10 Şubat 2016 Çarşamba

Oğullar ve Rencide Ruhlar / Alper Canıgüz

''Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürümeye başlar.''
Sy:7

'' Annem derhal başka bir anaokuluna gönderilmem fikrini ortaya attı. Babamla ikisi işteyken benim evde yalnız kalmamı istemiyordu. Nedense evdeki tüm ilaçları yutup kendimi öldüreceğim gibi tuhaf bir düşünceye kapılmıştı. Oysa kim böyle bir salaklık yapar ki? Kendini camdan dışarı atmak varken. Anneler böyledir zaten. Olur olmadık konularda evhamlanırlar.''
Sy:11

'' Ertesi gün öğleye kadar çıkamadım yatağımdan. Dünyayla yüzleşecek gücü bulamıyordum kendimde bir türlü.''
Sy:14

''Bizi mahveden her neyse annemin bu işe pek sevindiği belliydi. üzüntü olmadan yaşayamaz annem. Felaketler onun yaşam kaynağıdır. Sanırım her şey yolunda giderken kendini gereksiz hissediyor.''
Sy: 26

'' Cidden tuhaf yaratıklar bu kadınlar. Az önce yaptığım espri yüzünden bir düşüp bayılmadığı kalmıştı, şimdi de tutup çok daha edepsizce çağrışımlara açık laflar ediyordu.''
Sy:31

'' Günü en az acı verici biçimde öldürmeyi sağlayan mükemmel rutini bozmuştum. Saat kaçta yemek yenir, kaçtan kaça kadar televizyon izlenir, kaçta tuvalete gidilir, kaçta zıbarıp yatılır... Yürütülen faaliyet ile zaman arasındaki ilişki evrimsel bir sürecin sonucuydu. Evrime müdahale etmek, akıllı insanın yapacağı iş değildi.''
Sy:52

'' işte böyle. Bir minibüs dolusu mahvolmuş hayat, karizmatik kaptan Mutullah Akçabay yönetiminde, saatte ortalama yetmiş kilometre hızla kendilerini gelen evrak giden evrak arası biraz daha tüketecekleri işkencehaneye doğru ilerlerken, bir gece önce şatosunda düzenlediği kokain ve seks partisinin düşlerine dalmış Sean Connery'nin kıçında uçuşuyordu.''
Sy:59

'' Birden suratı asılıvermişti Kerim'in. Tabii. Bir şey içmek, tuvalete gitmek ya da annemin yanına çıkmak istersem nasıl davranması gerektiğini biliyordu ama kafasındaki uyaran- tepki kümesinin dışına düşen bu durumla nasıl başedeceğine dair hiçbir fikri yoktu.''
Sy:61

'' Bana derler Kerim, bugün buldum bugün yerim, yarına Allah kerim! Hey gidi koca Marx, diye geçti aklımdan, kalk mezarından da gör diyalektik nasıl oluyormuş!''
Sy:62

'' Eee, cehennemde işler nasıl gidiyor? diye sordu kinci pezevenk. Pek bir değişiklik yok. Yolunuzu gözlüyoruz.''
Sy:63

''Kötü başlangıçlar benim kaderimdi.''
Sy:63

'' Ya? baban ne yapıyor tam olarak?
Sizinle aynı şeyi. Yavaş yavaş çıldırıyor.''
Sy: 75

'' Karakolu terk etmeden önce bu yarım akıllı Onur Çalışkan'a neden sempati duyduğumu keşfetmiştim. Onda bana Hakan'ı anımsatan bir şeyler avrdı. Hakan'a niye sempati duyduğumu ise Allah biliyordu.''
Sy:76

''Hızla yanlarından ayrılıp mezarlığın kapısına doğru ilerlerken artık hiç kuşkum kalmamıştı. Sartre haklıydı. ''öteki'' cehennem demekti.''
Sy:81

'' Hayatımın en hızlı günlerini yaşıyordum. Dövüşecek insanlar ve sevilecek kadınlarla çevrelenmiştim. Gerçi silahım plastiktendi. Kadınlarım da öyle. Yine de böylesi bile hiç yoktan iyiydi.''
Sy:95

'' O zaman, nedense, insanın Tanrı'yı görmeye katlanamadığı için ışığa ihtiyaç duyduğu gibi tuhaf bir fikre kapılıverdim. Karanlık Tanrı'nın ta kendisiydi. Size şah damarınızdan daha yakın, her yerde olan ve gören her zaman sizi sarmalayan başka km olabilirdi ki? Siz onu göremezdiniz çünkü ışığın ardına saklanırdı. Sarhoş edici güzellikteki kokuyu çekerek bu 'aydınlanmanın' .''
Sy:100

'' Sevdiğiniz birinin ölümü, örneğin, yüzleşmenizi sağlayabilir kendinize söylediğiniz yalanlarla. Ya da aranızdan yediğiniz okkalı bir dayak. Üstelik siz, ananızın canına okumak için haklı duygusal gerekçeleri bulunduğuna inanmaya hazırken, içinizi parçalayan onun gözü dönmüşlüğü değil, beyninizi zedelememek için sopayı sadece kollarınıza ve bacaklarınıza indirecek kadar düşünceli davranması olabilir. Nihayet onun elinden kurtulup kendinizi odanıza attığınızda pencereden giren akşam güneşinin ışığında neşeyle dans eden tozlar dört bir yana dağılır. Onların huzurunu kaçırmak sizi öyle bir üzer ki, içiniz feci bir dışlanmışlık duygusuyla dolar. Birden gözlerinize yaşlar hücum eder. Bu küçük sevimli yaratıkların sizden korkmasını hazmedemezsiniz. İki saatlik seansına gık demeden katlanan siz, yere kapanıp zırıl zırıl ağlamaya başlarsınız. Sonra bir toz tanesi gelip parmağınızın üzerine konuverir. Usulca oynatırsınız parmağınızı. hala oradadır. Derken diğerleri ona katılırlar. Yerde yatarken üzerinize toz tanecikleri yağar. Sırt çevirdiğiniz hayat, o noktada sizi kucaklarken hıçkırıklarınız fraktal bir dans müziğine dönüşür.
 Bir gün toz zerrecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya çıldırdınız. hangisi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz.''
Sy:108-109

''Şu kısacık ömrümde daha önce de Maltepe sigarası istendiğine tanıklık etmiştim; ama böylesine değiş. O ne sesti öyle, o ne vurgu! Hiçbir nehir hiçbir denizi, hiçbir aşık maşuku böyle arzulamamıştır. Adam,Maltepe'yi gerçekten istiyordu.''
Sy:115

'' Ne zaman bu tip sorularla karşılaşsam, karşımdakinin bambaşka bir şeyi kastettiğini çok iyi bilsem dahi mastürbasyon alışkanlıklarımın sorgulandığı gibi bir endişeye kapılmaktan alamıyordum kendimi.'Hangi konuda?' ''
Sy:117

'' kafanızı ezmenizi beklediğiniz biri sizi kucaklayıverirse onu kendinize dünyadaki herkesten daha yakın hissedersiniz.''
Sy:120

''Bihassa, vitaminleri kaçmasın diye üstüne bir tabak kapatılmış duran salatanın insanda yarattığı haleti ruhiye ile kıyaslandığında Genç Werther'in çektikleri bir fars olmaktan öteye gidemezdi.''
Sy:132

'' Karşılıklı suçlamalar, beddualar, küfürler havada uçuşurken kaçıp odama gitmek istiyor ama yerimden kımıldayamıyordum. Beynim vücuduma sadece bir tek komut verebiliyordu: Çekirdek ye!''
Sy:133

''Haftalarca çılgın gibi Milena'dan mektup gelmesini bekleyen sonra beklediği mektup postadan çıktığında da onu açma işini durmadan geciktiren Kafka gibi duyumsuyordum kendimi.''
Sy:150

''Sarılıp vedalaşmayı düşünmek aptalcaydı. Ayrı dünyaların insnaıydık. Ben atom çağına aittim,o atomaltı bir parçacıktı. Elimi şöyle bir sallayarak uğurladım az daha hayatımı adayacağım egonükleikasit parçasını. Tuhaf bir çare hareketiyle selamıma karşılık verip hızla beynin pembe sularına doğru nüksetti. Bu, onu son görüşüm olacaktı.''
Sy:179

'' Katil içimizden biriydi. Ve bu katil öyle bir yalancı dolma yapardı ki parmaklarınızı yerdiniz.''
Sy:189

'' Bu iki sıradan zavallıyı, bu denli özel kılan şey, inatla yaşadıkları ve yaşattıkları aşklarıydı. İşte bu hayale saygı duyulması gerekiyordu. Ya da böyle düşünmek hoşuma gidiyor, emin değilim. Her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil miydi zaten?''
Sy: 201

'' Bu hayatta insanın insana ihtiyacı vardı ve yüreğimin ta derinlerinde bir yerde, onun tek dostum olduğunu hissediyordum.
 Dünya hala dönüyordu işte. Bütün pespayeliğiyle.''
Sy:203


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder