11 Şubat 2016 Perşembe

Gizli Ajans / Alper Canıgüz

''Borges ile Kemalettin Tuğçu'nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, hayatta bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşmayacağımı düşünmüştüm. heyhat, ne kadar da yanılmışım.''
sy:5

'' Tek tek bakıldığında az çok normal gibi görünen özellikleri, bir araya gelince tuhaf bir bütün oluşturuyordu. Açıkçası onu nereye yerleştireceğimi pek bilemiyordum, ama onunla birlikte kendimi kesinlikle huzurlu hissediyordum. Bu her şeyden önemliydi.''
sy:7

''İsim bana hiçbir şey ifade etmemişti. Gerçi o kadar alkol aldıktan sonra annemin adını bile hatırlamayabilirdim, o da ayrı mevzu.''
sy:8

''En kısa ömrü en iyi biçimde yaşamak! Benim hayat felsefem de bu diyelim. Düşünürseniz hayatı  en iyi biçimde yaşamanın kaçınılmaz sonucunun bu olduğunu fark edersiniz zaten.''
sy:14

'' Sanem hanım. Sanem. Evlen benimle Sanem. Kadınım ol benim. Yaşadığım tüm acıları, yaptığım bütün kötülükleri, pişmanlıkları, hatalarımı akla. Başına çiçekten taçlar yapayım, sana şiirler yazayım, seni her gece masallar anlatarak uyutayım. Bazı akşamlar DVD'de filmler seyredelim seninle. Sen benden daha çok anla modern sanatı. Gördüğümüz eserlerin ne anlama geldiğini açıkla bana, ben başımı sallayayım. Ah ben ne aptalmışım! Nasıl olup da varlığından kuşkuya düşmüşüm? Oysa hayat denen bu yaranın seni bulmak dışında ne anlamı olabilirdi ki? Bak şimdi her şey ne kadar açık görünüyor oysa. ilk görüşte aşka inanırsın, değil mi Sanem? Evet, çok doğru. Ben de başka türlüsüne inanmam zaten. Biliyor musun Sanem, ben seni hep severim. Her gün daha çok severim. Bak mesela pencerenin önüne bir kuş konar ben seni severim, bir tren yolculuğunda pencereden dışarı bakarken derme çatma bir ev gözüme çarpar ben seni severim, burnuma eskilerden hangi uzak hatıraya ait olduğunu bir türlü çıkaramadığım bir koku çarpar ben seni severim, kafama kuş sıçar ben yine seni severim... Anlıyor musun beni? Sonra ben bazen biraz fazla kıskanç olabilirim. Diyelim yazlık bir yere gitmişizdir de, bir akşam sen çok hoş bir tunik giymişsindir, oradaki bütün erkekler bayılır sonra, hemen aşık olur. Ben mesela tunik nedir onu bile bilmeden kıskançlıktan çatlayabilirim böyle bir durumda. Ama belli etmem. Ama sen yine de sezersin. Öyle bir laf edersin ki, ben, benden başka hiç kimseye bakmayacağını anlarım. O kadar da incesindir. Bir de, bir iyilik rica edeceğim senden. Gözlerine o elem ifadesini yükleyen alçağın adını söyle bana. Söyle ki; ona hemen düello şahitlerimi göndereyim. Silah seçimini o yapsın. Evet. Utanarak kabul ediyorum ki bunu, bir yerde okudum. Ama ne fark eder? Bütün şiirler, romanlar senin için yazılmadı mı zaten? Şarkılar senin için söylenmedi mi? Masumların kanı senin için akmadı mı? Ruhum hep seni aradı benim Sanem. Hep seni arar. Milyonlarca yıl geçsin, sistemler çöksün, güneşler patlasın benim ruhum seni arar. Ve biliyor musun Sanem, bulur da. Şimdi bulduğu gibi bulur. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.''
sy:22-23

''Örnek alınabilecek şeyler yaşasaydı, belki de sen burada olamzdın, buyurdu hayatımın ışığı. Lafı da böyle gediğine koyardı işte.''
sy: 24

''Sanem'le öğle yemeğine çıkacaktık! Sonrası gelirdi nasılsa. Çoluk çocuk, şöyle uygun bir kooperatif, derken Ayvalık'ta yazlık... Hele bir öğlen yemeğine çıkalım da.''
sy:25

'' İki insanı, bir üçüncüye ezmek kadar birbirine yaklaştıran bir şey var mıdır şu dünyada?''
sy:28

''Ben de gelip seninle bir bira içeyim diye düşündüm. Rahatsız etmiyorum inşallah?
- Bilakis, çok rahatlatıyorsun.''
sy:39

'' Hayat nasıl da mucizelere gebeydi. Bak daha bu sabah onunla iki yabancıyken şimdi bir tabak sigara böreğini paylaşıyorduk.''
sy:40

'' Bazı aşklar ayrıdır, içinde kahkahaların çınlamasından ziyade gözyaşlarının çağlaması daha uygun düşer. Onu gördüğüm ilk anda biliyordum ki bizimkisi, eğer bir aşkımız olacaksa, böylesine yazgılıdır. Ve kim bu sevdaya yakışacak ilk sözcükleri kalbimin sahibinden daha iyi bilebilir? 'Seni çok üzerim ben.' ''
sy:42

Tüm mutlu evlilikler birbirinin aynısıdır, mutsuz olanların her birinin mutsuzluğu ise kendine özgüdür. Herkes bilir ki aşk filmlerini, örneğin, ilginç kılan birbirini seven çiftin hikaye boyunca yaşadığı sıkıntı ve acılardır. İlişkinin kaygısızca yaşandığı süreç ise, sevgililerin yağmur altında yürümesi, dondurma yemesi ve köşe kapmaca oynaması gibi, açıkçası daha ziyade çocukça denebilecek edimler içinde bulundukları birkaç sahneyle ve genellikle de hafif bir müzik eşliğinde çabucak anlatılır geçilir. Mesut aşkın, tarafları dışında kimseye bir şey ifade etmeyen tabiatı nedeniyle ben de o iki hafta içinde yaşadığım günleri tatlı bir aşk rüyası diye tanımlamakla yetinebilirdim. Oysa ben, kederden önce davranma telaşından olacak, hayatımın bu en hülyalı günlerinde bile her şeyi derhal ıstıraba çevirmeyi başarıyordum.''
sy:89-90

'' Ne gerekçeyle olursa olsun, birbirimizden ayrılmamız bana yanlış görünüyordu. Biz asla farklı yönlere hareket etmemeliydik. Hep birlikte, hep aynı yönde devinmeliydik. Belki çok ufak tefek cilveleşme kabininden ayrılıklar söz konusu olabilirdi. Self-servis bir kafeye falan gittiğimizde o geçip bir yere oturabilir- muhakkak ki benim görebileceğim bir yere- sonra ben çayları alıp hemen yanına gidebilirdim. Bu kadarı makul bir dirhem fazlası ise elemdi.''
sy:90

'' O benim kim olduğumu biliyor muydu? Kendisini ne sanıyordu? Bilmiyor muydu ki güzelliği on para etmezdi, bendeki bu aşk olmasa?''
sy:103

'' Biliyorum. Yüreğime ellerimle açtığım yaradan sızan bu kan bu gazap ateşi, bu kutsal fikri sabit gözlerindeki perdeyi kaldıran biricik hakikattir. Mutluluğum, felaketim, en pervasız günahım... Bil ki hiçbir tecrübe, hiçbir tövbe, hayatın gelip geçiciliğine kerhen olana dair hiçbir şey bu mührü kıramaz. Zavallı varlığımın anlamı, başka hiçbir şey değil, sadece gizli nikahımızı kıydığımız o gece yüreğimi sana bağlayan bu yemindir. Bundan böyle aldığım her nefeste senin ruhunu içime çekeceğim, yüreğimin her vuruşu senin ismini fısıldayacak. Aşından gayrısı yalan, gökteki ay şahidimdir.''
sy:108

''Fezai bey sevgilimin uzaylı olduğunu iddia ediyor.. dedim.
- Bütün kadınlar öyledir, dedi kız Tevfik.''
sy:152

