28 Mart 2016 Pazartesi

Bulantı / Sartre

'' Öyleyse şu son haftalar içinde bir değişiklik ortaya çıktı. Ama nerede? Hiçbir şeye bağlanılamayan soyut bir değişme bu. Değişen ben miyim? Ben değilsem şu oda, şu kent, şu doğa; seçmek gerek...''
sy:20

'' Heyecanlanıyorum. Gövdem dinlenme halinde bir ince makine sanki.Başımdan gerçekten serüvenler geçti. Ayrıntıları aklıma gelmiyor, ama olayların şaşmaz bir biçimde art arda gelişini unutmadım. Denizler aştım, ardımda denizler bıraktım, ırmakların kaynaklarına ulaşmaya çalıştım ya da ormanlara daldım ve görmediğim kentlere yöneliyorum hep. Kadınlarla yattım, heriflere dalaştım. Geriye dönmek elimden gelmiyordu. Bir plağın geri dönememesi gibi. Bütün bunlar beni nereye götürüyordu? Şu ana, müzikle kaynaşan şu aydınlık yuvarlağın içindeki şu bankete.''
sy:45

''Çoğunlukla bu imge kırıntıları da yok oluyor. Geriye yalnız sözcükler kalıyor.''
sy:58

''Bir şey, sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.''
sy:65

''Kadın, çekirdekleri kaşığına kibarca yumurtlamakla meşgul. Gözlerini tavana çevirmiş olan kocasıyla eliyle masanın üzerinde tempo tutuyor. Susmak onların doğal hali sanki. Konuşmak da ara sıra geçirdikleri bir nöbet.''
sy:82

''Yeniden yürüyorum. Rüzgar, bir vapur düdüğünün çığlığını getiriyor. Yapayalnızım, ama bir kente yürüyen ordu gibiyim.''
sy:89

''Yeryüzünde şu serüven duygusu kadar bağlı olduğum başka bir şey yok belki. Ama bu duygu istediği zaman geliyor, sonra hemen kaçıp gidiyor. Gittiği zaman nasıl bomboş kalıyorum. Yoksa hayatımı boşa harcadığımı anlatmak için mi bu kısa ve alaycı ziyaretler geliyor bana?''
sy:91

''Şu serüven duygusunun olaylardan gelmediği belli, kanıtlandı bu. Serüven duygusu, anların art arda geliş biçimine bağlı.''
sy:91

''İçim boşalmış ve yatışmış halde, şu kullanılmamış gökyüzü altında rastgele yürüyorum.''
sy:111

''Kendimi asmaya ne kadar isteğim varsa onunla yemeğe gitmeyi de o kadar istiyorum.''
sy:118

''Doğruydu bu. Farkına varmıştım zaten; benim var olmaya hakkım yoktu. Rastgele ortaya çıkmıştım; bir taş, bir bitki, bir mikrop gibi var olup gidiyordum. Hayatım her bakımdan önemsiz mutluluklara yöneliyordu. kimi zaman ne idüğü belirsiz işaretler gönderiyordu. Kimi zaman da sonuçsuz bir vızıltıdan başka bir şey duyulmuyordu.''
sy:130

''Çevreme kaygılı gözlerle baktım, şimdiden başka tek şey yoktu. şimdi'leri içinde kabuk bağlamış, hafif ve sağlam mobilyalar; bir masa, bir yatak, bir aynalı dolap ... ve ben. Şimdi var olandı, şimdi olmaya hiçbir şey varoluşmuyordu. geçmiş var olan bir şey değildi. Hem de hiç değildi.''
sy:145

''Bekleyip duran şey toparlandı, üzerine atıldı, içime akıyor, dopdoluydum. Bir şey değilmiş, bekleyip duran şey kendimmiş. Özgürlüğe kavuşmuş, bağlarını koparmış varoluş üstüme taşıyor. Varoluşmaktayım.
Varoluşmaktayım. Tatlı; öyle tatlı, öyle ağır bir şey ki bu! hem de hafif, sanki kendi kendine havalarda uçup duruyor. Kıpraşıyor. Her yanda eriyip kaybolan değişler sanki. Öyle tatlı, öyle tatlı ki! Ağzımda köpüklü bir su var.Yutuyorum, boğazımdan aşağı kayıyor, okşuyor beni.İşte yeniden doğuyor, dilime değip geçen küçük beyazımsı bir su birikintisi (yerli yerinde) eksilmiyor ağzımdan. Bu birikinti de benim. Dil de, boğaz da benim.''
sy:149

''Her şey dopdoluydu, varoluş her yerde, yoğun, ağır ve tatlı. Ama bütün bu tatlılığın ardında, ele geçmez, yakın, ama yine de uzak, genç, acımasız ve durgun şu ... Evet, şu eğilip bükülmezlik var.''
sy:156

'' Düşünüyorum da. Hepimiz şurada oturmuşuz, o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yiyip içiyoruz. Oysa, var olmaya devam etmemiz için hiçbir, ama hiçbir sebep yok.''
sy:167

''Çıkmak, herhangi bir yere gitmek istiyorum. Gerçekten kendi yerimi bulacağım, içine yerleşeceğim bir yere... Ama benim yerim diye bir şey yok; ben fazlalılığım.''
sy:182

'' Onu kollarımın arasına alsam mı.. neye yarar? Hiçbir yararım dokunamaz ona. o da benim gibi yapayalnız.''
sy:223

''Birden, insanın her zaman kaybettiğini öğrendim. Kazanacaklarına inanan yalnız kodoşlardır.''
sy:231

'' Ben de olmak istemiştim. Hatta bundan başka bir şey istemedim.''
sy:256

24 Mart 2016 Perşembe

Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra / Barış Bıçakçı

'' Yaşamak için kendiliğinden bir eğilim vardır değil mi?''
sy:39

'' O an öyle güzeldi ki, o anla yetinmek insanoğlunun başarabileceği bir şey değildi.''
sy:44

'' Güzel bir anı gelecekte yeniden yaşamayı güvence altına alarak elde edilen mütevazı bir sonsuzluk duygusu...''
sy: 44

'' Hayat devam eder. Bazı çiçekler susuzluğa ve unutulmaya dayanır. Hayat her zaman devam eder, bunu herkes bilir.''
sy:55

'' Bir duygunun itiraf edilmesiyle, adının konulmasıyla kınından çıkan bıçak gibi bir keder...''
sy:61

''Sahipleri evden ayrılırken anlamla sarmalanıyordu eller. Omuza dokunulduğunda, bir kolu kavradığında, sırtı sıvazladığında. Bir söz veriyor, vaatte bulunuyorlardı. Yalnız değilsiniz, yanınızdayım, acınızı anlıyorum, hayat devam ediyor, ölenle ölünmüyor, yine geleceğim, bir ihtiyacınız olursa yapabileceğim bir şey olursa mutlaka arayın. Söze dönüşüyordu eller, güvenilmez oluyorlardı bu yüzden. Anlamları oluyordu, tabii hemen sonra da anlamsızlıkları. asansörün kapısını açıyorlar, son bir kez sallanıyorlar ve ardından gözden yitiyorlardı. Cesaretini toplayıp kendi ellerine bakıyordu Umut. Bakar bakmaz da ellerini ileriye doğru uzatıp boşluğa itiyordu. Birini iter gibi değil hayır. Bir düşünceyi iter gibi.''
sy:66

''Ben dışardayken evlerden birinden burnuma bir yemek kokusu geldi mi, kendimi müthiş savunmasız hissediyorum. Savunmasız... Bu hayatta hiç sevilmemiş gibi filan hissediyorum.''
sy:77

'' Yalnızca bir an ama. Yalnızca bir an farklı görünüyor her şey.''
sy:77

''Yine de, her şeye rağmen, bu şehirde de birileri, insanlık tarihinin en başında yazılması, yazı yok muydu, çizilmesi, bağırılması gerekeni bir duvara yazıveriyor: 'NE TANRI NE EFENDİ!' Üstelik ünlem işaretini filan da unutmadan!''
sy:78

'' Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra, onları anlamayacakları şeyleri anlattım, diyeceğim. Öyle olsun.''
sy:79

'' Oysa çok geçti, bilmiyordu ki çok geçti! Olan olmuştu... Böyle şeyler çocukken olur ve bir daha da silinmez. terk edilmekten korkmak... Korktuğun şey başına gelince de kendimi cezalandırmak... Böyle şeyler çocukken olur bir daha da silinmez.''
sy:92

'' Küçük şeylerden filizlenen, büyüyen balta girmemiş orman. Ona yazgı diyoruz, ama masa saatinin içine nasılsa girip altı rakamının dibinde ölmüş kalmış küçük bir sinek de diyebiliriz. Çünkü artık burada, bu dünyada her şey parçalar halinde ve her bir parça diğerinin yerine geçebiliyor. Yadırgamıyoruz. Çıldırmamız gerek ama yadırgamıyoruz. Ben örneğin hem kendini beğenmiş biri hem bir akvaryum balığı olabiliyorum, tül tül yüzgeçlerimle aptallık ve ölüm taşıyorum. Bu balık gerçeğin kendisi olabiliyor, ama gerçek daima biraz hüzünlüdür. gerçeği ararken bir yadan da bulduğumuz anda değiştirmeyi düşleriz. Çünkü aynı zamanda gerçek daima biraz utanç vericidir.''
sy:98

'' Her şeyi yerli yerinde, tıkır tıkır işleyen bir hayat kurduğunda, o hayatı yerle bir edecek bir felaket kurgulamak da farz olur.''
sy:109

8 Mart 2016 Salı

Çoluk Çocuk / Patti Smith

''Uyandığımızda o çarpık gülümsemesiyle karşılaşınca, onun benim şövalyem olduğunu anladım.''
sy:40

'' Robert'in içinde benim henüz bilmediğim koskoca bir evren taştığını düşündüm.''
sy:48

'' Kapıları açıyorum, kapıları kapatıyorum, diye yazmıştı. Kimseyi sevmemiş, herkesi sevmişti. Seksi seviyordu, nefret ediyordu. Yaşam bir yalandı, gerçek bir yalandı. Düşünceleri sağaltıcı bir yarayla sona eriyordu. 'Çizerken çırılçıplak kalıyorum. Tanrı elimden tutuyor ve birlikte şarkı söylüyoruz'. Bu onun bir sanatçı olarak manifestosuydu.''
sy:74

''Çok şey istediğimizi öğrendik. Ancak kim olduğumuzdan ve sahip olduklarımızdan ödün verebilirdik.''
sy:79

''Kimse bizim gördüğümüz gibi görmüyor Patti, dedi yine. Böyle şeyler söylediği zaman, büyülü bir zaman aralığındaymışçasına, dünyada sadece ikimiz varmışız gibi hissediyorum.''
sy:103

''Kahkahalar. Hayatta kalabilmek için önemli bir malzeme. Ve biz sık sık kahkaha atardık.''
sy:104

''Biliyordum ki bir gün ben duracaktım ve o yürümeye devam edecekti, fakat o ana kadar, bizi hiçbir şey ayıramazdı.''
sy:107

''O gün, içimizde hiçbir endişe barındırmaksızın, sadece kendimiz olduk. O anın bir kutu kamerasının içinde donmuş olması bizim şansımızdı.''
sy:156

''Benimle ilgili hayallerin benim hayallerim değildi, dedi. Belki de, o hayaller senin için.''
sy:186

''Duvarlara serpilmiş küçük çiçekler, tıpkı gökyüzüne serpilmiş tomurcuk yıldızlar gibi.''
sy:230

'' İsa birilerinin günahları için öldü, ama benimkiler için değil.''
sy:247

''Küçük zümrüt kuş uçup gitmek ister.
 Eğer avucumu kaparsam, kalmasını sağlayabilir miyim?
 Küçük zümrüt ruh, küçük zümrüt göz.
 Küçük zümrüt kuş, veda etmek zorunda mıyız?
sy:278

4 Mart 2016 Cuma

Toza Sor / John Fante

'' Bandini tek başına yürüyor, uzun boylu değil ama sağlam kasları ile gurur duyuyor, pazularının keyfini çıkarmak için yumruklarını sıkmış, delilik derecesinde korkusuz, tek korkusu bu gizemli dünyanın gizleri. Ölüler hayata döner mi? Kitaplar diyor, gece evet diye haykırıyor. Yirmi yaşındayım, akıl çağına erdim, aşağıdaki sokaklara dalmak üzereyim, bir kadın arıyorum. Ruhum lekelendi bile mi, geri mi dönsem, koruyucu bir meleğim var mı, annemin duaları ruhumu teskin mi ediyorlar, yoksa canımı mı sıkıyorlar?''
sy:17

''Bir sigara yaktım ve bekledim. Kıyamete kadar bekleyecektim. Tanrı canımı alana kadar.''
sy:21

''Zor günler, bulutsuz mavi günler, ortasında güneşin yüzdüğü mavi bir deniz. Bolluk günleri - bol endişe, bol portakal. Yatakta portakal, öğlen portakal. Düzinesi beş sent. Gökyüzünde güneş, midemde güneş suyu.''
sy:25

''Dünyada beni seven bir şey olsaydı, tek bir şey, bir böcek, bir fare hatta, ama o da mazide kalmıştı, ona sunabileceğim en iyi şeyin portakal kabuğu olduğunu anlayınca Pedro bile terk etmişti beni.''
sy:26

'' Pencerenin önünde durup ellerimi göğe açtım; beş para etmezdim, ucuz bir taklit; ne yazar ne de aşık; ne balık ne de kuş.''
sy:71

''peki, ne yapmalıyım? ağzımı gökyüzüne doğru kaldırıp korkak dilimle bir şeyler mi gevelesem? Göğsümü açıp yumruklayarak İsa'nın dikkatini mi çekmeye çalışsam? Ama örtünüp yola devam etmek daha iyi ve mantıklı olmaz mıydı? Şaşkınlıklar olacaktı şüphesiz, açlık çekecektim; kurumuş dudaklarımı tatlandırmak için yanaklarımdan süzülüp minik kuşlar gibi beni teselli etmeye çalışan gözyaşlarımdan başka hiçbir şeyimin olmadığı bir yalnızlığa bürünecektim. ve sonunda teselli bulacaktım, ölmüş bir kıza duyulan aşka benzer bir güzellik olacaktı. Biraz da kahkaha, zaptedilmiş kahkahalar ve geceleyin sessiz bir bekleyiş, geceye duyulan yumuşak korku, ölümün meydan okuyan öpüşüne duyulan korkuya benzer bir korku. Ve gece çökecekti ve gençliğimin tez canlılığı ile terk ettiğim kaptanlarım denizimin kıyılarında alınmış yağlar süreceklerdi hislerime. Ama bağışlanacaktım, bu ve başka şeyler için, Vera Rivken için, Voltaire'in aralıksız çırpan kanatları içip, durup o büyüleyici kuşu dinlediğim için. Deniz kıyısındaki yurduma döndüğümde her şey için bağışlanacaktım.''
sy:93

'' Ama büyük olayların arifesindeydim ve paylaşabileceğim biri yoktu.''
sy:138


Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu / Haruki Murakami

'' Dünya yoğunlaştırılmış olasılıklara bağlı olarak ortaya çıkarılmış bir yuvarlak masadır.''
sy:11

'' Yine de bazen şöyle düşünürüm. Biz hepimiz, eskiden bambaşka bir yerde, bambaşka bir yaşam sürmüş olamaz mıyız, derim kendi kendime. Sonra bunu, herhangi bir nedenle tamamen unutup, hiçbir şey bilmeden yaşamımıza devam ediyor olabiliriz. Hiç böyle düşündüğün oldu mu?''
sy:56

'' Evrimin özünde acı ve yalnızlık vardır. Keyifli bir evrim söz konusu olamaz.''
sy:65

'' Beklentiler, hayal kırıklıklarını beraberinde getirebilir.''
sy:95

'' Sır dediğimiz şey, o sırrı bilen insan sayısı az olduğu için sırdır.''
sy:136

'' Son üç gün içerisinde olanların hiçbiri benim isteği dahilinde gelişmiş değildi. Her şey dışarıdan çıkagelmiş, ben sadece olayların içine çekilmiştim.''
sy:211

''İnsan eksikliklerini kendiliğinden gideremez. Eğilimleri yaklaşık olarak yirmi beş yaşına kadar katılaşır ve daha sonra ne kadar çabalarsa çabalasın karakterini değiştirmeyi başaramaz. Sorun dış dünyanın o eğilimlere ne şekilde tepki vereceğiyle sınırlıdır.''
sy:212

''Yüreğini daha fazla aç. Sen mahkum değilsin. Sen rüya peşinde göklerde uçan kuşsun.''
sy:238

'' Orada hiç görmediğim manzaralar vardı; hiç duymadığım müzikler çalıyor, anlamayı başaramadığım sözcükler fısıldanıyordu. Aniden yükseliveriyor, yine aniden karanlığın dibine çöküveriyordu.''
sy:239

''Çoğunlukla hiç konuşmadan karşılıklı oturup sıcak kahvelerimizi içiyor, kurabiye ya da ekmeğimizi yiyorduk.''
sy:240

'' Yüreğini açamaman benim yüzümden mi acaba? diye sordu kız. Ben senin yüreğine yanıt veremediğim için mi, yüreğin sımsıkı kapanmış halde?''
sy:241

''Ben deniz kıyılarındaki uyarı dubalarının altına takılan kurşun ağırlıklar kadar hantal ve aptalımdır.''
sy:326

''Fakat yüreğini fırlatıp atabildiğin anda, huzur da gelir seni bulur. Senin şimdiye kadar hiç tatmadığın kadar derin bir huzur.''
sy:439

'' Fakat savaş, nefret ve ihtirasın olmaması demek, bunların zıddının da olmaması demektir. Bunların zıddı sevinç, mutluluk ve aşktır. Ancak ihtiras, yok oluş, üzüntü olursa, sevinç var olabilir. Umutsuzluk olmadan, mutluluk hiçbir yerde var olamaz.''
sy:464

'' Ben de kendimce, yetersiz de olsa, onu severdim.''
sy:474

'' İnsan hareketlerinin birçoğu, kendisinin daha sonra da sürekli yaşamaya devam edeceği ön koşuluyla ortaya çıkar, bu ön koşul ortadan kalkacak olursa d geriye hiçbir şey kalmaz.''
sy:479

''İnsanın içinde uyanan hisleri kendine özgü sözlerle ifade etmesi çok zor bir iştir. Herkes bir şeyler hisseder, ama bunu düzgün bir şekilde sözcüklere dökebilen pek fazla insan yoktur.''
sy:484

''Bir kez yitirilen şey, tamamen yok olup gitse bile, o kayıp sonsuza dek devam eder.''
sy:489

''Gün ağarmadan önceki karanlık saatleri severim. Temiz ve işe yarayacağı bir yol olmadığı içindir mutlaka.''
sy:523

''Tema net olduğunda esneklik kaybolur.''
sy:545

''Dünyada gözyaşı dökülemeyecek üzüntüler vardır işte. Bunu kimseye anlatamayacağınız gibi, anlatsanız bile hiç kimsenin anlayamayacağı türden şeylerdir. O üzüntü şekli hiç değişmeden, rüzgarsız bir gecede yağan kar gibi sessizce yüreğinizde birikir durur.''
sy:550