Deliduman / Emrah Serbes
''Her insanı seven birileri bulunur çünkü, budur dünyada kalan son adalet kırıntısı.''
sy:23
'' Sevdiğiniz biri size hayallerini anlatmıyorsa onun rüyalarını yorumlamaktan başka seçenek kalmaz elinizde.''
sy:35
'' Çocuksu ve tedirgindi sesi. en yüksek perdeden söylediğinde bile kırılgandı biraz. Yeri geldi mi duygusallaşmaktan çekinmeyen, yeri geldi mi de size en buruk haliyle bile tebessüm eden bir sesti. Delice yağan yağmurlardan sonra, kaldırım kenarlarında su birikintilerini, parklardaki ıslak bankları, yolların ortasında silkinen sokak köpeklerini, apartman boşluklarının rutubetli karanlığını, içlerinde otların filizlendiği ıssız telefon kulübelerini hatırlatan, insana gelmiş geçmiş bütün dertlerini hatırlatan, bu yüzden de durup dururken biraz kalbinizi kıran bir sesti. Ama kalbinizi kırdıkça da başınızı okşayan, teselli eden bir şey vardı seste. İşte o sesle öyle bir söylüyordu ki şarkıyı, o bir şarkı değildi artık, bir meydan okumaydı, bir trafik kazasıydı, çığlıklar içinden gelip geçen bir ambulanstı. Şarkının derinliklerinde kayboldukça tuhaf bir hisse kapılıyordum, o an gelip çatmıştı sanki, geçmiş anları önüne katıp kovalayarak, kendisi de gelecek anlar tarafından kovalanarak. Belki de birazdan her şey affedilecekti.''
sy:83
''Az önce sorduğu soruların cevabını merak ediyordu. Onu neden sevmediğimi. Ama böyle şeyleri konuşmak o kadar zordur ki. Böyle şeyleri susmak bile zordur. Hemen anlaşılır niye sustuğu insanın, en usta yalancı bile bir şey yapamaz o noktada. Sadece salakça gülümseyebilir ve o haliyle kahreder bu arada. Her şey yıkılır böylece iki insan arasında, tuzla buz olur, ayağı kırık at olur, daha da düzelemez, ne geçmişe özlem kalır, ne gelecekten bir beklenti, ne de şimdi de yaşanabilir bir an, hiçbir şey kalmaz. hangi sivri zekalı zamanı üçe ayırmış ki zaten? Her şey o şimdide olup bitti çoktan, yaşananlar bitti, yaşanamayacaklar bitti, her şey yaşanmayıp bitti şimdi de. Çok mu karamsar? Çok mu umutsuz?Allah kahretsin! Annem burada bana, onu neden sevmediğimi soruyor. Bunun nesi karamsar, bunun nesi umutsuz, bu benim hayatım, bu senin hayatın, bu herkesin hayatında bir gün köşeye sıkışacağı yer, o ilk büyük pişmanlık, o asla telafi edilemeyecek hatta, kapanmayacak yara, ayağa kalkamayan at, boğulan balık, hepsini tek tek mi anlatayım, hukuk kitaplarındaki gibi sonuna örnek davaları mı ekleyeyim, hani nerede kaldı, anlayış, hani nerede kaldı anlayış dostum.''
sy:131
'' İnsan ayrılınca değil, yeniden kavuşma ümitleri tükenince yıkılır. O zaman hayat son zerresine kadar kocaman bir can sıkıntısına dönüşür. Sanki son vapuru kaçırmışsın da bir adada mahsur kalmışsın, güneş ağır ağır batarken sonraki vapurun hiç gelmeyeceğini söylemişler sana, bunun can sıkıcı bir şaka olmadığını, gerçek olduğunu söylemişler. Buydu vaziyetim.''
sy:160
''Bizim her yerde şeklimiz her kızda resmimiz vardır.''
sy:179
'' Akşamdan kalınan sabahlarda insanın dün gece yaşananları kare kare anımsadığı ama büyük fotoğrafı tam olarak göremediği alacakaranlık bir devre vardır.''
sy:187
''Ne olurdu Tanrım, dedim. Ne olurdu dedem elli sene daha yaşasa eline mi yapışırdı benim güzel dedem? Elli sene çok mu? Yirmi beş sene o zaman. O dam ı çok? ne cimri bir Tanrı'ymışsın. Azıcık adaletin kaldıysa, dünyaya o büyük merhametin yeniden hakim olmasını istiyorsan dedemi on beş sene daha yaşatırsın. hadi on olsun! Beş olsun! O da mı çok? Duyamıyorum seni Tanrım. Ha! Ne dedin? Duyamıyorum.Bir sene de mi olmaz? Bir hafta? Bir gün? Bir akşam? Bir kadeh rakı daha içsin bari! Bir hoşça kalın desin, gözüm arkada kalmayacak desin. Ona da mı hayır! Hala özlüyorum dedemi, yağmurlara bakıp özlüyorum. Kimsenin kullanmadığı telefon kulübelerine, unutulmuş yan yollara, kurmalı kol saatlerine, tüplü televizyonlara, dandik antenlere, o antenlerin yükselticilerine, VHS kasetlere, işporta gözlüklere, ilk cep telefonlarına, geçmişten kalan ne varsa, en saçma sapan şeyler bile olsa onlara bakıp özlüyorum dedemi. Dedemi özlediğimde de sadece onu değil, hatta ondan da çok o andaki ruh halimi özlüyorum. Dedemle birlikteykenki kendimi özlüyorum.''
sy:221
''Biz ailecek böyleyiz, komün kurun ağlayalım.''
sy:293
'' Bazen çabuk gelişen bir arkadaşlık ne denli yalnız olduğumuzu hatırlatır bize.''
sy:313
'' Apartman kapısındaki camın yansımasından Cengiz'le kendime baktım. Sanki içimizdeki karanlık bizi yutmuş, bambaşka bir biz kusmuştu onun yerine. İşte hep böyle olur, hep böyle olur, gün batarken alevlenen pencereler birer birer söner, gölgelenir ve karanlığa bırakır yerini. Gecenin içinde iki iyi arkadaş kalır orada, bir ölü martı kalır, bir ruh kalır, kendileriyle baş başa, çekip gidenlerin bıraktığı boşluğa sarılarak. Olsun, ama olsun. Varsın perde kapanırken mutlu insan kalmasın sahnede. Gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığında her yer kararmış olsun! En sonunda hakikat onu en çok hak edenin olur. Üstümüze kapanan gecede en uzağa gidenin olur.''
sy:347
'' Elektronik sigaramı çıkardım arka cebimden, poşet sarmıştım sıkıca, açtım poşeti, ölmüş martıya bakıp içmeye başladım. Keşke yaşarken tanışmış olsaydık. Yazık. Çok yazık. Gerçekten bana hitap eden bir martıydı. O martıyla arkadaş olmak isterdim. O martıyla uçmak isterdim. O martıyla sırf insanlar birazcık mutlu olsun diye, karnımız tok olduğu halde atılan simit parçalarını yemek isterdim. O martıyla çatılara tüneyip gün ağarırken ortalığı velveleye vermek isterdim. O martıyla gökyüzünün mavi sessizliğinde bir metronun çubuğu gibi alçalıp yükselmek isterdim. O martıyla deniz fenerlerinin üstünde döne döne uçmak isterdim. O martıyla köpüren dalgaların arasında evimizdeymişiz gibi rahat ve telaşsız gezinmek isterdim. O martıyla akşamüstleri dalga kıranlara konmak ve geçip giden günleri düşünmek isterdim. O martıyla yağmurlara bakmak ve hayatımızdan sessiz sedasız çıkıp giden insanları özlemek isterdim. O martıyı öpmek isterdim, o martıyı öpmek isterdim dostum.''
sy:347
'' O beni hatırlamıyordu tabii, olsun hatırlanmıyorum diye unutacak değilim.''
''Şeytan diyor ki vefasızın birine aşık ol o havada, ondan sonra da kollarını göğsünde kavuşturup hayatını bombok edişini gülümseyerek seyret bir kenardan.''
''Yüzyıllık Yalnızlık da neymiş, Allah aşkına, asırlardık yalnızız biz.''
'' Önce bir özgür olalım da, ondan sonra o özgürlükle ne yapacağımızı düşünürüz, demiştik. Belki de hiçbir şey yapmazdık. O hissin kendisi yeterdi bize. Özgürlüğü hep insanın canının istediğini yapması zannediyoruz, oysa özgürlük her şeyden evvel bir histir. İnsana bir şey yaptıran yahut yaptırmayan şey o histir.''
'' Ölmek yok olmak değildir, hadiseler aleminden hatırlar alemine geçmektir sadece. Başka farelerin hatıralarında yaşayacaksın şimdi. Seni unutan son fareye kadar yaşayacaksın. Sana patisiyle vuran kedi, seni unutana kadar yaşayacaksın. Bana rastladığında iyi oldu. Ben de unutmam seni.''
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder