26 Şubat 2016 Cuma

Yaban Koyununun İzinde / Haruki Murakami

'' Sanki doğduğumdan beri hep yalnızmışım, şimdiye dek hep yalnızmışım ve yolumu yalnız sürdürecekmişim gibi.''
sy:29

''Eğer istersek, varsayımlar alanında dilediğimiz gibi at koşturabiliriz. Başı boş bir ilkbahar rüzgarının savurduğu kanatlı bir tohum gibi köksüz.''
sy:77

'' Hiçbir zaman doğru düzgün mektup yazamamışımdır ben. Her şey ters gider. Tam tamına yanlış sözcükleri kullanırım. Bu da yetmezmiş gibi, mektup yazmak beni daha da çok şaşkına çevirir, bütün cesaretimi yitiririm.''
sy:93

''Benim en büyük kusurum da, doğarken sahip olduğum kusurların her yıl daha da büyümesi. Sanki içimde piliç besliyormuşum gibi. Piliçler yumurtalar ve yumurtalardan başka piliçler çıkar,onlar da yumurtlar. Böyle yaşamak olur mu? Bunca kusurumla, düşünmeden edemiyorum doğrusu. Gerçi kuşkusuz, yaşamayı sürdürüyorum. Ama ne de olsa, sorun bu değil, değil mi?
sy:94

'' Hala bilmiyorum, bu tür yaşam için yaratılmış olup olmadığımı. Bilmiyorum, oradan oraya gezen biri olmayı istemek, evrensel bir şey midir?''
sy:96

''Bir bakıma benim için son hedef olacak yere ulaşmışım. Kendimi, varmam gereken yere gelmişim gibi hissediyorum. Üstelik buraya gelmek için akıntıya karşı yüzmem gerektiği kanısındayım. Ama bu, benim üzerinde yargıya varabileceğim bir şey değil.''
sy:99

'' Her kadının 'dolu' diye işaretlenmiş bir çekmecesi vardır ki, her türlü anlamsız öteberiyle tıka basadır.''
sy:101

'' Bir kişi için bitmiş olan, bir başkası için bitmiş olmayabilir. Bu denli sabit. Bunun ötesinde bir yol, iki ayrı yöne ayrılır.''
sy:106

''Ama bu tümüyle bambaşka türden bir sessizlikti. Ağır, ezici bir sessizlik. Bir şeyi anımsatan bir sessizlik, ne olduğunu tanımlayabilmem biraz zamanımı almış olsa bile, ölümü bekleyen bir hastanın çevresinde uçuşan bir sessizlik. Ölüm önsezisine gebe bir sessizlik. Uğursuz, belli belirsiz küf kokan bir hava.''
sy:130

'' Ve gün böylece sona erdi. Bu kadar amaçsız bir gün geçirdiğimi anımsamıyordum.''
sy:158

'' Yapayalnızdık. Dünyanın kıyısından aşağı atılmış gibi.''
sy:274

''Gene de, şimdiye dek, bir fotoğrafta yüzlerce kez gördüğüm bir sahneyi bu kez canlı olarak karşında görmek, tedirgin ediyordu. Karşıdaki manzaranın derinliği yapay gibi geliyordu insana. Ben gerçekten orada değildim de sanki bu sahne, salt fotoğrafa uysun diye geçici olarak yaratılmıştı.''
sy:279

'' Onsuz yalnızlık duyuyordum, ama yalnızlık duyabilmem bile bana bir avuntu gibi geliyordu.
Yalnızlık o denli de kötü bir duygu değildi. Küçük kuşlar uçup gittikten sonra akmeşenin sessizliği gibi bir şeydi.''
sy:291

'' Huzur bozucu bir şey, toplum, bensiz de pekala idare edebiliyordu demek.''
sy:294

''Yapayalnızdım. Herhalde ömrümde hiç olmadığım kadar yalnız.''
sy:306

25 Şubat 2016 Perşembe

Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında / Haruki Murakami

'' Tıpkı saklambaç oynayan bir çocuk gibi, çok derinlere saklanmış ama bulunmayı umuyordu.''
sy:9

'' Pretend you're happy when you're blue, it isn't very hard to be.''
sy:14

'' Hala parçalar halinde olan biz, içimizi doldurarak bizi birleştirecek, beklenmedik bir gerçekliğin varlığını yeni yeni sezmeye başlamıştık. Daha önce hiç görmediğimiz bir kapının önünde duruyorduk. Sadece ikimiz, zayıf bir ışık huzmesinin altında, akıp giden on saniyede ellerimiz birbirine sımsıkı kenetlenmişti.''
sy:19

''Korkuyorum, bu aralar kendimi kabuksuz bir salyangoz gibi hissediyorum.''
sy:28

''O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu.''
sy:28

'' Onu ilk gördüğümde, bir gün sokaktan aşağı doğru yürüyormuşum da birden beynime yıldırım saplanmış gibi hissetmiştim. Ama'lar, ve'ler ya da eğer'ler yoktu- kancaya takılmıştım.''
sy:39

''Belki de doğru düzgün insan olma şansımı yitirmiştim. Belki de mizacımın tamamlayıcısı olan hatalarım varlığımın kaçınılmaz birer parçasıydı. sonunda, dibe vurabilirdim ve bunun farkındaydım.''
sy:44

'' -Neden bana öyle bakıyorsun?
  - Çünkü çok tatlısın.
  - Bunu söyleyen ilk kişisin.
  - Bunu bilen tek kişiyim. Ve inan bana, biliyorum.''
sy:60

'' Bir şey kötü gider ve bütün taşlar devrilir. Kendinizi kurtarmanın hiçbir yolu yoktur. Ta ki biri sizi çekip çıkarana kadar.''
sy:82

'' Hayatımın mutlu zamanlarından biri olarak tanımlayamam elbet, kendim gibi yaşadığım, tatmin edilemeyen arzularla dolu karmakarışık bir dönem. daha genç, daha aç ve daha yalnızım. Yine de tepeden tırnağa kadar kendimdim.''
sy:84

''Asıl acı olan şey, geri dönemeyeceğimizin gerçeği. Bir kez ilerlemeye başladın mı, ne yaparsan yap gittiğin yoldan geri dönemiyorsun. En ufak bir sapma her şeyi sonsuza dek değiştiriyor.''
sy:131



Dövüş Kulübü / Chuck Palahniuk

'' İnsan sevdiklerini öldürür diye bir söz vardır ya; aslında bakın, insanı öldüren de hep sevdiğidir.''
sy:11

'' O sarmalayıcı karanlıkta, başka birinin kolları arasında hapsolmuşken, hayatta elde edebileceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır.''
sy:15

'' İşte bu özgürlüktü. Bütün umutlarınızı kaybetmek özgürlüktü. Ben hiçbir  şey söylemeyince, gruptaki insanlar en kötüsün düşünüyorlardı. Daha beter ağlıyorlardı. Ben de daha beter ağlıyordum. yukarıdaki yıldızlara bak, hop, gittin bile.''
sy:21

''Daha dibe vurmadan çözülürsen, asla sonuna kadar götüremezsin.''
sy:74

''  Beyaz yüzlü ay
   Bakar ona yıldızlar
   Öfke duymadan
   Falan feşmekan, bitti.''
sy:94

'' Sevdiğimiz insanlar hakkında bilmek istemediğimiz o kadar çok şey var ki.''
sy:113

''Belki de Tanrı'nın nefreti Tanrı'nın kayıtsızlığından daha iyidir.''

'' ne kadar derine yuvarlanırsan, o kadar yükseğe uçarsın. Ne kadar uzağa kaçarsan, Tanrı seni o kadar yanında ister.''
sy:153

''Son nefesinde neyi yapmadığına pişman olacaksın?''
sy:156

''İnsan hep sevdiklerini öldürür derler ya; aslında bakarsanız insanı öldüren de hep sevdiğidir. Gerçekten.''
sy:200

''Hayatta sevdiğin her şey sana sırt çevirecek ya da ölecek.
 Hayatta yarattığın her şey bir kenara atılacak.
 Hayatta seni gururlandırmış ne varsa hepsi çöpe gidecek.''
sy:217
Garson ve Mutlu / Fulsen Türker

'' İçine gözyaşı girmeyen yemek güzel olmaz, der babaannem.''
sy:16

'' Bir sabah yataktan keyifsiz kalktıysan, kahvaltı yap geçer. Akşamdan kalmaysan mutlaka kahvaltı yap, tüm sanrılar sona erer. Keyifsiz değilsen, yine de kahvaltı yap. Kahvaltının daha da güzelleştiremeyeceği bir gün, değiştiremeyeceği bakış açısı yoktur ve dünya üzerinde hiçbir antidepresan, kızarmış ekmek kokusu ve tavada cızırdayan yumurtanın sesi, bıçağı sıyırırken parmağına bulaşan beyaz peynirin tadı kadar etkili değildir.''
sy:219


Hayalperestler / Patti Smith

'' Bir dilek tut!
   Çiçeği alıyorum. Aydınlık bir sarı -yabani, önemsiz ve Tanrı'nın sevgili  kulu. Bizim tutkularımıza cevap verebilmek için, çok eskiden püff diye üflenecek bir şeye dönüşmüş.Tüylü beyaz topçukların ruhsal gıda gibi dünyaya dökülüyor. Bir dilek tut, hadi üfle...
...
Ve bu sonsuz zerafetle ifade edilen öğütler bedenimi öylesine hafifletti ki, havalandım; çimlerin üzerinde kaymaya başladım. Herkes hala orada, onlarla birlikte olduğumu sanıyordu; çünkü iki ayağım yerde, insanların hep uğraştığı işlerle meşgulmuş gibi görünüyordum.''
sy:76
Dublinliler / James Joyce

''...Çünkü artık başıma gerçek serüvenler gelmesini istiyordum. Ama gerçek serüvenler de evde insanların başına gelmez diye düşünüyordum; uzaklarda aramalı onları.''
sy:27

'' Geçmişi düşünürüz, gençliğimizi, değişiklikleri, bu gece özlediğimiz, aramızda olmayan yüzleri. Hayatta yürüdüğümüz yol, böyle birçok acılı anıyla döşelidir; eğer hep bu düşüncelere dalıp gidecek olsaydık yaşananlar arasında işimizi cesaretle yapacak yürekliliği bulamazdık: hepimizin yaşayan ödevleri ve yaşayan sevgileri var ve bunlar, haklı olarak, bizim zorlu çabalarımızı ifade ediyor.''
sy:212

''Cömert yaşla doldu Gabriel'in gözlerine. Kendisi hiçbir zaman bir kadına karşı bunu duymamıştı. Ama böyle bir duygunun aşk olması gerektiğini biliyordu. Hayal ettiği yarı karanlıkta sular damlayan bir ağacın altında duran bir genç adam biçimini görür gibi olunca gözlerindeki yaşlar çoğaldı. Başka biçimler de vardı yakında. Ruhu, yığınlar ve yığınlarla ölülerin bekleştiği o bölgeye yaklaşmıştı. Dağınık, bir yanıp bir sönen varoluşlarının farkındaydı, ama kavrayamıyordu. Kendi kimliği de elle tutulmaz kurşuni bir dünyaya solup gidiyordu; bu ölülerin bir zamanlar kurduğu ve içinde yaşadığı, bu elle tutulur dünya kendisi de eriyor ve ufalanıyordu.
 Çarpık çurpuk mezar taşlarının, haçların arasında, küçük kapının sivri parmaklıklarında ve çıplak dikenler birikip bir kalın örtü oluşturmuştu. Ruhu yavaşa bayılır gibi oldu işitince karın hafifçe yağdığını evren boyunca ve yağdığını hafifçe, nihai sonlarının inişi gibi, bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine.''
sy:231

19 Şubat 2016 Cuma

Deliduman / Emrah Serbes

''Her insanı seven birileri bulunur çünkü, budur dünyada kalan son adalet kırıntısı.''
sy:23

'' Sevdiğiniz biri size hayallerini anlatmıyorsa onun rüyalarını yorumlamaktan başka seçenek kalmaz elinizde.''
sy:35

'' Çocuksu ve tedirgindi sesi. en yüksek perdeden söylediğinde bile kırılgandı biraz. Yeri geldi mi duygusallaşmaktan çekinmeyen, yeri geldi mi de size en buruk haliyle bile tebessüm eden bir sesti. Delice yağan yağmurlardan sonra, kaldırım kenarlarında su birikintilerini, parklardaki ıslak bankları, yolların ortasında silkinen sokak köpeklerini, apartman boşluklarının rutubetli karanlığını, içlerinde otların filizlendiği ıssız telefon kulübelerini hatırlatan, insana gelmiş geçmiş bütün dertlerini hatırlatan, bu yüzden de durup dururken biraz kalbinizi kıran bir sesti. Ama kalbinizi kırdıkça da başınızı okşayan, teselli eden bir şey vardı seste. İşte o sesle öyle bir söylüyordu ki şarkıyı, o bir şarkı değildi artık, bir meydan okumaydı, bir trafik kazasıydı, çığlıklar içinden gelip geçen bir ambulanstı. Şarkının derinliklerinde kayboldukça tuhaf bir hisse kapılıyordum, o an gelip çatmıştı sanki, geçmiş anları önüne katıp kovalayarak, kendisi de gelecek anlar tarafından kovalanarak. Belki de birazdan her şey affedilecekti.''
sy:83

''Az önce sorduğu soruların cevabını merak ediyordu. Onu neden sevmediğimi. Ama böyle şeyleri konuşmak o kadar zordur ki. Böyle şeyleri susmak bile zordur. Hemen anlaşılır niye sustuğu insanın, en usta yalancı bile bir şey yapamaz o noktada. Sadece salakça gülümseyebilir ve o haliyle kahreder bu arada. Her şey yıkılır böylece iki insan arasında, tuzla buz olur, ayağı kırık at olur, daha da düzelemez, ne geçmişe özlem kalır, ne gelecekten bir beklenti, ne de şimdi de yaşanabilir bir an, hiçbir şey kalmaz. hangi sivri zekalı zamanı üçe ayırmış ki zaten? Her şey o şimdide olup bitti çoktan, yaşananlar bitti, yaşanamayacaklar bitti, her şey yaşanmayıp bitti şimdi de. Çok mu karamsar? Çok mu umutsuz?Allah kahretsin! Annem burada bana, onu neden sevmediğimi soruyor. Bunun nesi karamsar, bunun nesi umutsuz, bu benim hayatım, bu senin hayatın, bu herkesin hayatında bir gün köşeye sıkışacağı yer, o ilk büyük pişmanlık, o asla telafi edilemeyecek hatta, kapanmayacak yara, ayağa kalkamayan at, boğulan balık, hepsini tek tek mi anlatayım, hukuk kitaplarındaki gibi sonuna örnek davaları mı ekleyeyim, hani nerede kaldı, anlayış, hani nerede kaldı anlayış dostum.''
sy:131

'' İnsan ayrılınca değil, yeniden kavuşma ümitleri tükenince yıkılır. O zaman hayat son zerresine kadar kocaman bir can sıkıntısına dönüşür. Sanki son vapuru kaçırmışsın da bir adada mahsur kalmışsın, güneş ağır ağır batarken sonraki vapurun hiç gelmeyeceğini söylemişler sana, bunun can sıkıcı bir şaka olmadığını, gerçek olduğunu söylemişler. Buydu vaziyetim.''
sy:160

''Bizim her yerde şeklimiz her kızda resmimiz vardır.''
sy:179

'' Akşamdan kalınan sabahlarda insanın dün gece yaşananları kare kare anımsadığı ama büyük fotoğrafı tam olarak göremediği alacakaranlık bir devre vardır.''
sy:187

''Ne olurdu Tanrım, dedim. Ne olurdu dedem elli sene daha yaşasa eline mi yapışırdı benim güzel dedem? Elli sene çok mu? Yirmi beş sene o zaman. O dam ı çok? ne cimri bir Tanrı'ymışsın. Azıcık adaletin kaldıysa, dünyaya o büyük merhametin yeniden hakim olmasını istiyorsan dedemi on beş sene daha yaşatırsın. hadi on olsun! Beş olsun! O da mı çok? Duyamıyorum seni Tanrım. Ha! Ne dedin? Duyamıyorum.Bir sene de mi olmaz? Bir hafta? Bir gün? Bir akşam? Bir kadeh rakı daha içsin bari! Bir hoşça kalın desin, gözüm arkada kalmayacak desin. Ona da mı hayır! Hala özlüyorum dedemi, yağmurlara bakıp özlüyorum. Kimsenin kullanmadığı telefon kulübelerine, unutulmuş yan yollara, kurmalı kol saatlerine, tüplü televizyonlara, dandik antenlere, o antenlerin yükselticilerine, VHS kasetlere, işporta gözlüklere, ilk cep telefonlarına, geçmişten kalan ne varsa, en saçma sapan şeyler bile olsa onlara bakıp özlüyorum dedemi. Dedemi özlediğimde de sadece onu değil, hatta ondan da çok o andaki ruh halimi özlüyorum. Dedemle birlikteykenki kendimi özlüyorum.''
sy:221

''Biz ailecek böyleyiz, komün kurun ağlayalım.''
sy:293

'' Bazen çabuk gelişen bir arkadaşlık ne denli yalnız olduğumuzu hatırlatır bize.''
sy:313

'' Apartman kapısındaki camın yansımasından Cengiz'le kendime baktım. Sanki içimizdeki karanlık bizi yutmuş, bambaşka bir biz kusmuştu onun yerine. İşte hep böyle olur, hep böyle olur, gün batarken alevlenen pencereler birer birer söner, gölgelenir ve karanlığa bırakır yerini. Gecenin içinde iki iyi arkadaş kalır orada, bir ölü martı kalır, bir ruh kalır, kendileriyle baş başa, çekip gidenlerin bıraktığı boşluğa sarılarak. Olsun, ama olsun. Varsın perde kapanırken mutlu insan kalmasın sahnede. Gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığında her yer kararmış olsun! En sonunda hakikat onu en çok hak edenin olur. Üstümüze kapanan gecede en uzağa gidenin olur.''
sy:347

'' Elektronik sigaramı çıkardım arka cebimden, poşet sarmıştım sıkıca, açtım poşeti, ölmüş martıya bakıp içmeye başladım. Keşke yaşarken tanışmış olsaydık. Yazık. Çok yazık. Gerçekten bana hitap eden bir martıydı. O martıyla arkadaş olmak isterdim. O martıyla uçmak isterdim. O martıyla sırf insanlar birazcık mutlu olsun diye, karnımız tok olduğu halde atılan simit parçalarını yemek isterdim. O martıyla çatılara tüneyip gün ağarırken ortalığı velveleye vermek isterdim. O martıyla gökyüzünün mavi sessizliğinde bir metronun çubuğu gibi alçalıp yükselmek isterdim. O martıyla deniz fenerlerinin üstünde döne döne uçmak isterdim. O martıyla köpüren dalgaların arasında evimizdeymişiz gibi rahat ve telaşsız gezinmek isterdim. O martıyla akşamüstleri dalga kıranlara konmak ve geçip giden günleri düşünmek isterdim. O martıyla yağmurlara bakmak ve hayatımızdan sessiz sedasız çıkıp giden insanları özlemek isterdim. O martıyı öpmek isterdim, o martıyı öpmek isterdim dostum.''
sy:347

'' O beni hatırlamıyordu tabii, olsun hatırlanmıyorum diye unutacak değilim.''

''Şeytan diyor ki vefasızın birine aşık ol o havada, ondan sonra da kollarını göğsünde kavuşturup hayatını bombok edişini gülümseyerek seyret bir kenardan.''

''Yüzyıllık Yalnızlık da neymiş, Allah aşkına, asırlardık yalnızız biz.''

'' Önce bir özgür olalım da, ondan sonra o özgürlükle ne yapacağımızı düşünürüz, demiştik. Belki de hiçbir şey yapmazdık. O hissin kendisi yeterdi bize. Özgürlüğü hep insanın canının istediğini yapması zannediyoruz, oysa özgürlük her şeyden evvel bir histir. İnsana bir şey yaptıran yahut yaptırmayan şey o histir.''

'' Ölmek yok olmak değildir, hadiseler aleminden hatırlar alemine geçmektir sadece. Başka farelerin hatıralarında yaşayacaksın şimdi. Seni unutan son fareye kadar yaşayacaksın. Sana patisiyle vuran kedi, seni unutana kadar yaşayacaksın. Bana rastladığında iyi oldu. Ben de unutmam seni.''

16 Şubat 2016 Salı

Anne Frank'ın Hatıra Defteri / Anne Frank

''Artık bir şey yapmaya cesaret edemiyorum, çünkü yasak olmasından korkuyorum.''
sy: 18

'' İnancım o ki baharı içimde hissediyor, bahar uyanışını bedenimde ve ruhumda duyuyorum. Normal davranabilmek için kendimi tamamen allak bullak, ne okumam, ne yazmam ve ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey, sadece özlüyorum.''
sy:188

''Korkuları olan yalnız ve umutsuz kimseler için en iyi çare dışarıya çıkmaktır, yalnız kalabileceği, gökyüzü, doğa ve Tanrıyla baş başa kalabileceği herhangi bir yere gitmektir. İnsan ancak o zaman her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu hissediyor. Tanrı'nın insanları, sade ve güzel doğada mutlu görmek istediğini anlıyor.''
sy:199

''Sevgi, sevgi nedir? Sanıyorum sevgi sözcüklere sığmayan bir şey. Sevgi, birini anlamak, onun varlığından mutlu olmak. Mutlulukları, mutsuzlukları onunla paylaşmak... Bedenen yaşanan sevgi de onun bir parçası, bir şeyler paylaşıyorsun, biraz veriyorsun ve biraz alıyorsun. Eğer, yaşamının geri kalan kısmında yanında birinin olacağını biliyorsan, seni anlayacağını ve onu hiç kimseyle paylaşman gerekmeyeceğini görüyorsan; o zaman evli olup olmaman, çocuğunun olup olmaması hiç önemli değil. Ya da namusunun gidip gitmemesi, bunlar hiç önemli değil.''

'' Engel olamadığım bir yanım var; içimden ne kadar sessiz ve ciddi olsam da dışımdan bir o kadar gürültücü biriyim. Kim ilk olarak bu koruma zırhını keşfedecek ve onu delip geçecek?''
sy:209

'' Dışarı çık, kırlara git, doğaya ve güneşe çık ve içindeki mutluluğu tekrar yakalamaya çalış. Hala içinde ve etrafında olan güzel şeyleri düşün ve mutlu ol!''
sy:213

''Çünkü zaten kendin sefil bir şekilde yaşıyorsan, o zaman ne yapabilirsin ki? Kaybedersin. bence bütün üzüntülerin ardından geriye az da olsa güzel bir şeyler kalıyor. Geriye dönüp baktığında hep daha fazla sevinecek bir şey bulabiliyor ve yine dengeyi sağlıyorsun. Mutlu olan insan başkalarını da mutlu eder. cesareti ve öz güveni olan kimse, mutsuz olduğunda dibi boylamaz.''
sy:213

'' Öylesine büyük bir duyguya ihtiyacım var ki, onun çok fazla konuşmaya gerek kalmadan da içimi görüp anlamasını beklerim.''
sy:230

''Duygularıyla fısıldamak, borazanla bağırmaktan daha kolay geliyor.''
sy:231

''Cesur ol!Her zaman kolay olmasa da ben de öyle yapıyorum. Senin sıran belki düşündüğünden de çabuk gelebilir.''
sy:234

''Ben zengin değilim, güzel değilim, akıllı değilim, zeki değilim, ama mutluyum ve mutlu olacağım! Mutlu bir doğaya sahibim, insanları seviyorum, şüpheci değilim ve kendimle birlikte herkesi mutlu görmeyi arzu ediyorum.''
sy:240

'' Yine gün hiçbir şey getirmedi.
   Karanlık bir gece gibi geçti.''
sy:240

''Dünyada açık bir pencereden doğayı seyretmek, kuşların ıslıklarını duymak, güneşin sıcaklığını yanağında hissetmek ve hoş bir gencin kollarında olmaktan daha güzel ne olabilir ki! Onun kolunun beni sardığını hissetmek, yakınında olduğunu bilmek ve susma öyle huzur ve güven verici ki. Bu kötü bir şey değil, bu huzur çok güzel.''

'' Evet neden İngiltere'de hep daha büyük uçaklar, daha ağır bombalar ve aynı zamanda yeniden inşa etmek için standart evler yapılıyor? Neden her gün savaş için milyonlar harcanıyor da sağlığa, sanat ve yoksulluğa bir sent bile yok? Neden dünyanın başka yerinde bolluktan yiyecekler çürürken insanlar açlık çekiyor? Neden insanlar bu kadar deli! Savaşın sadece büyük adamlar, hükümetler ve kapitalistler tarafından yapıldığını sanmıyorum. hayır, küçük adamlar da savaş yanlısı, yoksa büyük halklar çoktan ayaklanırdı! İnsanların içinde yıkma dürtüsü var, öldürme, katletme ve öfkeli olmak var, şayet tek bir istisna kalmayana dek tüm insanlar bir metamorfoz geçirmezlerse savaş devam eder. İnşa edilmiş, bakılmış ve büyütülmüş her şey kesilecek, yok edilip sonra yine başa dönecek.''
sy:280

''Bütün insanlar ne kadar güzel ve iyi olurlardı... Eğer her akşam, gün boyu yaşadıklarını gözlerinin önüne geitirp, kendi davranışlarındaki iyi ve kötü olanı bir sınasalardı. Bilinçaltında bunları her gün yeniden düzeltmeye çalışırlardı ve tabii ki zamanla bir yerlere ulaşabilirlerdi. Bunu herkes deneyebilir. Bilmeyen biri öğrenmek ve denemek zorunda; 'Kendinden emin ve huzurlu olmak insanı güçlü kılar.' ''
sy:322


Sahilde Kafka / Haruki Murakami

'' Yerine göre, kader dediğimiz şey, dar bir yerde sürekli yönünü değiştirerek dönüp duran bir kum fırtınasına benzer. Sen de, ondan kurtulmak için ayağını bastığın yeri değiştirirsin.Bunun üzerine fırtınada sana ayak uydurmak için yönünü değiştirir. Bir kez daha bastığın yeri değiştirirsin. Tekrar tekrar, sanki şafaktan hemen önce ölüm tanrısıyla yapılan uğursuz bir dans gibi, aynı şey tekrarlanıp gider. Neden dersen, o fırtına uzaklardan çıkıp gelmiş herhangi bir şeyden farklıdır da ondan. O fırtına aslından sensindir. O yüzden yapabileceğin tek şey, teslim olup ayağını dosdoğru fırtınanın içine daldırarak, gözlerini kum girmeyecek şekilde sımsıkı kapatıp adım adım fırtınanın içinden geçmektedir. Orada, muhtemel ne güneş ne de ay, hatta ne yön ne de zaman vardır. Orada, kemikleri bile parçalayacak kadar keskin beyaz kum tanecikleri gökyüzünde dans eder. İşte öyle bir kum fırtınası canlandır gözünde.''
sy:10

'' On beşinci yaş günümün evden ayrılmak için en uygun zaman olacağını düşünmüştüm. Daha öncesi erken, sonrası ise geç olabilirdi.''
sy:14

''Aşağı yukarı, anlattıklarımın özeti buydu. Elbette anlatmadığım şeyler de vardı. Gerçekten önemli olan şeyleri dile getirmek pek kolay değildir.''
sy:120

'' Deneyimlerimden yola çıkarak söylemem gerekirse, insan bir şeyleri ne kadar isterse istesin, o şeyler asla kendiliğinden çıkıp gelmez. İnsan bir şeylerden özel olarak durmaya çalıştığında ise, o şeyler kendiliğinden insanın üzerine üzerine gelir. Elbette, bu herkesin aklına gelebilecek bir şey.''
sy: 217

Zemberekkuşu'nun Güncesi - Haruki Murakami

''Sen de biliyor musun, bilmem ama, insanların çoğunluğu müthiş ciddi.''
sy:78

'' Cesaret ile merak, bilinmeyen bir bahçeye girdiğinde birlikte işler. Kimi zaman, gizlenmiş cesareti ortaya çıkarabilir, kışkırtır. Ama bana öyle geliyor ki, merak çabucak yok oluverir de cesaret uzun bir yol almak zorundadır. Merak, birlikte iyi olunan ama güvenilmeyen bir arkadaşa benzer. Seni bir şeyler yapmaya kışkırtabilir de gerektiği zaman savuşup gider. İşte o zaman sen de devam etmek için cesaretini toplamak zorunda kalırsın.''
sy:79

''Çıkacaksan, en yüksek kuleyi bul ve tepesine tırman. İneceksen, en derin kuyuyu bul ve dibine in.''
sy:81

'' İnsan istediğini hiçbir zaman elde edememeye alınca, sonunda gerçekten neyi istediğini bile bilmez oluyor.''
sy:87

'' Işık, yaşam sahnesini sadece bir an, belki birkaç saniye aydınlatıyor. Bu saniyeler geçince, o andaki bildiriyi yakalayamadıysan eğer, ikinci bir olanak verilmiyor sana. Yaşamının geri kalanını pişmanlık içinde ve umutsuz, derin bir yalnızlıkta geçirmek zorunda kalıyorsun. Böyle bir alacakaranlık dünyasında, artık gelecekten hiçbir şey beklenemez. Böyle bir insanın elinde tuttuğu, olması gerekenin eskimiş bir kalıntısından başka bir şey değildir.''
sy:245

''Doğrusu, neyi düşünmem gerektiğini bile bilmiyordum ki. Boş bir odaya benziyordum. Ve müzik içimde sadece boğuk, gelgeç bir yankı bırakıyordu.''
sy:279

''Ölüp gitsem, dünya en ufak bir vicdan azabı çekmeden, dönmesini sürdürecekti.''
sy:293

'' Yarın ne olacağı belli mi? Kimse bilemez. Hele  öbür gün, daha da bilinemez! Hatta, ondan da önce, çok değil, daha öğleden sonra bile neler olacağını kimse bilemez!''
sy:371

'' Ellerimi yüzümde kavuşturdum, sonra çözdüm. Çevremizde çıt yoktu. Bir kez daha, ben denen yaratıkla içli dışlı oldum.''
sy:414

''Buna karşın, zaman zaman derin bir yalnızlık duygusunu-a kapılıyordum. İçtiğim su, soluduğum hava, beni upuzun, sivri iğneleriyle delip geçiyordu; karıştırdığım kitapların sayfaları, hançer ucu gibi sivriydi; maden gibi parlıyordu.
 En sessiz saatte, sabahın dördüne doğru, yalnızlığımın köklerinin hafif gürültüler çıkararak büyüdüğünü açık seçik duyuyordum.''
sy:438

''Yaşamak zaten başlı başına kehanete benziyordu.''
sy:718



12 Şubat 2016 Cuma

İmkansızın Şarkısı / Haruki Murakami

''Seni hiç unutmayacağım. Seni unutmam imkansız.''
sy: 15

'' Aradığı benim kolum değildi, sadece bir koldu. Aradığı benim sıcaklığım değildi, sadece bir sıcaklıktı. sadece ben olmaktan rahatsız oluyordum.''

''Sonunda, belki bana bir şey söylemek istiyor da sözcüklerle dile getiremiyor, diye düşünmeye başladım. Ya da daha doğrusu, sözcüklere dökmeden kendi içinde yakalayamıyordu söylemek istediklerini. İşte bunun için sözcükler çıkamıyordu ağzından bir türlü.''
sy:40

'' Kimileri için aşk, anlam taşımayan ya da önemsiz şeylerle başlar. Eğer böyle olmazsa zahmetine değmez.''
sy:99

'' Telefon yüzünden gün boyu evde kalmayı gerçekten sevmiyorum. Yalnız kaldığım zaman, bedenim kokuşacakmış gibi bir izlenim uyanıyor bende. Yavaş yavaş dağılıyor, çürüyor ve sonunda yeşil bir sıvıya dönüşüp toprağa karışıyor. Geriye sadece giysilerim kalıyor. İşte gün boyu kıpırdamadan beklemenin bende yarattığı izlenim bu.''
sy:101

'' Naoka, kanepede oturmuş, okuyordu. Bacak bacak üstüne atmış, parmakları şakaklarında, okuyordu, kafasına dolan sözcükleri, daha iyi anlamak için, parmağıyla dokunmak istiyormuş gibi.''
sy: 198

'' Bazen, dedi bardağını sallayıp içindeki buzları şıngırdatarak. Dünya kimi zaman fazlasıyla sertleştiğinde, buraya geliyorum ve votka tonik içiyorum.''
sy:206

'' Bu yüzden de, ara sıra çevreme baktığımda, gerçekten umudum kırılıyor. Kendi kendime her zaman sorarım, insanlar neden daha çok çabalamazlar diye. Hiçbir şey yapmaz ve zamanlarını yaşamın haksızlığından yakınarak geçirirler.''
sy:246

'' Geç yapılmış bir kahvaltıyla erken yenmiş bir öğle yemeği arasında da bu kadar fark olur. Aynı saatte aynı şey yenir, sadece adı değişiktir.''
sy:254

'' Ben hep böyleydim işte. Kafam bir şeyle dolu olunca, geri kalan her şeyi unutup giderdim.''
sy:291

'' - Ama keyifli olmaya çalışıyorum.
  - yaşamın bir bisküvi kutusuna benzediğini düşün, yeter. Bir bisküvi kutusunun içinde, her türlü bisküvi vardır, sevdiklerin de, pek sevmediklerin de, öyle değil mi? Ve insan sevdiğini önce yerse geriye pek sevmedikleri kalır sadece. Ben kötü günler geçirdiğimde hep böyle düşünürüm işte. Şimdi bunu yaparsam, sonrası daha kolay olur, derim kendi kendime. İnan bana, yaşam bir bisküvi kutusudur.''
sy:300

'' Ama sana gerçekten de kızgın sayılmam. sadece mutsuzum. Çünkü sen benim için çok şey yaptığın halde, ben senin için hiçbir şey yapamıyorum. Sen hep kendi dünyanın içinde hapsolmuş durumdasın, kapını vurup sana seslendiğimde ancak, bakışlarını kaldırıyor, sonra gene hemen indiriyorsun.''
sy:302

'' Odasında, yatağın üstünde kucaklaştık. onun uyku tulumunun içinde, yağmuru dinlerken, öpüştük, sonra şundan bundan konuştuk, her şeyden, dünyanın oluşumundan tut da, rafadan yumurtanın nasıl pişirileceğine değin.''
sy:317



Kaplumbağa Terbiyecisi / Emre Caner

'' Kadere inanıp inanmadığını bilmiyordu. Ama gelecek üzerine planlar yapmaktan çoktan vazgeçmişti!''
sy:71

'' Herkes kanıksıyordu işte. Çaresizce yum sağlıyordu. Dört bir yandan gelebilecek ölüme, birden gelen ölüme, yaşananlar yetmezmiş gibi ortaya çıkan salgın hastalıklara, yüzlerce kilometrelik yolu yayan kat eden insanlara acımadan yağan kara ve dahasına...
Herkes alışıyordu.''
sy:160
Mülksüzler / Ursula K. Le Guin

'' Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlı.''
sy:9

'' Acı var, dedi Shevek ellerini açarak. 'Gerçek. Ona yanlış anlama diyebilirim, ama var olmadığını veya herhangi bir zamanda yok olacağını varsayamam. Acı çekme, yaşamımızın koşulu. Başına geldiği zaman fark ediyorsun. Onun gerçek olduğunu anlıyorsun. tabii ki, tıpkı toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru bir şey. Ama hiçbir toplum var olmanın doğasını değiştiremez. Acı çekmeyi önleyemeyiz. Şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama Acı'yı dindiremeyiz. Bir toplum ancak toplumsal acıyı - gereksiz acıyı- dindirebilir. Gerisi kalır. Kök, gerçek olan. Buradaki herkes acıyı öğrenecek; eğer elli yıl yaşarsak, elli yıldır acıyı biliyor olacağız. En sonunda da öleceğiz. Bu doğuşumuzun koşulu. Yaşamdan korkuyorum! bazen ben -çok korkuyorum. herhangi bir mutluluk çok basit gibi geliyor. Yine de her şeyin, bu mutluluk arayışını, bu acı korkusunun tümüyle bir yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum... Ondan korkmak veya kaçmak yerine onun ... içinden geçilebilse, aşılabilse. Arkasında bir şey var. Acı çeken şey benlik; benliğin ise - yok olduğu bir yer var. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçekliğin acı olmadığına inanıyorum. Eğer; içinden geçilebilirsen. Eğer sonuna kadar ona dayabilirsen.''
sy:57

'' Kuşkusuz özgürlük, gizlilikten çok daha açıklıkta yatıyordu, özgürlük için de her zaman riske girmeye değerdi.''
sy:98

'' Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.''
sy:122

'' Yaşamı bütün olarak görmem için tek yapmam gereken şey, onu ölümlü olarak görmek. Ben öleceğim, sen öleceksin; başka türlü birbirimizi nasıl sevebilirdik ki? Güneş de br gün sönecek, başka türlü nasıl parlamaya devam edebilir?''
sy:165

'' Yirmi yaş dolaylarında öyle bir an vardır ki, yaşamının geri kalan kısmı boyunca ya herkes gibi olmalı ya da farklılıklarını erdeme dönüştürmeyi seçmen gerekir.''
sy: 214

'' Lütfen geri al, ayrılık eğitici, tamam, ama benim istediğim eğitim senin varlığın.''
sy: 218

'' On, on iki yaşımdan beri ne tür bir iş yapmam gerektiğini biliyordum.
Bir çocuğun yapmak istediğiyle toplumun ondan bekledikleri her zaman aynı olmaz.
Dediğin gibi, otuz yaşındayım. Biraz yaşlıca bir çocuk sayılırım.''
sy:227

'' Devrimi satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir.''
sy:256

'' Eğer yola çıkarsan. her zaman gittiğin yere ulaşıyorsun. Her zaman da geri dönüyorsun.''
sy: 322

'' İçeri kapamak, dışarıda bırakmak, aynı şey''

11 Şubat 2016 Perşembe

Yalnızız / Peyami Safa

'' Mücadelesiz ve eziyetsiz bir zaferin değeri yoktu.''
sy:255

'' Sevgiliyi dışarda öldürmek neye yarar? İçimizde yaşadığı müddetçe, biz sadece bir şeklin katili olmakla kalırız. Onu içimizde öldürebilmeliyiz. Unutmak işte budur.''
sy:298

'' Herkes hafızasından şikayet eder, muhakemesinden şikayet eden yoktur.''
sy:320

'' Şu anda Paris'i ve hürriyetimi o kadar sevmiyorum, artık. insanın içinde ne kadar başka başka insanlar var. ne çabuk değişiyor insan.''
sy:360

'' Yalnızım, evet, herkes yalnızdır, yalnızız.''
sy:421
1984 / George Orwell

'' İnsan, kendi belleği dışında hiçbir kayıt olmayınca en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki?''
sy:60
Yedi Güzel Yıl / Etgar Keret

''Bütünüyle dürüst olmak gerekirse, birlikte yaşadığımız dokuz yıl boyunca kendimizin uydurduğu törenlerle defalarca evlenmiştik; Yafa'da bir balık restoranında buruna kondurulan bir öpücükle, Varşova'da kırık dökük bir otelde birbirimize sarılarak, hatta Amsterdam - Berlin treninde bir sürpriz yumurtayı paylaşarak.''
sy: 77

'' İş bir sorumluluğu yüklenmeye geldiğinde, talebin zaman olarak yakınlığı ile benim o sorumluluğu yüklenme konusunda gönüllülüğüm arasında ters bir ilişki var. örneğin, karım bugün bir bardak çay yapmamı istese onu kibarca reddedebilir, ama yarın markete gitmeyi kabul edebilirim.''
sy:114

Korkma, Ben Varım / Murat Menteş

'' Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor.''
sy:14

'' Erkekler, kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. Tensel cazibeyi ve erotik maceraları, sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri, sizi de kandırabilir. Bugünün doğruları, pekala yarının yalanları şekline girebilir.''
sy:236

'' Aşkın doğması ve yaşaması, yavaşlığına bağlıdır. Ağaçları keserken ormanı korumak gerekir. erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk, kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Romantizm baştan sona kurallarla örtülü oluşu bundandır.''
sy:240

''Lee Jun Fan, Bruce Lee'nin gerçek adı dediğimde Enver irkildi sanki.
Bence, dedi, kişi gerçekse adının gerçek olması gerekmez.''
sy:241

''Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler, taşımadığınız kusurlarla yererler de.''
sy: 242

'' Sen cennete gittiğinde, cennet daha güzel bir yer olacak.''
sy: 247

'' Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa, 21. yüzyıldadır.''
sy:254

'' Gözleri, zamanın başlangıç gecesi kadar derin. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim.''
Sy:150

''Hayırın evete dönüşmesi, evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır.''
Sy:273

''Aşktan, zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık.''
Leonard Cohen

'' Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir.''
Sy:302

'' An'ın tadını çıkarıyordum. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi.''
Calegero Cavatio

'' Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum.''
sy:404


Tatlı Rüyalar / Alper Canıgüz

'' Yirmi beş yıllık öğretim üyesi Profesör Olcayto Fişek sınıfa girdiğinde, mesleğe ilk başladığı günkü inançlarının hiç değişmediğini fark etti: Öğrencilerin hepsi geri zekalıydı.''
sy:19

'' -Tabii. Bunun için buradayım. Size her şeyi anlatacağım.
  -Yo, her şeyi anlatmayın lütfen. Sadece gerekenleri anlatın.
  - Neyin ne kadarının ne için gerekli olduğuna kim karar verebilir ki? Belki sorunumu çözmek için ta insanlığın başlangıcına dönmeliyiz.
  - Naenderthal'e kadar mı, örneğin?''
sy:27

'' Sanıldığı gibi sadece gerçekler rüyayı etkilemez, rüyalar da gerçekleri etkiler. Karnabahar ise, her ikisini de etkiler.''
sy:34

''Birini tanımanın en iyi yolu onunla oyun oynamaktır. Oyun oynarken beni güvenilir bir insan olduğuna inandırmaya çalışırsan bunu anlarım. Ayrıca oyun insanları birbirine yakınlaştırır.''
sy:39

''Evet, bir insanı anlamak ve ona gerçekten de yardımcı olmak çok zor bir şey. Çoğu insanın kafası çelişkilerle, ruhu komplekslerle dolu ve ne istediğini bilmiyor. Ama, yine de onun söylediklerini anlamaya çalışmak söylemedikleri hakkında fikir yürütmekten daha doğru geliyor bana. samimiyet, e azından onun kendisini yalnız hissetmemesini sağlayacaktır. Ve bence hepimizin tek derdi bu Profesör, bu dünyada yalnızı; çok yalnızız.''
sy:65

'' Senin iraden güçlü değil hayatım, sadece tutkuların zayıf.''
sy:69

''Ayrıca şunu bil ki, inanan bir insanın yapabilecekleri sınır tanımaz.''
sy:91

'' Hayattan nefret etmek için yeterli sebebim var. Elbette bir başkası bunun, aksine, hayatın çok güzel ve yaşanmaya değer olduğuna inanabilir. Bu noktada kimseye bir şey söylemeye hakkım olmaz çünkü iki farklı inanış ve iki farklı ahlaki çerçeve söz konusudur. Ancak aynı insan, her fırsatını bulduğunda o hayatın gerçeklerinden uzaklaşmaya çalışıyorsa işte o zaman iki yüzlülük yapmaya başlıyor demektir.''
sy:113

'' Beni sakın yalnız bırakma.
  Sonbahar geldiğinde de.. Kışın da.. hele hele ilkbaharda asla...''
sy:116
Gizli Ajans / Alper Canıgüz

''Borges ile Kemalettin Tuğçu'nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, hayatta bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşmayacağımı düşünmüştüm. heyhat, ne kadar da yanılmışım.''
sy:5

'' Tek tek bakıldığında az çok normal gibi görünen özellikleri, bir araya gelince tuhaf bir bütün oluşturuyordu. Açıkçası onu nereye yerleştireceğimi pek bilemiyordum, ama onunla birlikte kendimi kesinlikle huzurlu hissediyordum. Bu her şeyden önemliydi.''
sy:7

''İsim bana hiçbir şey ifade etmemişti. Gerçi o kadar alkol aldıktan sonra annemin adını bile hatırlamayabilirdim, o da ayrı mevzu.''
sy:8

''En kısa ömrü en iyi biçimde yaşamak! Benim hayat felsefem de bu diyelim. Düşünürseniz hayatı  en iyi biçimde yaşamanın kaçınılmaz sonucunun bu olduğunu fark edersiniz zaten.''
sy:14

'' Sanem hanım. Sanem. Evlen benimle Sanem. Kadınım ol benim. Yaşadığım tüm acıları, yaptığım bütün kötülükleri, pişmanlıkları, hatalarımı akla. Başına çiçekten taçlar yapayım, sana şiirler yazayım, seni her gece masallar anlatarak uyutayım. Bazı akşamlar DVD'de filmler seyredelim seninle. Sen benden daha çok anla modern sanatı. Gördüğümüz eserlerin ne anlama geldiğini açıkla bana, ben başımı sallayayım. Ah ben ne aptalmışım! Nasıl olup da varlığından kuşkuya düşmüşüm? Oysa hayat denen bu yaranın seni bulmak dışında ne anlamı olabilirdi ki? Bak şimdi her şey ne kadar açık görünüyor oysa. ilk görüşte aşka inanırsın, değil mi Sanem? Evet, çok doğru. Ben de başka türlüsüne inanmam zaten. Biliyor musun Sanem, ben seni hep severim. Her gün daha çok severim. Bak mesela pencerenin önüne bir kuş konar ben seni severim, bir tren yolculuğunda pencereden dışarı bakarken derme çatma bir ev gözüme çarpar ben seni severim, burnuma eskilerden hangi uzak hatıraya ait olduğunu bir türlü çıkaramadığım bir koku çarpar ben seni severim, kafama kuş sıçar ben yine seni severim... Anlıyor musun beni? Sonra ben bazen biraz fazla kıskanç olabilirim. Diyelim yazlık bir yere gitmişizdir de, bir akşam sen çok hoş bir tunik giymişsindir, oradaki bütün erkekler bayılır sonra, hemen aşık olur. Ben mesela tunik nedir onu bile bilmeden kıskançlıktan çatlayabilirim böyle bir durumda. Ama belli etmem. Ama sen yine de sezersin. Öyle bir laf edersin ki, ben, benden başka hiç kimseye bakmayacağını anlarım. O kadar da incesindir. Bir de, bir iyilik rica edeceğim senden. Gözlerine o elem ifadesini yükleyen alçağın adını söyle bana. Söyle ki; ona hemen düello şahitlerimi göndereyim. Silah seçimini o yapsın. Evet. Utanarak kabul ediyorum ki bunu, bir yerde okudum. Ama ne fark eder? Bütün şiirler, romanlar senin için yazılmadı mı zaten? Şarkılar senin için söylenmedi mi? Masumların kanı senin için akmadı mı? Ruhum hep seni aradı benim Sanem. Hep seni arar. Milyonlarca yıl geçsin, sistemler çöksün, güneşler patlasın benim ruhum seni arar. Ve biliyor musun Sanem, bulur da. Şimdi bulduğu gibi bulur. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.''
sy:22-23

''Örnek alınabilecek şeyler yaşasaydı, belki de sen burada olamzdın, buyurdu hayatımın ışığı. Lafı da böyle gediğine koyardı işte.''
sy: 24

''Sanem'le öğle yemeğine çıkacaktık! Sonrası gelirdi nasılsa. Çoluk çocuk, şöyle uygun bir kooperatif, derken Ayvalık'ta yazlık... Hele bir öğlen yemeğine çıkalım da.''
sy:25

'' İki insanı, bir üçüncüye ezmek kadar birbirine yaklaştıran bir şey var mıdır şu dünyada?''
sy:28

''Ben de gelip seninle bir bira içeyim diye düşündüm. Rahatsız etmiyorum inşallah?
- Bilakis, çok rahatlatıyorsun.''
sy:39

'' Hayat nasıl da mucizelere gebeydi. Bak daha bu sabah onunla iki yabancıyken şimdi bir tabak sigara böreğini paylaşıyorduk.''
sy:40

'' Bazı aşklar ayrıdır, içinde kahkahaların çınlamasından ziyade gözyaşlarının çağlaması daha uygun düşer. Onu gördüğüm ilk anda biliyordum ki bizimkisi, eğer bir aşkımız olacaksa, böylesine yazgılıdır. Ve kim bu sevdaya yakışacak ilk sözcükleri kalbimin sahibinden daha iyi bilebilir? 'Seni çok üzerim ben.' ''
sy:42

Tüm mutlu evlilikler birbirinin aynısıdır, mutsuz olanların her birinin mutsuzluğu ise kendine özgüdür. Herkes bilir ki aşk filmlerini, örneğin, ilginç kılan birbirini seven çiftin hikaye boyunca yaşadığı sıkıntı ve acılardır. İlişkinin kaygısızca yaşandığı süreç ise, sevgililerin yağmur altında yürümesi, dondurma yemesi ve köşe kapmaca oynaması gibi, açıkçası daha ziyade çocukça denebilecek edimler içinde bulundukları birkaç sahneyle ve genellikle de hafif bir müzik eşliğinde çabucak anlatılır geçilir. Mesut aşkın, tarafları dışında kimseye bir şey ifade etmeyen tabiatı nedeniyle ben de o iki hafta içinde yaşadığım günleri tatlı bir aşk rüyası diye tanımlamakla yetinebilirdim. Oysa ben, kederden önce davranma telaşından olacak, hayatımın bu en hülyalı günlerinde bile her şeyi derhal ıstıraba çevirmeyi başarıyordum.''
sy:89-90

'' Ne gerekçeyle olursa olsun, birbirimizden ayrılmamız bana yanlış görünüyordu. Biz asla farklı yönlere hareket etmemeliydik. Hep birlikte, hep aynı yönde devinmeliydik. Belki çok ufak tefek cilveleşme kabininden ayrılıklar söz konusu olabilirdi. Self-servis bir kafeye falan gittiğimizde o geçip bir yere oturabilir- muhakkak ki benim görebileceğim bir yere- sonra ben çayları alıp hemen yanına gidebilirdim. Bu kadarı makul bir dirhem fazlası ise elemdi.''
sy:90

'' O benim kim olduğumu biliyor muydu? Kendisini ne sanıyordu? Bilmiyor muydu ki güzelliği on para etmezdi, bendeki bu aşk olmasa?''
sy:103

'' Biliyorum. Yüreğime ellerimle açtığım yaradan sızan bu kan bu gazap ateşi, bu kutsal fikri sabit gözlerindeki perdeyi kaldıran biricik hakikattir. Mutluluğum, felaketim, en pervasız günahım... Bil ki hiçbir tecrübe, hiçbir tövbe, hayatın gelip geçiciliğine kerhen olana dair hiçbir şey bu mührü kıramaz. Zavallı varlığımın anlamı, başka hiçbir şey değil, sadece gizli nikahımızı kıydığımız o gece yüreğimi sana bağlayan bu yemindir. Bundan böyle aldığım her nefeste senin ruhunu içime çekeceğim, yüreğimin her vuruşu senin ismini fısıldayacak. Aşından gayrısı yalan, gökteki ay şahidimdir.''
sy:108

''Fezai bey sevgilimin uzaylı olduğunu iddia ediyor.. dedim.
- Bütün kadınlar öyledir, dedi kız Tevfik.''
sy:152

'' Aşk hiç yaşanmakta olan bir şey değildir. Ancak bir hatıra olabilir. Aşk acısı zannettiğin şey, aşkın ta kendisidir.''
sy:153

'' Ta ki... Onunla karşılaşana kadar. O bana baktığında Tanrı'nın gözlerini gördüm ben. Bir umut değil, bir müjdeydi bu. Onun aşkıyla, yitirdiğim her şey bir ışık çağlayanı içinde yeniden bana döndü, taş ve toprak kardeşim oldu, yüreğim merhametle doğdu. Anlayacağın ben yeniden yaşamaya başladım Fezai Abi. Ve o gidince, dünya bir kez daha başıma yıkıldı.''
sy:161

''Sevdiğim kadın hakikaten dünyayı ele geçirmeye çalışan bir uzaylı mıydı? Niye böyle yapıyordu? benim kalbimi ele geçirmişti ya, bu kadarı yetmiyor muydu ona?''
sy:162

''Zihnin ve bedenin sadece varacağın hedefe odaklanacak. Ve bilesin ki, bu her şey için geçerlidir. Düz bir çizgi çizmek istiyorsan,asla kalemin geçtiği yere değil, ulaşacağı noktaya bakmalısın''
sy:164

'' Ayrıca ben bir kahraman değildim. Bir korkaktım ben. Hep öyleydim, hep öyle kalacaktım.''
sy:181

''Mevsimlerden yazdı ve tercüme-i halime ne söylesem azdı. Biliyordum gidecekti. Kim bilir, belki de bekleyeni vardı? Lakin gözlerinden anlıyordum, o da benim gibi yalnızdı. Dışarıdan bakınca halleri pervasız, ruhu uçarıydı. Sevdiyse de çok korkarım bana pek inanmazdı. İşte bu konuda çok haksızdı. varsın olsun; başka kim gözlerinde umudu ve acıyı aynı anda böyle güzel taşırdı? Tanrı'nın kaderime yazdığı işte bu kızdı.
 Biliyordum ki bir sözüm vardı, ne ki sözcüklerden umudum kalmamıştı. O zaman oraya sadece onu bulmaya değil, aynı zamanda ecelle buluşmaya geldiğimi anlayıverdim. Ben ki acılar denizinden geçmiş, sabır yolunu aşmış, sevda tepesine tırmanmıştım. Geriye gidebileceğim tek bir yer kalmıştı. Ellerini tutan ellerim usulca gevşedi. Gözlerimi kapatıp kendimi aşk uçurumundan aşağı bıraktım. En güzel söz, tam zamanında söylenmeyen değil miydi?''
sy: 184- 185

'' Ve ben artık mutsuz bir adamım.
   Günler, haftalar, aylar akıp giderken, ben yaşamıyor da daha ziyade vakit geçiriyorum. Ortalık karardıktan sonra pencereden yıldızları izliyorum. Umut etmiyorum, kızmıyorum, üzülmüyorum. Sadece hatırlıyorum. Kainat türlü biçimlerde kandırmaya çalışıyor beni. Bulutlar ilerliyor, bir ayyaş nara atıyor, bir araba acı acı klakson çalıyor, daldan bir yaprak düşüyor... Orada öyle sabit dururken, her şey beni kimsenin umrunda olmadığıma, unutmayışımın bir anlam taşımadığına inandırmak için yarışa giriyor. Sabırla bekliyorum ki bütün kozlarını oynasınlar. ne olursa olsun duruyor, duruyor, duruyorum... Gece bir kez daha aşkım karşısında mağlup dağılırken kuytu bir köşeden fırlayıveren bir kedi gülümsetiyor beni. Nihayet gölgelerin arasında bir sigara yakıyorum. İşte o an biliyorum ki, roller değişmiş ve şimdi yıldızlar beni izlemeye başlamıştır. Gidip yatağıma giriyor, baş ucumda duran Küçük Prens biblosuna bakıyorum.
  Senden bana kalan her şey gibi kırık, ama asla atamayacağım biliyorum.''
sy: 204 son.

10 Şubat 2016 Çarşamba

Oğullar ve Rencide Ruhlar / Alper Canıgüz

''Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürümeye başlar.''
Sy:7

'' Annem derhal başka bir anaokuluna gönderilmem fikrini ortaya attı. Babamla ikisi işteyken benim evde yalnız kalmamı istemiyordu. Nedense evdeki tüm ilaçları yutup kendimi öldüreceğim gibi tuhaf bir düşünceye kapılmıştı. Oysa kim böyle bir salaklık yapar ki? Kendini camdan dışarı atmak varken. Anneler böyledir zaten. Olur olmadık konularda evhamlanırlar.''
Sy:11

'' Ertesi gün öğleye kadar çıkamadım yatağımdan. Dünyayla yüzleşecek gücü bulamıyordum kendimde bir türlü.''
Sy:14

''Bizi mahveden her neyse annemin bu işe pek sevindiği belliydi. üzüntü olmadan yaşayamaz annem. Felaketler onun yaşam kaynağıdır. Sanırım her şey yolunda giderken kendini gereksiz hissediyor.''
Sy: 26

'' Cidden tuhaf yaratıklar bu kadınlar. Az önce yaptığım espri yüzünden bir düşüp bayılmadığı kalmıştı, şimdi de tutup çok daha edepsizce çağrışımlara açık laflar ediyordu.''
Sy:31

'' Günü en az acı verici biçimde öldürmeyi sağlayan mükemmel rutini bozmuştum. Saat kaçta yemek yenir, kaçtan kaça kadar televizyon izlenir, kaçta tuvalete gidilir, kaçta zıbarıp yatılır... Yürütülen faaliyet ile zaman arasındaki ilişki evrimsel bir sürecin sonucuydu. Evrime müdahale etmek, akıllı insanın yapacağı iş değildi.''
Sy:52

'' işte böyle. Bir minibüs dolusu mahvolmuş hayat, karizmatik kaptan Mutullah Akçabay yönetiminde, saatte ortalama yetmiş kilometre hızla kendilerini gelen evrak giden evrak arası biraz daha tüketecekleri işkencehaneye doğru ilerlerken, bir gece önce şatosunda düzenlediği kokain ve seks partisinin düşlerine dalmış Sean Connery'nin kıçında uçuşuyordu.''
Sy:59

'' Birden suratı asılıvermişti Kerim'in. Tabii. Bir şey içmek, tuvalete gitmek ya da annemin yanına çıkmak istersem nasıl davranması gerektiğini biliyordu ama kafasındaki uyaran- tepki kümesinin dışına düşen bu durumla nasıl başedeceğine dair hiçbir fikri yoktu.''
Sy:61

'' Bana derler Kerim, bugün buldum bugün yerim, yarına Allah kerim! Hey gidi koca Marx, diye geçti aklımdan, kalk mezarından da gör diyalektik nasıl oluyormuş!''
Sy:62

'' Eee, cehennemde işler nasıl gidiyor? diye sordu kinci pezevenk. Pek bir değişiklik yok. Yolunuzu gözlüyoruz.''
Sy:63

''Kötü başlangıçlar benim kaderimdi.''
Sy:63

'' Ya? baban ne yapıyor tam olarak?
Sizinle aynı şeyi. Yavaş yavaş çıldırıyor.''
Sy: 75

'' Karakolu terk etmeden önce bu yarım akıllı Onur Çalışkan'a neden sempati duyduğumu keşfetmiştim. Onda bana Hakan'ı anımsatan bir şeyler avrdı. Hakan'a niye sempati duyduğumu ise Allah biliyordu.''
Sy:76

''Hızla yanlarından ayrılıp mezarlığın kapısına doğru ilerlerken artık hiç kuşkum kalmamıştı. Sartre haklıydı. ''öteki'' cehennem demekti.''
Sy:81

'' Hayatımın en hızlı günlerini yaşıyordum. Dövüşecek insanlar ve sevilecek kadınlarla çevrelenmiştim. Gerçi silahım plastiktendi. Kadınlarım da öyle. Yine de böylesi bile hiç yoktan iyiydi.''
Sy:95

'' O zaman, nedense, insanın Tanrı'yı görmeye katlanamadığı için ışığa ihtiyaç duyduğu gibi tuhaf bir fikre kapılıverdim. Karanlık Tanrı'nın ta kendisiydi. Size şah damarınızdan daha yakın, her yerde olan ve gören her zaman sizi sarmalayan başka km olabilirdi ki? Siz onu göremezdiniz çünkü ışığın ardına saklanırdı. Sarhoş edici güzellikteki kokuyu çekerek bu 'aydınlanmanın' .''
Sy:100

'' Sevdiğiniz birinin ölümü, örneğin, yüzleşmenizi sağlayabilir kendinize söylediğiniz yalanlarla. Ya da aranızdan yediğiniz okkalı bir dayak. Üstelik siz, ananızın canına okumak için haklı duygusal gerekçeleri bulunduğuna inanmaya hazırken, içinizi parçalayan onun gözü dönmüşlüğü değil, beyninizi zedelememek için sopayı sadece kollarınıza ve bacaklarınıza indirecek kadar düşünceli davranması olabilir. Nihayet onun elinden kurtulup kendinizi odanıza attığınızda pencereden giren akşam güneşinin ışığında neşeyle dans eden tozlar dört bir yana dağılır. Onların huzurunu kaçırmak sizi öyle bir üzer ki, içiniz feci bir dışlanmışlık duygusuyla dolar. Birden gözlerinize yaşlar hücum eder. Bu küçük sevimli yaratıkların sizden korkmasını hazmedemezsiniz. İki saatlik seansına gık demeden katlanan siz, yere kapanıp zırıl zırıl ağlamaya başlarsınız. Sonra bir toz tanesi gelip parmağınızın üzerine konuverir. Usulca oynatırsınız parmağınızı. hala oradadır. Derken diğerleri ona katılırlar. Yerde yatarken üzerinize toz tanecikleri yağar. Sırt çevirdiğiniz hayat, o noktada sizi kucaklarken hıçkırıklarınız fraktal bir dans müziğine dönüşür.
 Bir gün toz zerrecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya çıldırdınız. hangisi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz.''
Sy:108-109

''Şu kısacık ömrümde daha önce de Maltepe sigarası istendiğine tanıklık etmiştim; ama böylesine değiş. O ne sesti öyle, o ne vurgu! Hiçbir nehir hiçbir denizi, hiçbir aşık maşuku böyle arzulamamıştır. Adam,Maltepe'yi gerçekten istiyordu.''
Sy:115

'' Ne zaman bu tip sorularla karşılaşsam, karşımdakinin bambaşka bir şeyi kastettiğini çok iyi bilsem dahi mastürbasyon alışkanlıklarımın sorgulandığı gibi bir endişeye kapılmaktan alamıyordum kendimi.'Hangi konuda?' ''
Sy:117

'' kafanızı ezmenizi beklediğiniz biri sizi kucaklayıverirse onu kendinize dünyadaki herkesten daha yakın hissedersiniz.''
Sy:120

''Bihassa, vitaminleri kaçmasın diye üstüne bir tabak kapatılmış duran salatanın insanda yarattığı haleti ruhiye ile kıyaslandığında Genç Werther'in çektikleri bir fars olmaktan öteye gidemezdi.''
Sy:132

'' Karşılıklı suçlamalar, beddualar, küfürler havada uçuşurken kaçıp odama gitmek istiyor ama yerimden kımıldayamıyordum. Beynim vücuduma sadece bir tek komut verebiliyordu: Çekirdek ye!''
Sy:133

''Haftalarca çılgın gibi Milena'dan mektup gelmesini bekleyen sonra beklediği mektup postadan çıktığında da onu açma işini durmadan geciktiren Kafka gibi duyumsuyordum kendimi.''
Sy:150

''Sarılıp vedalaşmayı düşünmek aptalcaydı. Ayrı dünyaların insnaıydık. Ben atom çağına aittim,o atomaltı bir parçacıktı. Elimi şöyle bir sallayarak uğurladım az daha hayatımı adayacağım egonükleikasit parçasını. Tuhaf bir çare hareketiyle selamıma karşılık verip hızla beynin pembe sularına doğru nüksetti. Bu, onu son görüşüm olacaktı.''
Sy:179

'' Katil içimizden biriydi. Ve bu katil öyle bir yalancı dolma yapardı ki parmaklarınızı yerdiniz.''
Sy:189

'' Bu iki sıradan zavallıyı, bu denli özel kılan şey, inatla yaşadıkları ve yaşattıkları aşklarıydı. İşte bu hayale saygı duyulması gerekiyordu. Ya da böyle düşünmek hoşuma gidiyor, emin değilim. Her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil miydi zaten?''
Sy: 201

'' Bu hayatta insanın insana ihtiyacı vardı ve yüreğimin ta derinlerinde bir yerde, onun tek dostum olduğunu hissediyordum.
 Dünya hala dönüyordu işte. Bütün pespayeliğiyle.''
Sy:203


9 Şubat 2016 Salı

Aspidistra / George Orwell

'' Paraları cebinde çevirdi. İki buçuk peni ve bir üçlük- iki peni bir de yarım peni ve üçlük. Canı müthiş sıkılıyordu. Kafiyelerle, sıfatlarla arası iyi değildi. Cebinde iki buçuk peni varsa iyi olmaz elbet.''
Sy:15

'' O günden beri, tam iki yıldır bir arpa boyu ilerlemeyen iğrenç bir kitabın labirentinden kıvranıyordu, üstelik aklı başında olduğu anlarda bir arpa boyu ilerlemeyeceğini de biliyordu.''
Sy:19

'' Bu anlamsız büro işine dayanmasının nedeni, işinin sürekliliğine bir an bile inanmamış olmasıydı.''
Sy: 63

'' Görünüşte, sıradan bir memur, sabahları sağa, akşamları sola doğru gidip gelen, metro vagonlarında tutunma kayışına asılanlar ordusunun bir eriydi yalnızca.''
Sy: 64

'' Yoksulluğun ilk (belirtisi) etkisi, düşünceyi öldürmesidir.''
Sy: 66

'' İngiltere'nin dört bir yanında insanlar işsizlikten kıvranıyordu; 'iş' sözcüğünden midesi bulanan Gordon ise bırakması istenmeyen işlerden çıkıyordu.''
Sy:73

'' Ölünceye dek aynı şekilde devam etmemeleri için bir neden yok gibi görünüyordu. O yıl senin, bu yıl benim, Comstock ailesinde hiçbir zaman hiçbir şey olmuyordu.''
Sy:79

''Zincirli köpek olmaktansa yalnız kurt olmak yeğdir.''
Sy:83

''Neden hatırlasın ki? Parası yoktu. Paran yoksa, hayatın uzun bir hiçe sayılmalar zincirinden ibaretti.''
Sy:87

''Dursaydı, konuşsaydı, kız parası olmadığını anlayınca ne kadar öfkelenirdi! Yürüdü. Konuşmak için bile para gerekliydi.''
Sy:92

'' Rosemary hiçbir zaman anlamayacaktı onu. Hiçbir kadın anlamaz. Ama bir şey yazması gerek. onu yaralayacak bir şey - şu anda en çok yapmak istediği buydu.''
Sy:99

'' Hiçbir zengin, kendisini yoksul göstermeyi başaramaz; çünkü para, tıpkı cinayet gibi onu ele verir.''
Sy:101

'' Para bütün erdemleri satın alır. Para bütün kötülüklere karşı hoşgörülüdür, naziktir, böbürlenmez, uygunsuz davranmaz, bencillik etmez.''
Sy:103

'' Bu ona sevimsiz, soğuk yatak odasıyla zambak masasının altına tıkılmış yağlı yırtık kağıtları anımsattı.''
Sy: 104

'' Ama mesele bundan ibaret değil. Ağzını açmış tepeden bize bakan şu herifin suratına bak! Bütün uygarlığımızın orada yazılı olduğunu görebilirsin. salaklık, boşluk, umursamazlık! Makineli tüfekleri aklına getirmeden bakamazsın ona. geçen gün savaşın patlamasını istedim, bütün kalbimle biliyor musun? Şiddetle istedim- neredeyse savaş duası yaptım.''
Sy: 107

'' Kendinden nefret ederek göğsünde aynı şekilde ağlamış başka kadınları anımsadı. Anlaşılan kadınlar konusundaki tek başarısı onları ağlatmaktı.''
Sy:147

'' Ama, işte görüyorsunuz, para neler yaptırıyor. Paranın ya da parasızlığın berbat edemeyeceği davranış yoktur.''
Sy:175

'' Bunun nedeni de paraydı. Para taksilerin tekerlerini olduğu gibi düşüncenin tekerlerini de yağlıyordu.
 İkinci şişeyi ısmarlamak neredeyse her zaman yanlıştır. Bir yaz günü ikinci kez denize girmek gibi. Hava ne kadar sıcak olursa olsun, birinci girişinden ne kadar hoşlanırsan hoşlan, ikinci kez girdiğinde hep pişman olursun.''
Sy:196

'' Sihir şarabı terk etmişti. Bu kez daha az köpürüyordu, daha çabuk sarhoş olmak umuduyla, tiksinerek mideye indirdiğin, insanı boğan, ekşimsi bir sıvıydı bu kez.''
Sy:196-7

'' Çabuk, çabuk, ayılıyoruz! İçki, daha içki gerek! O ilk güzel kaygısız, kopuk anlara dön!''
Sy: 198

'' Gece karanlığında bütün kediler tekirdir.''
Sy:208

8 Şubat 2016 Pazartesi

Madam Bovary / Gustave Flaubert

'' Bunları birisine anlatmak isterdi belki. Ama bulutlar gibi değişken, rüzgar gibi dönüp duran bu ele geçmez, yakalanamaz huzursuzluk nasıl aktarılabilirdi birine? Gerekli sözcükleri bulamadığı gibi gerekli fırsatı da bulamıyordu ve üstelik, öyle girişken biri de değildi. ''
Sy:50

'' Charles'in konuşamları kaldırımlar gibi dümdüzdü. Beylik düşünceler içinde, bir heyecana, bir gülüşe neden olmadan, bir düş uyandırmadan geçip giderdi bu düşünceler.''
Sy:51

'Demek günler peş peşe, birbirlerinin aynısı olacak ve hiçbir şey getirmeyecekti! Başka hayatlarda ne kadar tek düze olurlarsa olsun, bir olayla karşılaşabilmek ihtimali vardı hiç değilse. Kimi zaman bir macera beklenmedik, bir yığın değişiklik getirir, dekoru değiştirirdi. Ama ona hiçbir şey geldiği yoktu, Tanrı böyle istemişti! Gelecek karanlık, zifiri karanlık bir koridordu ve kapısı da sımsıkı kapalıydı.''
Sy:74

'' Nesnelerin farklı yerlerde aynı biçimde görünebileceklerine inanmıyordu, sonra yaşanmış bölüm kötü olduğuna göre en iyi günlerini bundan sonra yaşayacaktı muhtemelen.''
Sy:99

'' Emma'ya gelince, onu sevip sevmediğini hiç düşünmedi kesinlikle. Ona göre aşkın birdenbire, büyük gürültülerle, ışıklarla, şimşeklerle gelmesi gerekiyordu. Aşk, yaşamın üstüne düşüp onu alt eden, iradeleri yapmak gibi söküp atan, yürekleri uçuruma sürükleyen bir kasırgaydı.''
Sy:115

'' Bilmiyordu ki taraçalarda oluklar kapalı olduğundan yağmur suları birikir, gölleri oluştururdu. Bunun için güvenlik içinde hissetti kendini ama ansızın bir çatlak gördü duvarda.''
Sy:116

''Hüzün, metruk şatolardaki kış rüzgarları gibi hafiften uğultularla işliyordu içine. Bir daha geri dönmeyecek birinin arkasından, dalınan hayaldi bu, bitirilmiş işlerden sonra insanı saran yorgunluk, alışılmış bir  hareketin durmasından, sürüp giden bir titreşimin ansızın kesilmesinden gelen acıydı.''
Sy:142

'' Şimdi çok daha mutsuz olduğunu düşünüyordu çünkü dert deneyimli yapmıştı onu, bitmeyeceğinden emindi.''
Sy: 143

'' Tutkulara karşı çıkmak niye? Şu dünyada tek güzel olan şey bu tutkular değil mi? Kahramanlığın, coşkunun, şiirin, müziğin, sanatın, kısacası her şeyin kaynağı onlar değil mi?''
Sy:165

''Ne mutlu günlerdi o günler! Ne özgürlüktü! Ne umuttu! Ne düş bolluğuydu! Hiçbir şey kalmamıştı bunlardan şimdi! Art arda gelen koşullarda, kızlıkta, evlilikte, aşkta, ruhunun bütün yaşamı boyunca sürekli kaybetmişti. Yolun üzerindeki her handa zenginliğinden bir şeyler bırakan bir yolcu gibi.''
Sy: 196

'' Aşk gibi basit bir konuda bu kadar karışıklığı aklı almıyordu.''
Sy:211

'' Hiç kimse, ihtiyaçlarını, acılarını tam anlamıyla belirtemiyordu ve insan sözü, yıldızları duygulandırayım derken ayıları dans ettirecek havalar çaldığımız bir kazana dönüşüyordu.''
Sy:216

''Rodolphe'un anısına geline, yüreğinin en derin köşesine atmıştı onu. Bu anı yer altında bir kral mumyasından daha ihtişamlı ve kımıltısız durumda duruyordu. Hoş kokulara yatırılmış bu büyük aşktan güzel bir koku çıkıyor, bu koku her şeyin arasından geçiyor ve her şeyi sevgi ve şefkatle dolduruyordu.''
Sy:242

'' Masalsı yapraklardan sarkan bir altın meyve gibi, gelecekte sallanan belirsiz vaatlere benzeyen bir şeyler vardı içinde.''
Sy: 261

'' O andan sonra yaşamı, artık bir yalanlar yığını olup çıktı; bu yığının içine aşkını sarıyordu, bir örtüye sarıp, saklar gibi.
Bir ihtiyaç, bir hastalık, bir zevkti bu, eğer dün bir sokağın sağ tarafından geçtiğini söylerse, sol tarafından geçtiğine inanmak gerekirdi.''
Sy: 304

'' Sonra sakinleşti, ona hakaret ettiğinin farkına vardı. Ama sevdiklerimizi sürekli çekiştirirsek, onlardan biraz kopmuşuz demektir. İdollere dokunmamak gerekir, yaldızı elimizde kalır sonra.''
Sy: 317

'' Hiçbir şey arama zahmetine değmezdi, her şey boş, yalandı. Her gülümsemenin altında sıkıntıdan kaynaklanan bir esneme vardı, her sevinç bir lanet, her zevk bir tiksinti gizlerdi. En haz öpücükler bile daha yüce ama gerçekleştirilmemiş bir şehvet arzusundan başka bir şey bırakmıyordu dudaklarımızda.''
Sy:319

'' Dünya var olalı beri, orada, o bankın üstünde oturuyordu sanki, öyle bir sanıya kapıldı!
Ama bir tutkular sonsuzluğu bir dakikanın içine sığabilirdi, tıpkı küçük bir yere sığabilen bir kalabalık gibi.''