önce bu yarım akıllı Onur Çalışkan'a neden sempati duyduğumu keşfetmiştim. Onda bana Hakan'ı anımsatan bir şeyler avrdı. Hakan'a niye sempati duyduğumu ise Allah biliyordu.''
Sy:76
''Hızla yanlarından ayrılıp mezarlığın kapısına doğru ilerlerken artık hiç kuşkum kalmamıştı. Sartre haklıydı. ''öteki'' cehennem demekti.''
Sy:81
'' Hayatımın en hızlı günlerini yaşıyordum. Dövüşecek insanlar ve sevilecek kadınlarla çevrelenmiştim. Gerçi silahım plastiktendi. Kadınlarım da öyle. Yine de böylesi bile hiç yoktan iyiydi.''
Sy:95
'' O zaman, nedense, insanın Tanrı'yı görmeye katlanamadığı için ışığa ihtiyaç duyduğu gibi tuhaf bir fikre kapılıverdim. Karanlık Tanrı'nın ta kendisiydi. Size şah damarınızdan daha yakın, her yerde olan ve gören her zaman sizi sarmalayan başka km olabilirdi ki? Siz onu göremezdiniz çünkü ışığın ardına saklanırdı. Sarhoş edici güzellikteki kokuyu çekerek bu 'aydınlanmanın' .''
Sy:100
'' Sevdiğiniz birinin ölümü, örneğin, yüzleşmenizi sağlayabilir kendinize söylediğiniz yalanlarla. Ya da aranızdan yediğiniz okkalı bir dayak. Üstelik siz, ananızın canına okumak için haklı duygusal gerekçeleri bulunduğuna inanmaya hazırken, içinizi parçalayan onun gözü dönmüşlüğü değil, beyninizi zedelememek için sopayı sadece kollarınıza ve bacaklarınıza indirecek kadar düşünceli davranması olabilir. Nihayet onun elinden kurtulup kendinizi odanıza attığınızda pencereden giren akşam güneşinin ışığında neşeyle dans eden tozlar dört bir yana dağılır. Onların huzurunu kaçırmak sizi öyle bir üzer ki, içiniz feci bir dışlanmışlık duygusuyla dolar. Birden gözlerinize yaşlar hücum eder. Bu küçük sevimli yaratıkların sizden korkmasını hazmedemezsiniz. İki saatlik seansına gık demeden katlanan siz, yere kapanıp zırıl zırıl ağlamaya başlarsınız. Sonra bir toz tanesi gelip parmağınızın üzerine konuverir. Usulca oynatırsınız parmağınızı. hala oradadır. Derken diğerleri ona katılırlar. Yerde yatarken üzerinize toz tanecikleri yağar. Sırt çevirdiğiniz hayat, o noktada sizi kucaklarken hıçkırıklarınız fraktal bir dans müziğine dönüşür.
Bir gün toz zerrecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya çıldırdınız. hangisi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz.''
Sy:108-109
''Şu kısacık ömrümde daha önce de Maltepe sigarası istendiğine tanıklık etmiştim; ama böylesine değiş. O ne sesti öyle, o ne vurgu! Hiçbir nehir hiçbir denizi, hiçbir aşık maşuku böyle arzulamamıştır. Adam,Maltepe'yi gerçekten istiyordu.''
Sy:115
'' Ne zaman bu tip sorularla karşılaşsam, karşımdakinin bambaşka bir şeyi kastettiğini çok iyi bilsem dahi mastürbasyon alışkanlıklarımın sorgulandığı gibi bir endişeye kapılmaktan alamıyordum kendimi.'Hangi konuda?' ''
Sy:117
'' kafanızı ezmenizi beklediğiniz biri sizi kucaklayıverirse onu kendinize dünyadaki herkesten daha yakın hissedersiniz.''
Sy:120
''Bihassa, vitaminleri kaçmasın diye üstüne bir tabak kapatılmış duran salatanın insanda yarattığı haleti ruhiye ile kıyaslandığında Genç Werther'in çektikleri bir fars olmaktan öteye gidemezdi.''
Sy:132
'' Karşılıklı suçlamalar, beddualar, küfürler havada uçuşurken kaçıp odama gitmek istiyor ama yerimden kımıldayamıyordum. Beynim vücuduma sadece bir tek komut verebiliyordu: Çekirdek ye!''
Sy:133
''Haftalarca çılgın gibi Milena'dan mektup gelmesini bekleyen sonra beklediği mektup postadan çıktığında da onu açma işini durmadan geciktiren Kafka gibi duyumsuyordum kendimi.''
Sy:150
''Sarılıp vedalaşmayı düşünmek aptalcaydı. Ayrı dünyaların insnaıydık. Ben atom çağına aittim,o atomaltı bir parçacıktı. Elimi şöyle bir sallayarak uğurladım az daha hayatımı adayacağım egonükleikasit parçasını. Tuhaf bir çare hareketiyle selamıma karşılık verip hızla beynin pembe sularına doğru nüksetti. Bu, onu son görüşüm olacaktı.''
Sy:179
'' Katil içimizden biriydi. Ve bu katil öyle bir yalancı dolma yapardı ki parmaklarınızı yerdiniz.''
Sy:189
'' Bu iki sıradan zavallıyı, bu denli özel kılan şey, inatla yaşadıkları ve yaşattıkları aşklarıydı. İşte bu hayale saygı duyulması gerekiyordu. Ya da böyle düşünmek hoşuma gidiyor, emin değilim. Her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil miydi zaten?''
Sy: 201
'' Bu hayatta insanın insana ihtiyacı vardı ve yüreğimin ta derinlerinde bir yerde, onun tek dostum olduğunu hissediyordum.
Dünya hala dönüyordu işte. Bütün pespayeliğiyle.''
Sy:203
9 Şubat 2016 Salı
Aspidistra / George Orwell
'' Paraları cebinde çevirdi. İki buçuk peni ve bir üçlük- iki peni bir de yarım peni ve üçlük. Canı müthiş sıkılıyordu. Kafiyelerle, sıfatlarla arası iyi değildi. Cebinde iki buçuk peni varsa iyi olmaz elbet.''
Sy:15
'' O günden beri, tam iki yıldır bir arpa boyu ilerlemeyen iğrenç bir kitabın labirentinden kıvranıyordu, üstelik aklı başında olduğu anlarda bir arpa boyu ilerlemeyeceğini de biliyordu.''
Sy:19
'' Bu anlamsız büro işine dayanmasının nedeni, işinin sürekliliğine bir an bile inanmamış olmasıydı.''
Sy: 63
'' Görünüşte, sıradan bir memur, sabahları sağa, akşamları sola doğru gidip gelen, metro vagonlarında tutunma kayışına asılanlar ordusunun bir eriydi yalnızca.''
Sy: 64
'' Yoksulluğun ilk (belirtisi) etkisi, düşünceyi öldürmesidir.''
Sy: 66
'' İngiltere'nin dört bir yanında insanlar işsizlikten kıvranıyordu; 'iş' sözcüğünden midesi bulanan Gordon ise bırakması istenmeyen işlerden çıkıyordu.''
Sy:73
'' Ölünceye dek aynı şekilde devam etmemeleri için bir neden yok gibi görünüyordu. O yıl senin, bu yıl benim, Comstock ailesinde hiçbir zaman hiçbir şey olmuyordu.''
Sy:79
''Zincirli köpek olmaktansa yalnız kurt olmak yeğdir.''
Sy:83
''Neden hatırlasın ki? Parası yoktu. Paran yoksa, hayatın uzun bir hiçe sayılmalar zincirinden ibaretti.''
Sy:87
''Dursaydı, konuşsaydı, kız parası olmadığını anlayınca ne kadar öfkelenirdi! Yürüdü. Konuşmak için bile para gerekliydi.''
Sy:92
'' Rosemary hiçbir zaman anlamayacaktı onu. Hiçbir kadın anlamaz. Ama bir şey yazması gerek. onu yaralayacak bir şey - şu anda en çok yapmak istediği buydu.''
Sy:99
'' Hiçbir zengin, kendisini yoksul göstermeyi başaramaz; çünkü para, tıpkı cinayet gibi onu ele verir.''
Sy:101
'' Para bütün erdemleri satın alır. Para bütün kötülüklere karşı hoşgörülüdür, naziktir, böbürlenmez, uygunsuz davranmaz, bencillik etmez.''
Sy:103
'' Bu ona sevimsiz, soğuk yatak odasıyla zambak masasının altına tıkılmış yağlı yırtık kağıtları anımsattı.''
Sy: 104
'' Ama mesele bundan ibaret değil. Ağzını açmış tepeden bize bakan şu herifin suratına bak! Bütün uygarlığımızın orada yazılı olduğunu görebilirsin. salaklık, boşluk, umursamazlık! Makineli tüfekleri aklına getirmeden bakamazsın ona. geçen gün savaşın patlamasını istedim, bütün kalbimle biliyor musun? Şiddetle istedim- neredeyse savaş duası yaptım.''
Sy: 107
'' Kendinden nefret ederek göğsünde aynı şekilde ağlamış başka kadınları anımsadı. Anlaşılan kadınlar konusundaki tek başarısı onları ağlatmaktı.''
Sy:147
'' Ama, işte görüyorsunuz, para neler yaptırıyor. Paranın ya da parasızlığın berbat edemeyeceği davranış yoktur.''
Sy:175
'' Bunun nedeni de paraydı. Para taksilerin tekerlerini olduğu gibi düşüncenin tekerlerini de yağlıyordu.
İkinci şişeyi ısmarlamak neredeyse her zaman yanlıştır. Bir yaz günü ikinci kez denize girmek gibi. Hava ne kadar sıcak olursa olsun, birinci girişinden ne kadar hoşlanırsan hoşlan, ikinci kez girdiğinde hep pişman olursun.''
Sy:196
'' Sihir şarabı terk etmişti. Bu kez daha az köpürüyordu, daha çabuk sarhoş olmak umuduyla, tiksinerek mideye indirdiğin, insanı boğan, ekşimsi bir sıvıydı bu kez.''
Sy:196-7
'' Çabuk, çabuk, ayılıyoruz! İçki, daha içki gerek! O ilk güzel kaygısız, kopuk anlara dön!''
Sy: 198
'' Gece karanlığında bütün kediler tekirdir.''
Sy:208
'' Paraları cebinde çevirdi. İki buçuk peni ve bir üçlük- iki peni bir de yarım peni ve üçlük. Canı müthiş sıkılıyordu. Kafiyelerle, sıfatlarla arası iyi değildi. Cebinde iki buçuk peni varsa iyi olmaz elbet.''
Sy:15
'' O günden beri, tam iki yıldır bir arpa boyu ilerlemeyen iğrenç bir kitabın labirentinden kıvranıyordu, üstelik aklı başında olduğu anlarda bir arpa boyu ilerlemeyeceğini de biliyordu.''
Sy:19
'' Bu anlamsız büro işine dayanmasının nedeni, işinin sürekliliğine bir an bile inanmamış olmasıydı.''
Sy: 63
'' Görünüşte, sıradan bir memur, sabahları sağa, akşamları sola doğru gidip gelen, metro vagonlarında tutunma kayışına asılanlar ordusunun bir eriydi yalnızca.''
Sy: 64
'' Yoksulluğun ilk (belirtisi) etkisi, düşünceyi öldürmesidir.''
Sy: 66
'' İngiltere'nin dört bir yanında insanlar işsizlikten kıvranıyordu; 'iş' sözcüğünden midesi bulanan Gordon ise bırakması istenmeyen işlerden çıkıyordu.''
Sy:73
'' Ölünceye dek aynı şekilde devam etmemeleri için bir neden yok gibi görünüyordu. O yıl senin, bu yıl benim, Comstock ailesinde hiçbir zaman hiçbir şey olmuyordu.''
Sy:79
''Zincirli köpek olmaktansa yalnız kurt olmak yeğdir.''
Sy:83
''Neden hatırlasın ki? Parası yoktu. Paran yoksa, hayatın uzun bir hiçe sayılmalar zincirinden ibaretti.''
Sy:87
''Dursaydı, konuşsaydı, kız parası olmadığını anlayınca ne kadar öfkelenirdi! Yürüdü. Konuşmak için bile para gerekliydi.''
Sy:92
'' Rosemary hiçbir zaman anlamayacaktı onu. Hiçbir kadın anlamaz. Ama bir şey yazması gerek. onu yaralayacak bir şey - şu anda en çok yapmak istediği buydu.''
Sy:99
'' Hiçbir zengin, kendisini yoksul göstermeyi başaramaz; çünkü para, tıpkı cinayet gibi onu ele verir.''
Sy:101
'' Para bütün erdemleri satın alır. Para bütün kötülüklere karşı hoşgörülüdür, naziktir, böbürlenmez, uygunsuz davranmaz, bencillik etmez.''
Sy:103
'' Bu ona sevimsiz, soğuk yatak odasıyla zambak masasının altına tıkılmış yağlı yırtık kağıtları anımsattı.''
Sy: 104
'' Ama mesele bundan ibaret değil. Ağzını açmış tepeden bize bakan şu herifin suratına bak! Bütün uygarlığımızın orada yazılı olduğunu görebilirsin. salaklık, boşluk, umursamazlık! Makineli tüfekleri aklına getirmeden bakamazsın ona. geçen gün savaşın patlamasını istedim, bütün kalbimle biliyor musun? Şiddetle istedim- neredeyse savaş duası yaptım.''
Sy: 107
'' Kendinden nefret ederek göğsünde aynı şekilde ağlamış başka kadınları anımsadı. Anlaşılan kadınlar konusundaki tek başarısı onları ağlatmaktı.''
Sy:147
'' Ama, işte görüyorsunuz, para neler yaptırıyor. Paranın ya da parasızlığın berbat edemeyeceği davranış yoktur.''
Sy:175
'' Bunun nedeni de paraydı. Para taksilerin tekerlerini olduğu gibi düşüncenin tekerlerini de yağlıyordu.
İkinci şişeyi ısmarlamak neredeyse her zaman yanlıştır. Bir yaz günü ikinci kez denize girmek gibi. Hava ne kadar sıcak olursa olsun, birinci girişinden ne kadar hoşlanırsan hoşlan, ikinci kez girdiğinde hep pişman olursun.''
Sy:196
'' Sihir şarabı terk etmişti. Bu kez daha az köpürüyordu, daha çabuk sarhoş olmak umuduyla, tiksinerek mideye indirdiğin, insanı boğan, ekşimsi bir sıvıydı bu kez.''
Sy:196-7
'' Çabuk, çabuk, ayılıyoruz! İçki, daha içki gerek! O ilk güzel kaygısız, kopuk anlara dön!''
Sy: 198
'' Gece karanlığında bütün kediler tekirdir.''
Sy:208
8 Şubat 2016 Pazartesi
Madam Bovary / Gustave Flaubert
'' Bunları birisine anlatmak isterdi belki. Ama bulutlar gibi değişken, rüzgar gibi dönüp duran bu ele geçmez, yakalanamaz huzursuzluk nasıl aktarılabilirdi birine? Gerekli sözcükleri bulamadığı gibi gerekli fırsatı da bulamıyordu ve üstelik, öyle girişken biri de değildi. ''
Sy:50
'' Charles'in konuşamları kaldırımlar gibi dümdüzdü. Beylik düşünceler içinde, bir heyecana, bir gülüşe neden olmadan, bir düş uyandırmadan geçip giderdi bu düşünceler.''
Sy:51
'Demek günler peş peşe, birbirlerinin aynısı olacak ve hiçbir şey getirmeyecekti! Başka hayatlarda ne kadar tek düze olurlarsa olsun, bir olayla karşılaşabilmek ihtimali vardı hiç değilse. Kimi zaman bir macera beklenmedik, bir yığın değişiklik getirir, dekoru değiştirirdi. Ama ona hiçbir şey geldiği yoktu, Tanrı böyle istemişti! Gelecek karanlık, zifiri karanlık bir koridordu ve kapısı da sımsıkı kapalıydı.''
Sy:74
'' Nesnelerin farklı yerlerde aynı biçimde görünebileceklerine inanmıyordu, sonra yaşanmış bölüm kötü olduğuna göre en iyi günlerini bundan sonra yaşayacaktı muhtemelen.''
Sy:99
'' Emma'ya gelince, onu sevip sevmediğini hiç düşünmedi kesinlikle. Ona göre aşkın birdenbire, büyük gürültülerle, ışıklarla, şimşeklerle gelmesi gerekiyordu. Aşk, yaşamın üstüne düşüp onu alt eden, iradeleri yapmak gibi söküp atan, yürekleri uçuruma sürükleyen bir kasırgaydı.''
Sy:115
'' Bilmiyordu ki taraçalarda oluklar kapalı olduğundan yağmur suları birikir, gölleri oluştururdu. Bunun için güvenlik içinde hissetti kendini ama ansızın bir çatlak gördü duvarda.''
Sy:116
''Hüzün, metruk şatolardaki kış rüzgarları gibi hafiften uğultularla işliyordu içine. Bir daha geri dönmeyecek birinin arkasından, dalınan hayaldi bu, bitirilmiş işlerden sonra insanı saran yorgunluk, alışılmış bir hareketin durmasından, sürüp giden bir titreşimin ansızın kesilmesinden gelen acıydı.''
Sy:142
'' Şimdi çok daha mutsuz olduğunu düşünüyordu çünkü dert deneyimli yapmıştı onu, bitmeyeceğinden emindi.''
Sy: 143
'' Tutkulara karşı çıkmak niye? Şu dünyada tek güzel olan şey bu tutkular değil mi? Kahramanlığın, coşkunun, şiirin, müziğin, sanatın, kısacası her şeyin kaynağı onlar değil mi?''
Sy:165
''Ne mutlu günlerdi o günler! Ne özgürlüktü! Ne umuttu! Ne düş bolluğuydu! Hiçbir şey kalmamıştı bunlardan şimdi! Art arda gelen koşullarda, kızlıkta, evlilikte, aşkta, ruhunun bütün yaşamı boyunca sürekli kaybetmişti. Yolun üzerindeki her handa zenginliğinden bir şeyler bırakan bir yolcu gibi.''
Sy: 196
'' Aşk gibi basit bir konuda bu kadar karışıklığı aklı almıyordu.''
Sy:211
'' Hiç kimse, ihtiyaçlarını, acılarını tam anlamıyla belirtemiyordu ve insan sözü, yıldızları duygulandırayım derken ayıları dans ettirecek havalar çaldığımız bir kazana dönüşüyordu.''
Sy:216
''Rodolphe'un anısına geline, yüreğinin en derin köşesine atmıştı onu. Bu anı yer altında bir kral mumyasından daha ihtişamlı ve kımıltısız durumda duruyordu. Hoş kokulara yatırılmış bu büyük aşktan güzel bir koku çıkıyor, bu koku her şeyin arasından geçiyor ve her şeyi sevgi ve şefkatle dolduruyordu.''
Sy:242
'' Masalsı yapraklardan sarkan bir altın meyve gibi, gelecekte sallanan belirsiz vaatlere benzeyen bir şeyler vardı içinde.''
Sy: 261
'' O andan sonra yaşamı, artık bir yalanlar yığını olup çıktı; bu yığının içine aşkını sarıyordu, bir örtüye sarıp, saklar gibi.
Bir ihtiyaç, bir hastalık, bir zevkti bu, eğer dün bir sokağın sağ tarafından geçtiğini söylerse, sol tarafından geçtiğine inanmak gerekirdi.''
Sy: 304
'' Sonra sakinleşti, ona hakaret ettiğinin farkına vardı. Ama sevdiklerimizi sürekli çekiştirirsek, onlardan biraz kopmuşuz demektir. İdollere dokunmamak gerekir, yaldızı elimizde kalır sonra.''
Sy: 317
'' Hiçbir şey arama zahmetine değmezdi, her şey boş, yalandı. Her gülümsemenin altında sıkıntıdan kaynaklanan bir esneme vardı, her sevinç bir lanet, her zevk bir tiksinti gizlerdi. En haz öpücükler bile daha yüce ama gerçekleştirilmemiş bir şehvet arzusundan başka bir şey bırakmıyordu dudaklarımızda.''
Sy:319
'' Dünya var olalı beri, orada, o bankın üstünde oturuyordu sanki, öyle bir sanıya kapıldı!
Ama bir tutkular sonsuzluğu bir dakikanın içine sığabilirdi, tıpkı küçük bir yere sığabilen bir kalabalık gibi.''
'' Bunları birisine anlatmak isterdi belki. Ama bulutlar gibi değişken, rüzgar gibi dönüp duran bu ele geçmez, yakalanamaz huzursuzluk nasıl aktarılabilirdi birine? Gerekli sözcükleri bulamadığı gibi gerekli fırsatı da bulamıyordu ve üstelik, öyle girişken biri de değildi. ''
Sy:50
'' Charles'in konuşamları kaldırımlar gibi dümdüzdü. Beylik düşünceler içinde, bir heyecana, bir gülüşe neden olmadan, bir düş uyandırmadan geçip giderdi bu düşünceler.''
Sy:51
'Demek günler peş peşe, birbirlerinin aynısı olacak ve hiçbir şey getirmeyecekti! Başka hayatlarda ne kadar tek düze olurlarsa olsun, bir olayla karşılaşabilmek ihtimali vardı hiç değilse. Kimi zaman bir macera beklenmedik, bir yığın değişiklik getirir, dekoru değiştirirdi. Ama ona hiçbir şey geldiği yoktu, Tanrı böyle istemişti! Gelecek karanlık, zifiri karanlık bir koridordu ve kapısı da sımsıkı kapalıydı.''
Sy:74
'' Nesnelerin farklı yerlerde aynı biçimde görünebileceklerine inanmıyordu, sonra yaşanmış bölüm kötü olduğuna göre en iyi günlerini bundan sonra yaşayacaktı muhtemelen.''
Sy:99
'' Emma'ya gelince, onu sevip sevmediğini hiç düşünmedi kesinlikle. Ona göre aşkın birdenbire, büyük gürültülerle, ışıklarla, şimşeklerle gelmesi gerekiyordu. Aşk, yaşamın üstüne düşüp onu alt eden, iradeleri yapmak gibi söküp atan, yürekleri uçuruma sürükleyen bir kasırgaydı.''
Sy:115
'' Bilmiyordu ki taraçalarda oluklar kapalı olduğundan yağmur suları birikir, gölleri oluştururdu. Bunun için güvenlik içinde hissetti kendini ama ansızın bir çatlak gördü duvarda.''
Sy:116
''Hüzün, metruk şatolardaki kış rüzgarları gibi hafiften uğultularla işliyordu içine. Bir daha geri dönmeyecek birinin arkasından, dalınan hayaldi bu, bitirilmiş işlerden sonra insanı saran yorgunluk, alışılmış bir hareketin durmasından, sürüp giden bir titreşimin ansızın kesilmesinden gelen acıydı.''
Sy:142
'' Şimdi çok daha mutsuz olduğunu düşünüyordu çünkü dert deneyimli yapmıştı onu, bitmeyeceğinden emindi.''
Sy: 143
'' Tutkulara karşı çıkmak niye? Şu dünyada tek güzel olan şey bu tutkular değil mi? Kahramanlığın, coşkunun, şiirin, müziğin, sanatın, kısacası her şeyin kaynağı onlar değil mi?''
Sy:165
''Ne mutlu günlerdi o günler! Ne özgürlüktü! Ne umuttu! Ne düş bolluğuydu! Hiçbir şey kalmamıştı bunlardan şimdi! Art arda gelen koşullarda, kızlıkta, evlilikte, aşkta, ruhunun bütün yaşamı boyunca sürekli kaybetmişti. Yolun üzerindeki her handa zenginliğinden bir şeyler bırakan bir yolcu gibi.''
Sy: 196
'' Aşk gibi basit bir konuda bu kadar karışıklığı aklı almıyordu.''
Sy:211
'' Hiç kimse, ihtiyaçlarını, acılarını tam anlamıyla belirtemiyordu ve insan sözü, yıldızları duygulandırayım derken ayıları dans ettirecek havalar çaldığımız bir kazana dönüşüyordu.''
Sy:216
''Rodolphe'un anısına geline, yüreğinin en derin köşesine atmıştı onu. Bu anı yer altında bir kral mumyasından daha ihtişamlı ve kımıltısız durumda duruyordu. Hoş kokulara yatırılmış bu büyük aşktan güzel bir koku çıkıyor, bu koku her şeyin arasından geçiyor ve her şeyi sevgi ve şefkatle dolduruyordu.''
Sy:242
'' Masalsı yapraklardan sarkan bir altın meyve gibi, gelecekte sallanan belirsiz vaatlere benzeyen bir şeyler vardı içinde.''
Sy: 261
'' O andan sonra yaşamı, artık bir yalanlar yığını olup çıktı; bu yığının içine aşkını sarıyordu, bir örtüye sarıp, saklar gibi.
Bir ihtiyaç, bir hastalık, bir zevkti bu, eğer dün bir sokağın sağ tarafından geçtiğini söylerse, sol tarafından geçtiğine inanmak gerekirdi.''
Sy: 304
'' Sonra sakinleşti, ona hakaret ettiğinin farkına vardı. Ama sevdiklerimizi sürekli çekiştirirsek, onlardan biraz kopmuşuz demektir. İdollere dokunmamak gerekir, yaldızı elimizde kalır sonra.''
Sy: 317
'' Hiçbir şey arama zahmetine değmezdi, her şey boş, yalandı. Her gülümsemenin altında sıkıntıdan kaynaklanan bir esneme vardı, her sevinç bir lanet, her zevk bir tiksinti gizlerdi. En haz öpücükler bile daha yüce ama gerçekleştirilmemiş bir şehvet arzusundan başka bir şey bırakmıyordu dudaklarımızda.''
Sy:319
'' Dünya var olalı beri, orada, o bankın üstünde oturuyordu sanki, öyle bir sanıya kapıldı!
Ama bir tutkular sonsuzluğu bir dakikanın içine sığabilirdi, tıpkı küçük bir yere sığabilen bir kalabalık gibi.''
29 Ocak 2016 Cuma
Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali
‘’ Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.’’
Sy: 11
‘’ insanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.’’
Sy: 12
‘’Nedense, hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alaka ve merhamet göstermek isteriz.’’
Sy: 15
‘’ Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?’’
Sy: 23
‘’ İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduklarını bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.’’
Sy:32
‘’ Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.’’
Sy: 51
‘’ Bir kadın herhangi bir şekilde hoşuma gidince ilk yaptığım iş ondan kaçmak olurdu. Karşı karşıya geldiğim zaman her hareketimin, her bakışımın sırrımı meydana vuracağından korkardım, adeta boğucu bir utanma ile dünyanın en zavallı bir insanı hale gelirdim.
Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zaptederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum ‘’ Kürk Mantolu Madonna’’ yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.’’
Sy: 59
‘’Kendimi bildim bileli, bütün günlerimi, haberim olmadan ve nefsime itiraf etmeden, bir insanı aramakla geçirmiş ve bu yüzden bütün diğer insanlardan kaçmıştım.’’
Sy:62
‘’ Öğleye doğru sıkıntımın azaldığını ve hayatı biraz pembe görmeye başladığımı fark ettim. Kendimi ne kadar manasız şeylerle üzdüğümü anlıyor, bütün kabahati hayalperestliğimde, kendi içime kapanıp kuruntu yapmamda buluyordum. fakat artık değişecektim. Meslek kitapları dışındaki okumayı da azaltacaktım. Benim gibi bir eşraf çocuğunun mesut olmaması için ne sebep vardı?’’
Sy:66
‘’ Sabahtan beri kurduğum binanın yerinde yeller esiyordu. Ben gene eskisi gibi dünyadan uzak ve daima tasavvurlarımın ve iç dünyamın bir oyuncağıydım.’’
Sy:67
‘’ Yirmi dört yaşıma geldiğim halde hala çocukluğumun saflığından kurtulamamıştım. Basit, hatta belki de hiç güzel olmayan bir resim bende ne münferit intibaalr bırakmış, ne güzel, ne geniş ümitler doğurmuştu.’’
Sy:69
‘’ Hayatımda hiç bu kadar mesut olduğumu, içimin bu kadar genişlediğini hatırlamıyordum.
Bir insanın,diğer bir insanı hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?
Ahbapça bir selam ve temiz bir gülüş… Ve ben bu anda başka bir şey istemiyordum. Dünyanın en zengin adamıydım.
O aynen benim tasavvur ettiğim gibiydi… Başka türlü olsa bana öyle tanıdık gözlerle bakar, selam verir miydi?’’
Sy: 72
‘’ Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim. Bu hal gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim.’’
Sy: 73
‘’ O zamana kadar bütün insanlardan esirgediğim alaka, hiç kimseye karşı tam manasıyla duymadığım sevgi sanki hep birikmiş ve muazzam bir kütle halinde şimdi bu kadına karşı meydana çıkmıştı. ‘’
Sy:85
‘’ Fakat bu hep böyle değil midir? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?
Ben de o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım.’
Sy:86
‘’ Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi. Ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.
Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzüm bile görmeden, meydana çıkıyordu… Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu.
Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırılçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum.
Ona söyleyecek ne kadar çok şeylerim vardı. Bunların, bütün ömrümce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum.’’
Sy: 87
‘’ Bu karanlık ve sıkıntılı manzara ne kadar güzeldi! İçime çektiğim bu ıslak hava ne kadar tazeydi! Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak…’’
Sy:87
‘’ Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak…
Dünyada bundan daha ferah verici bir şey olabilir miydi? Şimdi onunla beraber bu ıslak yollarda yürüyecek, tenha ve loş bir yerde oturarak göz göze gelecektik.
Ona birçok şeyler, şimdiye kadar hiç kimseye, hatta kendime bile söylemediğim şeyler anlatacaktım. Bunların çoğu kafamda bir anda doğuyor ve beni hayrete düşüren bir süratle yerlerini yenilerine bırakıyordu.
Onun ellerini tekrar avuçlarımın içine alacaktım, uçları biraz kırmızı olan üşümüş parmaklarını ovuşturarak ısıtacaktım. Bir kelime ile, ona yakın olacaktım.’’
Sy: 88
‘’ Demek beni beklemişti. Demek ben onun için ehemmiyeti olan bir insandım. okşanmış bir kedi gibi gözlerinin içine baktım.
Biraz evvel zihnimden birbiri arkasına geçen ve her biri mühim ve alaka verici olmakta diğerine taş çıkartan o güzel fikirlerden bir tanesi bile meydanda yoktu.
Kendimi zorladıkça kafamın büsbütün boşalıp daha zavallı bir hale geldiğini ve beynimin zonk zonk vuran bir et parçasından başka bir şey olmadığını hissediyordum.’’
Sy:89
‘’ Onu çok seviyordum. İçimde bütün bir dünyayı sevecek kadar çok muhabbet bulunduğunu hissediyor ve bunu nihayet bir yere sarf edebildiğim için kendimi mesut sayıyordum.’’
Sy:106
‘’ İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye inhisar ettiremez ve kimsenin de böyle yapmasını bekleyemez.
Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.’’
‘’ Aşk bence istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!’’
‘’ Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vucüduyla, her şeyiyle istemek başka…’’
Sy:107
‘’ Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu, fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.’’
Sy: 117
‘’ Hayatımın en dolu, en manalı zannettiğim bir devresi birdenbire başlamış, bütün manasını kaybetmişti. En tatlı emellerinin tahakkukunu gördüğü bir rüyadan acı hakikate uyanan bir insan gibi içim çekiliyordu.
Kadın sevebileceği zaman sevmiyor, ancak tatmin edilemeyen arzulara üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve bunlar ona ‘’aşk çehresi’’ altında görünüyordu.’’
‘’ Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada birden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.’’
Sy: 122
‘’ Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş. Gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak boş bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim.’’
Sy:128
‘’ Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu. ‘’
Sy:124
‘’ Hatta yaşamadım bile ; çünkü yaşasam şimdi aklımda bu günlere ait hiç olmazsa küçücük bir hatıra bulunurdu. ‘’
Sy: 129
‘’ Asıl mühim olan, iki insanın birbirini bulması bu derece güç olan şu dünyada, bu nadir saadete ermekti. Öte tarafı hep teferruattı.’’
Sy: 138
‘’ Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız, kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor.’’
Sy: 149
‘’ Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam.’’
‘’ Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı.’’
Sy: 160
Kaydol:
Yorumlar (Atom)