'' Aşk hiç yaşanmakta olan bir şey değildir. Ancak bir hatıra olabilir. Aşk acısı zannettiğin şey, aşkın ta kendisidir.''
sy:153

'' Ta ki... Onunla karşılaşana kadar. O bana baktığında Tanrı'nın gözlerini gördüm ben. Bir umut değil, bir müjdeydi bu. Onun aşkıyla, yitirdiğim her şey bir ışık çağlayanı içinde yeniden bana döndü, taş ve toprak kardeşim oldu, yüreğim merhametle doğdu. Anlayacağın ben yeniden yaşamaya başladım Fezai Abi. Ve o gidince, dünya bir kez daha başıma yıkıldı.''
sy:161

''Sevdiğim kadın hakikaten dünyayı ele geçirmeye çalışan bir uzaylı mıydı? Niye böyle yapıyordu? benim kalbimi ele geçirmişti ya, bu kadarı yetmiyor muydu ona?''
sy:162

''Zihnin ve bedenin sadece varacağın hedefe odaklanacak. Ve bilesin ki, bu her şey için geçerlidir. Düz bir çizgi çizmek istiyorsan,asla kalemin geçtiği yere değil, ulaşacağı noktaya bakmalısın''
sy:164

'' Ayrıca ben bir kahraman değildim. Bir korkaktım ben. Hep öyleydim, hep öyle kalacaktım.''
sy:181

''Mevsimlerden yazdı ve tercüme-i halime ne söylesem azdı. Biliyordum gidecekti. Kim bilir, belki de bekleyeni vardı? Lakin gözlerinden anlıyordum, o da benim gibi yalnızdı. Dışarıdan bakınca halleri pervasız, ruhu uçarıydı. Sevdiyse de çok korkarım bana pek inanmazdı. İşte bu konuda çok haksızdı. varsın olsun; başka kim gözlerinde umudu ve acıyı aynı anda böyle güzel taşırdı? Tanrı'nın kaderime yazdığı işte bu kızdı.
 Biliyordum ki bir sözüm vardı, ne ki sözcüklerden umudum kalmamıştı. O zaman oraya sadece onu bulmaya değil, aynı zamanda ecelle buluşmaya geldiğimi anlayıverdim. Ben ki acılar denizinden geçmiş, sabır yolunu aşmış, sevda tepesine tırmanmıştım. Geriye gidebileceğim tek bir yer kalmıştı. Ellerini tutan ellerim usulca gevşedi. Gözlerimi kapatıp kendimi aşk uçurumundan aşağı bıraktım. En güzel söz, tam zamanında söylenmeyen değil miydi?''
sy: 184- 185

'' Ve ben artık mutsuz bir adamım.
   Günler, haftalar, aylar akıp giderken, ben yaşamıyor da daha ziyade vakit geçiriyorum. Ortalık karardıktan sonra pencereden yıldızları izliyorum. Umut etmiyorum, kızmıyorum, üzülmüyorum. Sadece hatırlıyorum. Kainat türlü biçimlerde kandırmaya çalışıyor beni. Bulutlar ilerliyor, bir ayyaş nara atıyor, bir araba acı acı klakson çalıyor, daldan bir yaprak düşüyor... Orada öyle sabit dururken, her şey beni kimsenin umrunda olmadığıma, unutmayışımın bir anlam taşımadığına inandırmak için yarışa giriyor. Sabırla bekliyorum ki bütün kozlarını oynasınlar. ne olursa olsun duruyor, duruyor, duruyorum... Gece bir kez daha aşkım karşısında mağlup dağılırken kuytu bir köşeden fırlayıveren bir kedi gülümsetiyor beni. Nihayet gölgelerin arasında bir sigara yakıyorum. İşte o an biliyorum ki, roller değişmiş ve şimdi yıldızlar beni izlemeye başlamıştır. Gidip yatağıma giriyor, baş ucumda duran Küçük Prens biblosuna bakıyorum.
  Senden bana kalan her şey gibi kırık, ama asla atamayacağım biliyorum.''
sy: 204 son.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder